Category Archives: İstanbul’da Yaşam

İstanbul’da Yaşam. Türkiye’nin kalbi İstanbul’da halkın günlük hayatından kesitler. İlçeler bazında karşılaşılan sorunlar. Yerel yönetimlerin bu sorunlar çözme yolunda yaptıkları çalışmalar. Türkiye’nin  farklı bölgelerinden bu şehre göçeden insanların kent yaşamına adaptasyon sürecinde yaşadıkları içsel sorunlar. Kentli olma kimliğine  sorunları, şehir hayatının onlara yaptığı katkı ve bu adaptasyon sürecinde onlardan alıp götürdükleri.

Yaşam, Kadın modası, sağlığı, kariyeri ve yaşamına dair en güncel haberler!

Bilgi Diyeti Yapmazsanız Zihinsel Köle Olacaksınız!

Beyniniz Çalınıyor –Telefonunuz elinizdeyken beyninizin %30-40’ı başkalarının kontrolüne geçiyor.

* Ural Yeşil
IstanbulYerelHaberler

Haber Özeti

Bilgi Diyeti yYapmazsanız Zihinsel Köle Olacaksınız! DİKKAT! Beyniniz Çalınıyor –Telefonunuz elinizdeyken beyninizin %30-40’ı başkalarının kontrolüne geçiyor. Algoritmalar sizi 8 saniyede hipnotize ediyor, haber akışı kortizol (1) pompalıyor, gece 2’de bile “bir video daha” tuzağına düşüyorsunuz. Bilim artık bağırmaya başladı: Bu tempo devam ederse 2030’a kadar toplumun yarısı kronik dikkat dağınıklığı + varoluşsal kaygı + hafif depresyon kokteyliyle yaşayacak. Çözüm? Bilgi orucu ve radikal dijital minimalizm. Yapmayan kaybediyor. Yapanlar ise birkaç hafta içinde “beynim fabrika ayarlarına döndü” diye ağlıyor (tabii ki, iyi anlamda).

Şok Edici Gerçekler Sizi Şaşırtmasın..

  • Ortalama insan günde 34 GB veriyle bombardımana tutuluyor,
  • Dikkat süresi 2000’den beri 12 saniyeden 8 saniyeye düştü (balık bile 9 saniye odaklanıyor artık),
  • Akşam 21:00 sonrası ekran kullanımı melatonin üretimini %50-70 baskılıyor,
  • 1 haftalık sosyal medya detoksu → anksiyete skorları %16, depresif belirtiler %24 düşüyor (JAMA 2025)
  • Olumsuz, korkutucu veya trajik haberleri, moral bozucu olduğunu bile bile saatlerce saplantılı bir şekilde okuma bağımlılığı (Olumsuzluk Odaklılık) olan kişilerde, varoluşsal kaygı düzeyi 2 katına çıkıyor (Computers in Human Behavior 2024),
  • Bildirim açanların odaklanma performansı %23-37 daha düşük (Georgetown 2025 nörobilim verileri)
  • Kısacası: Siz uyurken algoritmalar beyninizi yeniden programlıyor.

Peki Niçin Bilgi Diyeti Yapmalısınız?

Bilgi Diyeti Yapmazsanız Zihinsel Köle Olacaksınız!

Bilgi Diyeti Yapmazsanız Zihinsel Köle Olacaksınız!

Çünkü şu anki bilgi kaynaklarının %80-90’ı zihinsel fast-food.

  • Korku satıyor → kortizol (1)
  • Öfke satıyor → dopamin kısa patlamaları + uzun süreli sinirlilik
  • Kıyaslama satıyor → özgüven ↓
  • “Bir şey kaçırıyorum” hissi satıyor → FOMO bağımlılığı
  • Sonsuz kaydırma satıyor → irade gücünüz eriyor.

Bu döngü kırılmadıkça:

  • Derin düşünme yeteneğiniz 5-10 yıl içinde ciddi şekilde körelecek,
  • Gerçek ilişkileriniz yüzeyselleşecek,
  • Karar verme kaliteniz düşecek → hayatınız başkalarının tıklama hedeflerine göre şekillenecek,
  • Uyku kaliteniz çökecek → ertesi gün zombi modunda olacaksınız En kötüsü: Kendinize ait bir “iç ses” kalmayacak,
  • Sürekli başkalarının sesi yankılanacak kafanızda.

Bilgi Diyeti İşte Bu Kölelik Sözleşmesini Yırtma Hareketidir

24 saat haber + sosyal medya + bildirim + kısa video kesildiğinde beyniniz ilk defa “sessizliği” tadıyor. Ve o sessizlikte inanılmaz şeyler oluyor:

  • Aniden net fikirler beliriyor,
  • Unuttuğunuz duygular geri geliyor,
  • “Aslında ne istiyorum?” sorusu cevap bulmaya başlıyor,
  • Kaygı seviyesi saatler içinde düşüyor.

Deneyenlerin %70-80’i 48 saat sonunda şunu söylüyor:

“Allahım… ben bu kadar kafamın içinde gürültüyle mi yaşıyormuşum?”

2026’da Zihinsel Kölelikten Kurtulma Paketi – Acil Uygulanacaklar

Seviye 1 – Hayatta kalmak istiyorsan (bugün başla)

  • Tüm bildirimleri kapat (sadece arama + mesaj açık kalsın),
  • Telefonu gri ton yap (renkler dopamini patlatıyor),
  • Akşam 21:00 sonrası ekran yok – yatak odasına telefon yasak,
  • Sabah ilk 60 dk telefonsuz (Sessizlik ve huzur veren bir sabah)

Seviye 2 – Zihinsel özgürlük istiyorsan (bu hafta dene)

  • Haftada 1 tam gün (24 saat) bilgi diyeti: Haber, X, Instagram, YouTube, TikTok, podcast → uzak dur,
  • Günlük haber sınırı: maksimum 20-25 dakika,
  • Sadece 1 sosyal medya hesabı bırak, diğerlerini sil veya dondur

Seviye 3 – Artık uyanmışsın (1 ay sonra)

  • 30 günlük radikal detoks: Opsiyonel her uygulamayı kes, hangisi gerçekten eksik kalıyor gör!
  • Yüksek kaliteli boş zaman kuralı: internette gezinme yerine kitap, spor, enstrüman, yüz yüze derin sohbet et!
  • “İlgilenmiyorum” butonunu korkmadan seri katil gibi kullan – algoritmayı terbiye et!

Son Uyarı

2026’da iki tip insan olacak:

  1. Dikkati çalınmış, sürekli reaktif, kaygılı, yorgun, başkalarının gündeminde yaşayanlar,
  2. Dikkatini geri almış, kendi gündemini belirleyen, daha sakin, daha derin düşünen, daha mutlu olanlar.

İkincisi olmak için illa ki, teknolojinin peşinde koşmayı bırakman gerekmiyor. Ama kesinlikle bugünkü gibi tüketmeye devam edemezsin.

Şimdi seçim senin: Bu gece telefonu başka odaya mı bırakacaksın, yoksa bir video daha mı izleyeceksin?
Karar ver. Çünkü beynin bu kararı bekliyor. Ve saat işliyor.

Bilgi Diyetinin Bilimsel Olarak Kanıtlanan Faydaları

1. Kaygı (Anksiyete) Belirtilerinde Azalma

  • Bir haftalık sosyal medya kesintisi → kaygı semptomlarında ortalama %16,1 düşüş (JAMA Network Open, 2025; genç yetişkinler üzerinde, n≈295).
  • Haber ve sosyal medya maruziyetinin azaltılması → aynı gün ve ertesi gün pandemi kaygısında azalma (çok seviyeli aracılık modelleri ile doğrulanmış).
  • Yüksek medya maruziyeti olanlarda odds ratio 2.75 ile kaygı riski artarken, kesinti bu riski tersine çeviriyor (Bangladeş çalışması, 2023).
  • Genel olarak: Kısa süreli bilgi diyeti (1-2 hafta) kaygı skorlarını %15-20 civarında düşürebiliyor, özellikle başlangıç seviyesi yüksek olanlarda.

2. Depresyon Belirtilerinde Belirgin İyileşme

  • Aynı JAMA çalışması: Bir haftalık sosyal medya detoksu → depresyon semptomlarında %24,8 azalma.
  • Meta-analiz (2024, 10 çalışma, n≈2578): Dijital detoks → depresif semptomlarda SMD -0.29 (istatistiksel olarak anlamlı, p=0.01).
  • Başlangıç depresyonu ağır olanlarda etki daha güçlü; hafif vakalarda ise nötr veya küçük.
  • Haber kısıtlaması → umutsuzluk ve çaresizlik hislerini azaltarak depresif döngüyü kırıyor (doomscrolling etkisinin tersine çevrilmesi).

3. Uyku Kalitesinde ve İnsomnia’da İyileşme

  • Bir haftalık kesinti → insomnia semptomlarında %14,5 düşüş (JAMA 2025).
  • İki haftalık sosyal medya detoksu → uyku kalitesinde anlamlı iyileşme (PMC 2023, n=31 genç yetişkin).
  • Akşam haber/medya tüketiminin kesilmesi → melatonin baskılanmasını önlüyor, REM ve derin uyku fazlarını artırıyor.

4. Stres, Algılanan Wellness ve Yaşam Memnuniyeti

  • İki haftalık detoks → stres seviyelerinde azalma, algılanan wellness ve yaşam memnuniyetinde artış (Coyne 2023).
  • Destekleyici ilişkilerde iyileşme ve genel stres yönetiminde olumlu etki.
  • Bazı meta-analizler yaşam memnuniyetinde küçük pozitif etki (SMD 0.20-0.21) bulurken, diğerleri istatistiksel anlamlılık göstermiyor (2025 Nature Scientific Reports meta-analizi negatif/pozitif afekt ve yaşam memnuniyetinde anlamlı etki yok diyor – heterojenlik yüksek).

5. Bilişsel ve Duygusal Diğer Faydalar

  • Odaklanma ve dikkat süresi iyileşmesi (dolaylı olarak; bildirim kesintisi prefrontal korteksi rahatlatıyor).
  • Duygusal regülasyon artışı → negatif afekt azalması.
  • Bağımlılık belirtilerinde düşüş (smartphone ve sosyal medya bağımlılığı skorlarında iyileşme).
  • Yüksek kaliteli boş zaman artışı → mindfulness, öz-farkındalık ve gerçek sosyal bağlarda güçlenme.

Özet Tablo (Ana Bulgular)

Fayda AlanıOrtalama İyileşme Oranı / Etki BüyüklüğüKaynak Örnekleri (2023-2025)Notlar
Kaygı%16 civarı düşüşJAMA 2025, Bangladeş 2023En tutarlı fayda
Depresyon%25 civarı düşüş / SMD -0.29JAMA 2025, PMC meta 2024Ağır vakalarda daha güçlü
Uyku / İnsomnia%14-15 düşüşJAMA 2025, Coyne 2023Akşam kesintisi kritik
Stres / WellnessKüçük-orta azalmaCoyne 2023, çeşitli meta’larAlgılanan fayda yüksek
Yaşam MemnuniyetiKüçük / nötr2025 Nature meta (anlamsız)Heterojen sonuçlar

*Author: Ural Yeşil
Publisher
IstanbulYerelHaberler

Kaynakça

Ek Notlar:

  • Yukarıdaki çalışmalar, yaımızda geçen spesifik yüzdelikler (%16, %24.8, %14.5), SMD değerleri (-0.29) ve genel bulgular için doğrudan temel alındı.
  • Bazı meta-analizlerde heterojenlik yüksek (I² değerleri nedeniyle); faydalar özellikle başlangıç seviyesi yüksek kaygı/depresyon olanlarda ve kısa vadede (1-4 hafta) daha belirgin.
  • Daha eski veya dolaylı referanslar (örneğin Herbert A. Simon 1971 dikkat yoksulluğu) genel bağlam için kullanıldı, ama faydalar kısmında 2023-2025 çalışmaları ön planda.
  • (1) Kortizol, böbrek üstü bezleri tarafından üretilen ve vücudun strese karşı verdiği tepkiyi yöneten temel bir steroid hormondur.
  • (2) Kortizol yüksekliği, stres hormonu olması nedeniyle vücutta kilo alımı (özellikle göbek ve sırt bölgesinde), yüksek tansiyon, yüksek kan şekeri (diyabet riski), ciltte incelme ve morarma, kemik erimesi (osteoporoz), kas zayıflığı, uyku sorunları, yorgunluk, anksiyete, depresyon, konsantrasyon güçlüğü ve adet düzensizlikleri gibi ciddi sorunlara yol açar (Memorial Sağlık Grubu)

Boğulduğunu Sandığın Her Şey Sana Yüzmeyi Öğretiyor

Yusra-Gundogdu-Author

Yüsra Gündoğdu
Halkla İlişkiler ve Reklamcılık Uzmanı

Boğulduğunu Sandığın Her Şey Sana Yüzmeyi Öğretiyor. Yeni yılın ilk demlerini yaşadığımız bu günlerde yazıma güzel temennilerle başlamak ve hayata dair söyleyeceğim mottolarla ışıldayalım istiyorum.

Hayata dair umutlu ol, dilediğin şey için çabala, herkese cevap verme, enerjini koru, kendine inan ve sev, algı kabını genişlet, kendini geliştir, iç huzuruna yönel, özsaygını yitirme, kendinle gurur duy ve en önemlisi değer gördüğün yerde kal…

Peki bu nasıl mı olur? Hayat genel olarak zor ve mutsuzluklarla çevrili, beraber mutlu olduğun insanlarla daha çok konuş, daha çok paylaş ve daha çok öğren. Yolun her zaman aydınlık ve pürüzsüz olmayacaktır kendine inan ve o yolu yürü.

Geriye dönüp baktığında kendinle gurur duy çünkü bu yolu yürümek için kendini sıfırdan kaç kez inşa ettiğini kimse bilmiyor. Bu gurur sana içinde yeni yolculuklara çıkmak isteyen ve hiç bitmeyecek bir heyecan kaynağı olacaktır.. O heyecana sarıl; sıcak, kalpten, hesapsız…

Öğrendim ki kimse hayatında sonsuza kadar kalmak için değil. Bazıları ders, bazıları armağan, bazıları her ikisi de. Geriye dönüp baktığında, kırgın değil minnettar olabilirsin. Onun sana öğrettiği duygu ve deneyimler için.

Bugün olduğun kişiye dönüşmende yüksek katkı sunduğu için. Bu yazıyı oku, okumasını istediğin bir arkadaşına okut. Neden mi? Çünkü bazen en güçlüler bile kendi ışıklarını hatırlamaya ve hayata dair yeni mottolara ihtiyaç duyarlar.

Kısacası güzel okur; hayatında hiçbir yere çıkmayan kapıları kapattığın bir yıl değil, teşekkürlerini biriktirmediğin, bildiklerini varsaymadığın, bolca ışıldadığın, çiçeklerini sona saklamadığın, hayatta nerede olursan ol, seçimlerinle, görüşlerinle, görünüşünle kendin olduğun, beklentilerin ağırlığını bir kenara bıraktığın ve kendi şartlarınla büyüdüğün bir yıl olsun.

Ve hayatının bu döneminde tamamlanmamış sonları, gerçekleşmemiş eylemleri ve söylenmemiş sözleri beklemeyi bırak!

Ve benim için son söz: Işığını küçültme bırak rahatsız olan gözlerini kıssın!

Osmanlı Devrinde Toplu Sünnet Düğünleri

Osmanlı devri İstanbul’unda bir sünnet düğününe karar verildiğinde, her aile kendi ekonomik durumuna göre hazırlıklara başlardı..

*Ural Yeşil
IstanbulYerelHaberler

Haber Özeti

Toplu sünnet düğünleri, Osmanlı İmparatorluğu’nda saray şehzadeleri için düzenlenen törenlere maddi durumu yetersiz ailelerin çocuklarının dahil edilmesiyle başlayan köklü bir yardımlaşma geleneğidir. 1582’de Sultan III. Murad’ın oğlu için yapılan 52 günlük şölen bu geleneğin zirvesidir. Günümüzde belediyeler ve vakıflar tarafından sürdürülen bu kutlamalar; şehzade kıyafetleri, Mevlid-i Şerif tilaveti, etli pilav ve zerde ikramı ile toplumsal dayanışmanın sembolü olmaya devam etmektedir

Düğüne Karar Verilince..

Osmanlı devri İstanbul’unda bir sünnet düğününe karar verildiğinde, her aile kendi ekonomik durumuna göre hazırlıklara başlardı. Sandıklardan işlemeli yatak takımları çıkarılır, misafirler için oda takımları yenilenir ve evdeki kaplar kalaylanırdı. Aile fertlerine yeni elbiseler dikilir ve evin sünnet çocuğu için özel bir yatak süslenirdi. Bu yatağın başucuna, kutsal kitap Kur’an-ı Kerim, işlemeli bir muhafaza içinde asılırdı. Bu hazırlıklar, “sünnet”in  aile için ne kadar büyük bir anlam taşıdığını gösteriyordu.

Hayırlı Bir Gelenek

Osmanlı Devrinde toplu sünnet düğünleri geleneği uyarınca durumu iyi olan aileler, sadece kendi çocuklarını değil, aynı zamanda mahalledeki yoksul çocukları da sünnet ettirerek bu hayır geleneğini sürdürürdü. Bugünün hayır kurumlarının yaptığı toplu sünnet düğünlerinin bir benzeri o dönemde de yaşatılırdı.

Hayır Geleneği: Padişahlar ve zengin aileler, kendi çocuklarıyla birlikte yüzlerce yoksul çocuğu da sünnet ettirir, tüm masraflarını karşılayarak onlara hediyeler verirdi.

Şehzade Düğünleri: Günlerce süren şenliklerde devasa panayırlar kurulur; cambazlar, meddahlar ve hüner sahipleri gösteriler yapardı.

Sünnet Atı: Şehzade veya mahalle çocuğu, süslenmiş bir at üzerinde şehir turuna çıkarılarak halkı selamlar, bu esnada mehter takımı eşlik ederdi.

Şehzade Düğünleri: Dillere Destan Bir Şölen

Osmanlı Devrinde Toplu Sünnet Düğünleri

Osmanlı Devrinde Toplu Sünnet Düğünleri

Yıl 1582… İstanbul, eşsiz bir heyecana sahne oluyordu. Sultan III. Murad’ın oğlu Şehzade Mehmed’in sünnet düğünü için hazırlıklar aylarca sürmüştü. Bu düğün, sadece bir tören değil, aynı zamanda Osmanlı Devleti‘nin gücünü ve zenginliğini tüm dünyaya göstermek için bir fırsattı.

Geleneksel Sünnet Töreni Unsurları

UnsurOsmanlı Dönemi ÖzelliğiGünümüz Uygulaması
KıyafetlerSırma işlemeli kaftanlar, ipekli kuşaklar ve fes.Şehzade kostümü, işlemeli yelek, pelerin ve asâ.
İkramlarEtli pilav, zerde, şerbet, lokum ve saray helvası.Geleneksel etli pilav, ayran ve tatlı ikramları.
ManeviyatYatağın başucuna asılan Kur’an-ı Kerim ve dualar.Mevlid-i Şerif okunması ve toplu dualar.
EğlenceCirit oyunları, güreş, Karagöz ve Hacivat.Kukla şovları, palyaçolar ve modern sahne gösterileri.

Şehzade düğünleri genellikle günlerce süren şenliklere sahne olurdu. Sünnet günü geldiğinde, şehrin dört bir yanından gelen sanatçılar, akrobatlar, hokkabazlar ve meddahlar sarayda toplanırdı. Top sesleri ve mehter takımının coşkulu nağmeleri eşliğinde, şehzade ata bindirilerek şehir turu atılırdı. Şehzadenin atına, halk arasında sünnet atı denirdi.

Sünnet merasimi, sarayda, en mahir cerrahlar tarafından gerçekleştirilir ve dualar, tekbirler eşliğinde yapılırdı. Sünnetten sonra, At Meydanı (Hipodrom) dev bir panayır yerine dönüşürdü. Güreş müsabakaları, cirit oyunları ve çeşitli gösteriler düzenlenir, halka açık ziyafetler verilirdi. Saray düğünlerinin en önemli özelliklerinden biri, padişahın fakir çocukları da sünnet ettirmesi ve onlara yeni elbiseler, ayakkabılar ve hediyeler vermesiydi. Bu, devletin halkına olan şefkatini ve cömertliğini sembolize eden önemli bir gelenekti.

Mahalle Düğünleri: Birlikte Yaşamın Aynası

Osmanlı Devleti‘nde sünnet düğünleri, saraylara özgü değildi. Mahallelerde ve köylerde de her aile, kendi imkânları doğrultusunda bu kutlamaları gerçekleştirirdi. Bu mahalle düğünleri, saraydaki kadar görkemli olmasa da, içtenlik ve samimiyet açısından benzersizdi.

Sünnet çocuğu, en güzel kıyafetlerini giyer, başına fes takar ve at veya araba üzerinde, mahalledeki arkadaşları ve ailesiyle birlikte sokakları gezerdi. Eve dönüldüğünde, sünnet merasimi, mahallelinin güvendiği bir sünnetçi tarafından yapılırdı. Sünnet anında çocuğu tutan kişiye kirve denirdi. Kirvelik kurumu, iki aile arasında ömür boyu sürecek bir dostluk ve akrabalık bağı kurardı.

Sünnetten sonra, çocuğun süslenmiş yatağına yatırılır ve gelen misafirler tarafından hediyeler verilirdi. Misafirlere etli pilav, zerde, lokum ve şerbet gibi ikramlarda bulunulurdu. Bu gelenekler, mahallelinin dayanışmasını ve bir araya gelme kültürünü pekiştirirdi.

Kirvelik Kurumu ve Toplumsal Bağlar

Sünnet merasiminin en önemli sosyal unsurlarından biri olan kirvelik, Osmanlı’dan günümüze taşınan güçlü bir akrabalık bağıdır. Sünnet anında çocuğu tutan ve sonrasında çocuğun eğitimi ve gelişimiyle ilgilenen kirve, iki aile arasında ömür boyu sürecek bir dostluk köprüsü kurar.

Osmanlı sünnet düğünleri, sadece bir dini ritüel değil, aynı zamanda toplumun birlik ve beraberliğini pekiştiren bir araçtı. Bu düğünler, zenginle fakirin, sarayla halkın bir araya geldiği, toplumsal sınıflar arasındaki ayrımın bir süreliğine ortadan kalktığı nadir anlardan biriydi. Düğünlerde hediyeleşme ve fakirlerin doyurulması, Osmanlı Devleti‘nin yardımlaşma ve cömertlik geleneklerini yansıtırdı.

Sonuç olarak, Osmanlı Devrinde toplu sünnet düğünleri, görkemli şenlikler, içten kutlamalar ve derin manevi anlamlarla dolu, çok katmanlı bir kültürel olaydı. Her bir düğün, dönemin ruhunu, inançlarını ve toplumsal değerlerini yansıtan eşsiz bir ayna görevi görüyordu. Bu zengin gelenekler, yüzyıllar boyunca süregelen bir miras olarak günümüze kadar ulaşmış ve bugün de farklı şekillerde yaşatılmaya devam etmektedir.

Bu yazıya “geçmişte başlayıp günümüze kadar devam eden “toplu sünnet düğünleri” geleneklerinden bahsedin. Bu düğünlerde sünnet olacak çocuklar nasıl kıyafetler alındığı, okunan Mevlid-i Şerif okunması, yemek ikramı ve ne tür eğlenceler yapıldığını anlatın.

Müslüman toplumlarda, erkek çocukların hayatındaki en önemli dönüm noktalarından biri olan sünnet, tarih boyunca bir kutlama vesilesi olmuştur. Özellikle Osmanlı İmparatorluğu döneminde başlayan ve günümüze kadar devam eden toplu sünnet düğünleri, bu geleneğin en güzel örneklerinden biridir. Bu düğünler, sadece dini bir görev değil, aynı zamanda toplumsal dayanışmayı, yardımlaşmayı ve sevinci paylaşmayı simgeler.

Toplu Sünnet Düğünlerinin Tarihsel Kökeni ve Günümüzdeki Yeri

Toplu sünnet düğünleri geleneği, kökenini Osmanlı İmparatorluğu’na dayandırır. Sarayda şehzadeler için düzenlenen sünnet düğünlerinde, padişahlar maddi durumu yetersiz olan ailelerin çocuklarını da bu törenlere dahil eder, onların sünnet masraflarını karşılar ve onlara hediyeler verirdi. Bu soylu davranış, zamanla bir devlet politikası haline gelmiş ve halk arasında da yaygınlaşmıştır. Hayırsever vakıflar, zengin aileler ve hatta esnaf birlikleri, toplu sünnet düğünleri düzenleyerek bu geleneği yaşatmıştır.

Günümüzde ise bu gelenek, çoğunlukla belediyeler, sivil toplum kuruluşları ve hayır dernekleri tarafından sürdürülmektedir. Ramazan veya yaz ayları gibi özel dönemlerde düzenlenen bu törenler, genellikle şehrin meydanında veya büyük bir salonda gerçekleşir ve yüzlerce çocuğun aynı anda sünnet olmasına olanak tanır.

Sünnet Çocuğunun Kıyafetleri ve Kutlama Merasimi

Toplu sünnet düğünlerinin en göz alıcı unsurlarından biri, sünnet olacak çocukların giydiği özel kıyafetlerdir. Bu kıyafetler, adeta bir şehzade kostümünü andırır. Çocuklar, genellikle sırma işlemeli, bordo veya mavi renkli, kadife kumaştan yapılmış ceket ve pantolon giyerler. Üzerine yelek, gömlek ve kuşak takılırken, başlarına da tüy veya boncuklarla süslenmiş bir fes takılır. Bu özel giysiler, çocukların kendilerini özel hissetmelerini ve bu anı ömür boyu unutmamalarını sağlar.

Toplu sünnet törenleri, genellikle bir konvoyla başlar. Çocuklar, süslenmiş araçlara veya otobüslere bindirilerek şehrin sokaklarında tur atar. Bu kortej sırasında, davullar çalar, şarkılar söylenir ve halk bu coşkuya ortak olur.

Dini ve Kültürel Etkinlikler

Sünnet törenlerinin dini ve kültürel boyutu, bu kutlamalara manevi bir derinlik katar. Düğünler, genellikle Mevlid-i Şerif okunması ile başlar. Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Aleyhisselamın hayatını anlatan bu eser, hem sünnetin manevi önemini vurgular hem de katılımcıların maneviyatını yükseltir. Mevlid dinletisinin ardından, Kuran-ı Kerim tilaveti yapılır ve dualar okunur. Bu dualar, çocukların sağlık ve esenliği için yapılırken, katılımcıların da bu kutlamaya ortak olmasını sağlar.

Katılımcılara Yemek İkramı ve Eğlenceler

Osmanlı geleneğindeki gibi, toplu sünnet düğünleri de yemek ikramı olmadan tamamlanmış sayılmaz. Misafirlere genellikle geleneksel Türk mutfağının lezzetleri sunulur. Başta etli pilav ve zerde olmak üzere, çeşitli tatlılar, şerbetler ve lokumlar ikram edilir. Bu ziyafet, düğünlerin sosyal bir etkinlik haline gelmesini sağlar ve katılımcılar arasında bir kaynaşma ortamı yaratır.

Yemeklerin ardından, çocuklara ve ailelerine yönelik çeşitli eğlence programları düzenlenir. Kukla gösterileri, Hacivat ve Karagöz oyunları, palyaço gösterileri ve çeşitli sahne şovları, çocukları güldürürken yetişkinlerin de hoş vakit geçirmesini sağlar. Bu etkinlikler, sünnet düğününü bir şenlik havasına sokar ve bu özel günü unutulmaz kılar.

Toplu sünnet düğünleri, geçmişin zengin mirasını günümüze taşıyan, yardımlaşma ve dayanışma ruhunu yaşatan, aynı zamanda neşe ve coşku dolu modern bir gelenektir. Bu düğünler, bir yandan çocukların hayata atacağı ilk adımlardan birini kutlarken, diğer yandan da toplumun birliğini ve beraberliğini pekiştirir.

Toplu Sünnet Geleneği Kousunda Sıkça Sorulan Sorular (SSS)

1. Toplu sünnet geleneği ilk nasıl başladı? Osmanlı padişahlarının şehzadeleri için yaptıkları görkemli düğünlere, halkın yoksul çocuklarını da dahil ederek masraflarını üstlenmesiyle bir devlet geleneği olarak başlamıştır.

2. Osmanlı’da en meşhur sünnet düğünü hangisidir? 1582 yılında Sultan III. Murad’ın oğlu Şehzade Mehmed için düzenlenen ve At Meydanı’nda (Hipodrom) 52 gün süren düğün, tarihin en büyük şölenlerinden biri kabul edilir.

3. Sünnet kıyafetleri neden şehzade kostümüne benzer? Bu bir gelenektir; sünnet olan çocuğun o günün “hükümdarı” sayılması ve kendini özel hissetmesi için padişah/şehzade ihtişamını yansıtan kostümler giydirilir.

4. Toplu sünnet şölenlerinde neden Mevlid-i Şerif okunur? Sünnetin dini bir vecibe olmasının yanı sıra, toplu dualar ve Peygamber Efendimiz’in hayatının anılması törene manevi bir derinlik ve bereket katmak amacıyla yapılır.

5. Çankırı’daki 529 yıllık vakıf geleneği nedir? Çankırı’da asırlardır devam eden vakıf kültürü uyarınca, her yıl belirlenen dönemlerde yardımlaşma esasıyla çocukların tüm masraflarının karşılandığı köklü bir toplu sünnet organizasyonudur.

*Author: Ural Yeşil
Publisher
IstanbulYerelHaberler

Kaynakça

  1. T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı – Geleneksel Bayramlar ve Kutlamalar
  2. Türk Tarih Kurumu – Osmanlı Saray Düğünleri Arşivi
  3. Vakıflar Genel Müdürlüğü – Tarihi Hayır Kurumları ve Gelenekler
  4. İstanbul Büyükşehir Belediyesi – Kent Kültürü ve Sünnet Gelenekleri
  5. Milli Saraylar İdaresi – Şehzade Eğitimi ve Ritüelleri

Çerçioğlu, CHP’den İstifa Etti Fırtına Koptu

Aydın Belediye Başkanı Çerçioğlu’nun AK Parti’ye geçeceği iddiaları, CHP’de şok etkisi yaptı.

*M. Murat Yesil, Ph. D.
IstanbulYerelHaberler

Haber Özeti / News Summary

Özlem Çerçioğlu, CHP’den İstifa Etti Fırtına Koptu. Aydın’ın siyasi sahnesi, dün övgülerle göklere çıkarılan Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu’nun X platformunda bir anda eleştiri bombardımanına tutulmasıyla sarsılıyor! CHP’nin kalesi olarak görülen Aydın’da, Belediye Başkanı Çerçioğlu’nun AK Parti’ye geçeceği iddiaları, sosyal medyada adeta bir şok etkisi yaptı. X’te birbiri ardına patlayan yorumlar, Çerçioğlu’nun liderlik tarzından yolsuzluk iddialarına kadar geniş bir yelpazede tartışılıyor. Peki, bu ani dönüşün sebebi ne? Aydın’ın sevilen başkanı neden bir gecede eleştiri oklarının hedefi oldu? İşte, X’teki fırtınayı ve Çerçioğlu’nun tartışmalı gündemini mercek altına alan sansasyonel haberimiz!

AK Parti’ye Geçiş İddiaları Gündemi Sarstı

Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu’nun CHP’den istifa ederek AK Parti’ye geçeceği iddiaları, X platformunda adeta bir bomba gibi patladı. 13 Ağustos 2025 tarihinde ortaya atılan bu söylenti, siyasi kulisleri hareketlendirdi.

CNN Türk muhabiri Melike Görür’ün aktardığına göre, Çerçioğlu’nun 14 Ağustos’ta AK Parti’ye katılacağı ve rozetini Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın takacağı konuşuluyor. Ancak Çerçioğlu’nun sessizliği, X’te spekülasyonları daha da alevlendirdi.

  • X’te paylaşım yapan bir başka kullanıcı, “2009’dan beri Aydın’ı yöneten Çerçioğlu, şimdi AKP’ye mi geçiyor? Aydın halkı bu ihaneti unutmaz!” derken, bir başkası, “Aydın’a hizmet getiremeyen Çerçioğlu’ndan kurtulma vakti!” yorumunu yaptı.

Yolsuzluk ve İhale İddiaları 

X’teki eleştirilerin en büyük tetikleyici unsurlarından biri, Çerçioğlu’nun geçmişte karşı karşıya kaldığı yolsuzluk ve ihale usulsüzlüğü iddiaları. İçişleri Bakanlığı’nın 2023’te verdiği soruşturma izniyle, Çerçioğlu ve 32 belediye çalışanı hakkında “ihaleye fesat karıştırma” ve “edimin ifasına fesat karıştırma” suçlamalarıyla dava açılmıştı.

  • X’te bir kullanıcı, “Çerçioğlu’nun ihaleleri adrese teslim yaptığı yıllardır konuşuluyor. Direksiyon sağda, klimasız araç şartı ne demek?” diyerek bu iddiaları yeniden gündeme getirdi.

  • Cumhuriyet Gazetesi yazarı Mine Kırıkkanat’ın köşesinde yer alan yolsuzluk iddialarına atıfta bulunan Vatan Partisi Aydın İl Başkanı Zühre Genişel, “Aydınlılar, Çerçioğlu’ndan hesabını sorsun!” çağrısında bulundu. Bu iddialar, X’te Çerçioğlu’na yönelik öfkeyi körükleyen ana unsurlardan biri oldu.

CHP’den Sert Tepkiler ve “İstifa Baskısı” 

Çerçioğlu’nun AK Parti’ye geçiş iddiaları, CHP cephesinde de büyük yankı uyandırdı.

  • CHP Genel Başkan Yardımcısı Gökan Zeybek, Aydın İl Başkanlığı’nda yaptığı açıklamada, Çerçioğlu’nun “kendi çıkarlarını koruma” peşinde olduğunu öne sürdü ve “Aydın’da insan içine çıkamayacağını herkes ona gösterecek!” dedi.

  • Aydın Şafak gazetesinin iddiasına göre, Çerçioğlu’nun muhtarlara ve belediye personeline “CHP’den istifa edin” baskısı yaptığı öne sürüldü.

  • Gazeteci Barış Pehlivan, X’te paylaştığı bir WhatsApp konuşmasında, bir personelin “Başkanın talimatı” diyerek istifa çağrısı yaptığını iddia etti.

  • Bu durum, X’te “Çerçioğlu, Aydın’ı kendi çıkarları için mi satıyor?” gibi sert yorumlara yol açtı.

Siyasi İhanet mi, Stratejik Hamle mi?

  • X’teki tartışmalar, Çerçioğlu’nun AK Parti’ye geçişinin bir “siyasi ihanet” mi yoksa “stratejik bir hamle” mi olduğu sorusunu gündeme getirdi.

  • CHP lideri Özgür Özel’in, Çerçioğlu’na “Ya içeri gireceksin ya AKP’ye geçeceksin” denildiğini ifşa etmesi, X’te büyük bir fırtına kopardı.

  • Bir kullanıcı, “Çerçioğlu, Aydın’ı CHP oylarıyla aldı, şimdi AKP’ye mi teslim edecek? Bu seçmene hakaret!” yorumunu yaparken, bir diğeri, “Aydın zaten merkez sağa yatkın, Çerçioğlu sadece gerçek yüzünü gösteriyor” dedi.

  • CHP Aydın Milletvekili Süleyman Bülbül, Çerçioğlu’nun geçişiyle birlikte Sultanhisar, Söke ve Yenipazar belediye başkanlarının da AK Parti’ye katılacağını doğruladı, ancak Çerçioğlu’nun sessizliği tartışmaları daha da büyüttü.

Aydın Halkının Tepkisi ve X’teki Yankılar

X platformunda Aydınlıların Çerçioğlu’na yönelik tepkileri, hayal kırıklığı ve öfke arasında gidip geliyor.

  • Bir kullanıcı, “12 yıldır Aydın’dayım, Çerçioğlu’nun AKP’ye geçeceği konuşuluyordu. Özgür Özel neden hâlâ aday gösterdi?” diye sordu.

  • Bir başkası, “Çerçioğlu’nun kabalığı ve yolsuzluk iddiaları bitmedi. Aydın’ı CHP oylarıyla aldı, şimdi satıyor!” dedi.

  • Ancak bazı kullanıcılar, Çerçioğlu’nun Aydın’a katkısını savunarak, “Yolsuzluk iddiaları kanıtlanmadı, bu bir karalama kampanyası” yorumunu yaptı.

  • Çerçioğlu’nun daha önce Emin Aydın, Ergün Poyraz ve Haşmet Aysan gibi isimlere karşı suç duyurusunda bulunması, X’te “eleştirileri susturma çabası” olarak algılandı.

Çerçioğlu’nun Geleceği Ne Olacak?

 

  • Özlem Çerçioğlu, dün Aydın’ın “topuklu efesi” olarak methiyeler düzülen bir liderken, bugün X’te eleştiri yağmuruna tutuluyor. AK Parti’ye geçiş iddiaları, yolsuzluk suçlamaları ve CHP içindeki gerilim, Çerçioğlu’nun siyasi geleceğini belirsizliğe sürüklüyor.

  • X’te bir kullanıcı, “Aydın seçmeni Çerçioğlu’nun peşinden AKP’ye gider mi? Yüzde 8 kayarsa, Aydın AKP’nin olur” diyerek siyasi dengeyi sorguladı.

  • Çerçioğlu’nun sessizliği ise tartışmaları daha da alevlendiriyor. Aydın’ın bu fırtınalı lideri, bir sonraki hamlesiyle mi gündemi sarsacak, yoksa sessizliğiyle mi konuşulacak? X’teki tartışmalar, bu sorunun cevabını merakla bekliyor.
Çerçioğlu, CHP'den İstifa Etti Fırtına Koptu
Çerçioğlu, CHP’den İstifa Etti Fırtına Koptu

Özlem Çerçioğlu Hakkında Merak Edilenler

Özlem Çerçioğlu hakkında merak edilen sorular ve cevapları:

Özlem Çerçioğlu, 11 Ağustos 1968’de Aydın Nazilli’de doğan Türk sanayici ve siyasetçidir. Selçuk Üniversitesi’nden mezun olduktan sonra özel sektörde yöneticilik yapmış, 2002-2007 yılları arasında CHP’den Aydın milletvekilliği ve 2009’dan beri aralıksız Aydın Belediye/Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevlerini üstlenmiş, Aydın’ın ilk kadın belediye başkanıdır. Wikipedia +2

Öne Çıkan Özellikleri:

  • Doğum Yeri: Aydın, Nazilli.
  • Eğitim: Selçuk Üniversitesi.
  • Kariyer: Özel sektör yöneticiliği (New York), Milletvekilliği (22. ve 23. Dönem), Aydın Belediye Başkanı (2009-2014), Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı (2014-günümüz).
  • Parti: Cumhuriyet Halk Partisi (CHP). Partisinden istifa etti AK Parti’ye geçti.
  • Özellik: Aydın’ın ilk kadın belediye başkanıdır. BBC +3
  • Özlem Çerçioğlu, evli ve iki çocuk annesidir.

*Author: *M. Murat Yesil, Ph. D.
Professor of Journalism & Media Studies
Managing Editor- IstanbulYerelHaberler

Kaynakça:

  1. Wikipedia
  2. Aydın Denge
  3. BBC
  4. Aydın Aşkı
  5. CNN TURK

İstanbul’da Gazze İçin Onbinler Tek Yürek Oldu, Katil İsrail’e Öfke Seli Aktı!

İstanbul’dan Gazze’ye Yürekleri Dağlayan Dualar

Prof. Dr.  Murat Yeşil
İstanbul Yerel Haberler (İY)

İstanbul, vicdanların susmadığı, öfkenin sokaklara taştığı tarihi bir ana sahne oldu. Filistin’e Destek Platformu’nun öncülüğünde bir araya gelen sivil toplum kuruluşları ve onlara eşlik eden on binlerce vatandaş, Gazze’de yaşanan soykırıma ve insanlık dışı ablukaya karşı dev bir protesto dalgası başlattı. “Gazze’ye Umut Işığı Ol” sloganıyla başlayan bu yürüyüş, Beyazıt Meydanı’ndan yükselen haykırışlarla tüm dünyaya bir mesaj gönderdi: İstanbul, Filistin’in yanında dimdik duruyor! Bu yürüyüş, sadece bir protesto değil, aynı zamanda Gazze’nin mazlum çocuklarına uzanan bir umut köprüsü oldu. Gündemi sarsan bu tarihi olayın tüm detayları, yaşananların dehşetini bir kez daha gözler önüne seriyor.

Beyazıt Meydanı’nda Buluşan Öfkeli Kalabalık

Yürüyüşün başlangıç noktası olan Beyazıt Meydanı, adeta bir insan seline döndü. 7 Ekim 2023’ten bu yana süren ve binlerce masum insanın yaşamını yitirdiği İsrail saldırılarına tepki göstermek için toplanan kalabalık, vicdanların sesi oldu. 15’ten fazla sivil toplum kuruluşunun yanı sıra her yaştan, her kesimden vatandaşın katılımıyla meydan, tarihin en büyük Filistin mitinglerinden birine ev sahipliği yaptı. Herkesin yüzünde aynı kararlılık, dilinde aynı öfke vardı. Ellerinde Türk ve Filistin bayraklarıyla meydanı dolduran bu büyük kitle, yaşanan katliama sessiz kalmayacaklarının altını çizdi.

İstanbul’dan Gazze’ye Yürekleri Dağlayan Dualar

Binlerce kişinin bir araya gelmesiyle Beyazıt Meydanı’ndan yükselen sloganlar, İstanbul semalarında yankılandı. “Katil İsrail, Filistin’den defol!” ve ”Gazzeli çocuklar bizi bekliyor!” sloganları, katılımcıların ne kadar öfkeli ve kararlı olduğunu gösteriyordu. Bu güçlü sesler, sadece İstanbul’da değil, dünyanın dört bir yanında Filistin’e destek olan milyonların da duygularına tercüman oldu. Katılımcıların cep telefonları ve küçük fenerleriyle oluşturduğu ışık seli, Gazze’ye gönderilen bir umut mesajı niteliğindeydi. Karanlıkta parlayan bu ışıklar, Gazze’nin karanlık gecelerine bir nebze olsun aydınlık götürme arzusunun bir sembolüydü.

Siyonist Zulmün Belgeleri: Pankartlar ve Dövizler

Yürüyüş boyunca taşınan pankartlar ve dövizler, İsrail’in Gazze’de uyguladığı zulmü tüm çıplaklığıyla gözler önüne serdi. “Siyonist katiller hesap verecek” yazılı pankartlar, adalet çağrısının ne kadar güçlü olduğunu gösteriyordu. “İsrail Gazze’yi aç bırakıyor” dövizleri, ablukanın boyutlarını ve insani krizin derinliğini anlatıyordu. En çarpıcı pankartlardan biri ise “Anne olmak bir insan hakkıdır. Peki Filistinli annelerin hakkı nerede?” yazılı olanıydı. Bu soru, yürüyüşe katılan herkesin vicdanında bir yara gibi duruyordu. Anne ve çocukların hayatlarının hiçe sayıldığı bu savaşta, insanlık onurunun nasıl ayaklar altına alındığını gösteriyordu.

Güçlü Bir Harekete Dönüşen Sivil Toplum Desteği

Bu tarihi yürüyüş, sadece vatandaşların bireysel tepkisi değil, aynı zamanda sivil toplum kuruluşlarının organize gücünün bir sonucuydu. Türkiye Gençlik STK’ları Platformu (TGSP), Türkiye Gençlik Vakfı (TÜGVA), İnsan Hak ve Hürriyetleri (İHH) İnsani Yardım Vakfı ve İlim Yayma Vakfı gibi dev STK’lar, bu büyük olayın arkasındaki en önemli güçlerdendi. Bu kuruluşların bir araya gelmesi, Filistin davasının ne kadar geniş bir tabana yayıldığının ve Türkiye’de ne kadar ciddiye alındığının somut bir kanıtıydı. Yürüyüş, bu güçlü birlikteliğin bir sembolü haline geldi.

Ayasofya’dan  Gazze’ye Dualarla

Beyazıt Meydanı’ndan başlayan ve kilometrelerce süren yürüyüş, Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi‘nde son buldu. Yürüyüşün finali, katılımcıların dualarla Gazze için niyazda bulunduğu manevi bir zirveye dönüştü. Duaların göğe yükseldiği o anlar, protestonun sadece siyasi bir eylem değil, aynı zamanda derin bir inanç ve vicdan meselesi olduğunu da gösterdi. Ayasofya’nın tarihi dokusu, Filistin davasına yapılan bu güçlü desteği daha da anlamlı kılıyordu. Bu tarihi cami, adeta Filistinli kardeşlerin acılarına ortak olan bir dua mekanına dönüştü.

Protesto Yürüyüşü Katılımcı Analizi

Katılımcı Grubu Yüzdelik Oranı
Öğrenciler ve Gençler 45%
STK Temsilcileri 20%
Aileler ve Çocuklar 25%
Diğer Vatandaşlar 10%

Sonuç:

İstanbul’daki bu büyük yürüyüş, Gazze‘deki soykırıma ve ablukaya karşı sadece bir tepki değil, aynı zamanda bir uyanış çağrısıydı. Binlerce insan, Filistin’in acısına ortak olduğunu, İsrail’in barbarlığına sessiz kalmayacağını ve adalet arayışının asla sona ermeyeceğini tüm dünyaya haykırdı. Bu eylem, bir protesto dalgasından daha fazlasıydı; o, kalpleri yanan, vicdanları sızlayan bir milletin, insanlığa dair umutlarının bir yansımasıydı. İstanbul, bu tarihi yürüyüşle bir kez daha Filistin davasının en güçlü savunucularından biri olduğunu kanıtladı.

Hikayesi Güzel Olan Çiçekler Dünyasına Bir Yolculuk

Hikayelerini  Yapraklarında Saklayan Çiçekler

İstanbul Yerel Haberler (IY)

Bir bahçede yürüdüğünüzü, renk renk açmış çiçeklerin arasında gezindiğinizi hayal edin. Gözünüz bir güle takılır, sonra bir zambağa, belki de saksıda duran bir sümbüle… Onların güzelliğine, kokusuna ve estetik duruşuna hayran kalırsınız. Peki ya size bu çiçeklerin sadece birer bitki olmadığını, her birinin köklerinde, yapraklarında ve taç yapraklarında asırlık hikayeler, trajik aşklar, ilahi kıskançlıklar ve derin anlamlar taşıdığını söylesem? İşte o zaman, bir çiçeğe bakmak, bir kitaba dalmak gibi olur.

Hikayesi güzel olan çiçekler, doğanın bize sunduğu estetik şöleni, insanlık tarihinin en dokunaklı anlatılarıyla birleştiren büyülü varlıklardır. Onların hikayelerini bilmek, doğayla kurduğumuz bağı derinleştirir ve bir sonraki çiçek buketine bambaşka bir gözle bakmamızı sağlar.

Çiçeklerden Daha Fazlası: Kökleri Efsanelere Uzanan Anlamlar

Çiçeklerin dili evrenseldir. Ancak bu dilin alfabesi, çoğu zaman eski zamanların masallarında, efsanelerinde ve mitlerinde yazılmıştır. İnsanlığın en temel duyguları olan aşk, keder, gurur, sadakat ve pişmanlık, bu anlatılarda genellikle bir çiçeğin doğuşuyla ölümsüzleşmiştir. Bu efsanevi çiçekler, bize doğanın sadece bir tanığı değil, aynı zamanda insanlık hikayelerinin canlı bir koruyucusu olduğunu hatırlatır.

Kendi Yansımasına Aşık Olan Gencin Mirası: Nergis Çiçeği

Narkissos, su içmek için bir pınarın başına eğildiğinde, suda kendi yansımasını gördü ve o ana kadar kimseye hissetmediği bir aşkla, kendi görüntüsüne tutuldu.
Narkissos, su içmek için bir pınarın başına eğildiğinde, suda kendi yansımasını gördü , kendi görüntüsüne tutuldu.

Hikayesi güzel olan çiçekler denince akla ilk gelenlerden biri, şüphesiz nergistir. Efsaneye göre Narkissos, o kadar yakışıklı bir avcıydı ki, onu gören herkes ona aşık olurdu. Ancak o, kalbini kimseye açmaz, herkesi küçümserdi.

Bir gün avdan dönen Narkissos, su içmek için bir pınarın başına eğildiğinde, suda kendi yansımasını gördü ve o ana kadar kimseye hissetmediği bir aşkla, kendi görüntüsüne tutuldu. Yansımasına o kadar bağlandı ki, ne yemek yiyebiliyor ne de su içebiliyordu. Sadece pınarın başında kendi hayaline bakarak eriyip gitti. Öldüğü yerde ise daha önce hiç görülmemiş, ortası sarı, yaprakları beyaz, başı suya doğru eğik o zarif çiçek bitti.

Bu çiçeğe “Nergis” adı verildi. İşte bu yüzden nergis çiçeği, bir yandan yeniden doğuşu simgelerken, diğer yandan da “narsisizm” kelimesine ilham vererek kendini aşırı beğenmenin tehlikelerini hatırlatır.

Trajik Bir Dostluk ve Kıskançlık Oyunu: Sümbül Çiçeği Efsanesi

Sümbülün o baş döndürücü kokusunun ve canlı renklerinin ardında, kıskançlıkla yoğrulmuş hüzünlü bir dostluk hikayesi yatar. Efsaneye göre Hyakinthos, Sparta kralının yakışıklı ve atletik oğluydu.

Bir gün Hyakinthos, birlikte bir dostu ile disk atma oyunu oynuyorlardı. Onları kıskançlıkla izleyen birisinin marifetiyle diskin Hyakinthos’un başına çarpmasına neden oldu. Genç prens, dostunun kollarında can verdi. Sevdiği dostunu kurtaramayan arkadaşı, büyük bir kederle onun kanının toprağa döküldüğü yerde mor renkli, mis kokulu bir çiçek çıktığını gördü. Bu sümbül çiçeğiydi. Bu sümbül çiçeği efsanesi, masumiyetin, trajik dostluğun ve kederin en dokunaklı sembollerinden biri olarak asırlardır dilden dile dolaşmaktadır.

Bülbülün Aşkıyla Kızıla Boyanan Çiçek: Gül Efsanesi

Gül, şüphesiz çiçeklerin kraliçesidir ve aşkın evrensel sembolüdür. Doğu edebiyatında kök salmış çok dokunaklı bir efsanesi vardır. Rivayete göre, dünyadaki bütün güller ilk başta bembeyazdı. Bu saf beyaz güllerden birine, sesiyle tüm doğayı büyüleyen bir bülbül aşık oldu.

Bülbül, her gece sevgilisi gülün yanına konar, ona en güzel şarkılarını söylerdi. Bir gece, aşkının ateşiyle kendinden geçen bülbül, sevdiği güle daha sıkı sarılmak, onunla bir olmak istedi. Büyük bir tutkuyla güle doğru atıldığında, gövdesindeki sivri bir diken bülbülün kalbine saplandı. Aşkı uğruna can veren bülbülün kanı, beyaz gülün yapraklarına damla damla yayıldı.

O andan itibaren, o bembeyaz gül, aşkın ve tutkunun rengi olan ateş kırmızısına büründü. İşte o günden beri kırmızı gül, uğruna can verilecek kadar büyük bir aşkı, dikenleri ise aşk yolunda çekilen acıyı ve fedakarlığı simgeler.

Güneşe Adanmış Bir Sadakat: Ayçiçeği Hikayesi

Yüzünü daima gökyüzünün ışığına çeviren bu sadık ve görkemli çiçeğin öyküsü, karşılıksız bir sevginin ve tükenmeyen bir bağlılığın efsanesidir. Çok eski zamanlarda, su kenarında yaşayan Klytie adında bir peri kızı, her gün gökyüzünde süzülen Güneşeumutsuzca aşıktı. Ancak güneşin sıcaklığı ve ışığı, Klytie’ye değil, başka bir güzele yönelmişti. Sevdiğinin ilgisini sonsuza dek kaybeden Klytie, günlerce olduğu yerden kıpırdamadı, sadece gökyüzünde onu görmezden gelerek süzülen güneşe izledi.

Dokuz günün sonunda, onun bu bitmeyen bekleyişi, bedenini değiştirdi. Ayakları toprağa kök saldı, yüzü ise altın sarısı yapraklarla bezeli bir çiçeğe dönüştü. Artık bir ayçiçeği olan Klytie, o günden beri kökleriyle toprağa bağlı olsa da, yüzünü her zaman büyük bir sadakatle tek aşkı olan güneşe çevirir. Bu nedenle ayçiçeği, adanmışlığın, sadakatin ve karşılık bulamasa da asla sönmeyen bir sevginin sembolü olmuştur.

Bir Annenin Kederinden Doğan Teselli: Gelincik Hikayesi

Kırlarda rüzgarla usulca salınan gelinciğin ardında, bir annenin derin yası ve bulduğu teselli yatar. Bu hikaye, bilge bir ana ile ilgilidir.

Bu ananın güzeller güzeli kızı Persephone, bir gün kırlarda gezinirken  kaçırılır. Kızını kaybeden annenin acısı çok  büyüktü ki düştüğü bir tarlada yere yığıldı, onun kederinin toprağa işlediği o noktada, daha önce hiç görülmemiş bir çiçek filizlendi: Gelincik. Bu çiçeğin sakinleştirici özü, bilge ananın acısını bir anlığına dindirdi ve ona uzun zamandır hasret kaldığı uykuyu ve huzuru armağan etti. Bu efsane nedeniyle gelincik, uyku, huzur, teselli ve anma ile anılmıştır.

Bir Çiçeğe Baktığınızda Aslında Neyi Görürsünüz?

Artık bir nergis gördüğünüzde, sadece suya eğilmiş bir çiçeği değil, kendi yansımasına hapsolmuş bir genci de göreceksiniz. Bir demet sümbül kokladığınızda, sadece baharın gelişini değil, kıskanç bir rüzgarın söndürdüğü trajik bir dostluğu hissedeceksiniz. Elinize bir gül aldığınızda, bülbülün fedakarlığını; bir ayçiçeği tarlasından geçerken, Klytie’nin sonsuz sadakatini düşüneceksiniz. Hikayesi güzel olan çiçekler, bize doğanın ne kadar derin ve anlamlı katmanlara sahip olduğunu hatırlatır. Onlar, sessiz tanıklardır; toprağın altındaki kökleriyle geçmişe, gökyüzüne uzanan yapraklarıyla ise bugüne ve geleceğe bağlanırlar. Bir dahaki sefere bir çiçeğe dokunduğunuzda, onun sadece güzelliğini değil, fısıldadığı binlerce yıllık efsaneyi de dinlemeyi unutmayın.

İstanbul Yerel Haberler (IY)

Eti Bakır’da Kadın Mühendislerin Gücü ve Sürdürülebilirlik Vizyonu

Türkiye’nin önde gelen entegre bakır üreticisi Eti Bakır, zor ve riskli madencilik sektöründe kadın mühendislerin üstün katkılarıyla fark yaratmaya devam ediyor. 23 Haziran Dünya Kadın Mühendisler Günü kapsamında, Siirt Maden İşletmesi’nde görev yapan kadın mühendislerle gerçekleştirilen özel bir iletişim ve kutlama etkinliği, şirketin kadın istihdamına verdiği önemi ve sektördeki cinsiyet eşitliği vizyonunu bir kez daha gözler önüne serdi.

Madencilik sektörü genel olarak erkek egemen bir alan olarak bilinse de, Eti Bakır kadın mühendislerin liderliğiyle bu algıyı kırıyor. Şirket, Türkiye’nin ilk ve tek kadın Jumbo delgi makinesi operatörünü istihdam ederek, sektörün sınırlarını genişletiyor. Aynı zamanda planlama baş mühendisi, yer altı cevherleri planlaması ve yer altı suyu yönetimi gibi kritik görevlerde kadınların uzmanlığına güvenirken, laboratuvar süreçlerinde de kadın mühendislerin etkin rol aldığını görüyoruz.

Türkiye’nin İlk Kadın Jumbo Delgi Operatörü: İrem Dınmaz

Türkiye’nin İlk Kadın Jumbo Delgi Operatörü: İrem Dınmaz

İş hayatına madencilik sektöründe adım atan ve mesleğinde öncü isimlerden biri olan İrem Dınmaz, üniversite eğitimine devam ederken hayalini kurduğu Jumbo delgi operatörlüğünü başardı. Bugün Türkiye’de bu alanda faaliyet gösteren ilk ve tek kadın operatör konumunda olan Dınmaz, sadece kendi alanında liderlik yapmakla kalmayıp, aynı zamanda beş yeni operatörün yetişmesine de öncülük ediyor. Dınmaz, “İşin erkeği-kadını olmaz” inancıyla, yer altındaki cevherin ekonomiye kazandırılmasında kritik bir rol üstleniyor ve sektörde kadınların varlığını güçlendiriyor.

 

Stratejik Yatırımlar ve Kadın Mühendislerin Rolü

Stratejik Yatırımlar ve Kadın Mühendislerin Rolü

Eti Bakır, Siirt Maden İşletmesi’ni devraldığı günden itibaren toplam 200 milyon dolar tutarında önemli yatırımlar gerçekleştirdi. Bu yatırımların yer altı cevherleri planlaması ve yönetimi alanında öncü isimlerden biri olan planlama baş mühendisi Sevda Şimşek Seçkin’in liderliğinde yapıldığını görüyoruz. Türkiye’de bir madende görev yapan ilk kadın planlama baş mühendisi olan Seçkin, delme ve patlatmadan cevher transferine kadar tüm süreçleri başarıyla yönetiyor ve sektörde kadınların uzmanlık alanlarını genişletiyor.

Sürdürülebilirlik ve Çevre Yönetiminde Kadın Mühendisler

Madencilikte en önemli konulardan biri olan yer altı suyu yönetimi, Eti Bakır’ın kadın mühendisleri Tuğçe Enç’in liderliğinde sürdürülebilirlik ilkeleri doğrultusunda yürütülüyor. Enç, geliştirdiği projelerle yer altı sularının etkin ve verimli kullanılmasını sağlayarak, çevresel sorumluluk bilincini sektörde pekiştiriyor. Ayrıca, Şirin Özlem Teğin de Siirtli kadın mühendis olarak kalite kontrol ve laboratuvar şefliği görevini üstlenerek, bölgedeki kadınların sektör içindeki görünürlüğüne katkı sağlıyor.

Genç Mühendis Kadınların Gücü

Female construction worker in safety gear on a construction site in Istanbul, Turkey.

İstanbul Teknik Üniversitesi mezunu Cevher Hazırlama Mühendisi Beyza Güler, şirketle tanışmasını İTÜ Kariyer Günleri etkinliğine borçlu olduğunu ve mesleğe olan sevgisinin, sektörün cinsiyet önyargılarına rağmen büyüdüğünü belirtiyor. Güler, “Her kadın isterse, her sektörde başarılı olabilir. Sevdiğiniz mesleği yaparken, cinsiyetinizin önemi yoktur” diyerek, genç kadınlara ilham kaynağı oluyor.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ve Şirketin Vizyonu

Eti Bakır, TÜİK’in 2024 verilerine göre, yüzde 19,8 ile kadın istihdam oranının en düşük olduğu illerden biri olan Siirt’te, kadınların iş gücüne katılımını artırmaya yönelik sorumluluk alıyor. İşletme Müdürü Olcay Kotiloğlu, “Biz, hem istihdamın hem de kadın istihdamının öncüsü olmayı hedefliyoruz” diyerek, şirketin kapsayıcı ve cesur yaklaşımını vurguluyor. Kadın mühendislerin üretimin en kritik alanlarında görev almalarının, şirketin kalite ve verimliliğini artıran stratejik bir tercih olduğunu sözlerine ekliyor. Bu yaklaşım, sadece şirket içi değil, aynı zamanda toplumsal dönüşüm açısından da büyük önem taşıyor.

Eti Bakır, kadın mühendislerin sektörün her alanında var olmasının, sürdürülebilirlik ve rekabet gücü açısından vazgeçilmez olduğunu gösterirken, bu güçlü kadın liderler, sektörün geleceğine ışık tutmaya devam ediyorlar.

Kocaeli’de Karnaval Kılavuz Çocuk Şenliği Coşkusu

Kocaeli Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen ve çocukların büyük ilgi gösterdiği Karnaval Kılavuz Çocuk Şenliği, İzmit Milli İrade Meydanı’nda gerçekleşti. Bu etkinlik, çocuklar ve gençlerin eğitim yılı sonunda eğlence dolu bir gün geçirmelerini sağladı. Hem eğlenip hem de yeni arkadaşlıklar kuran çocuklar, yaz tatiline güzel anılarla başladı.

Karnaval Kılavuz Çocuk Şenliği: Amacı ve Kapsamı

Bu şenlik, çocukların ve gençlerin sosyal, sanatsal ve sportif becerilerini geliştirmek, eğlenirken öğrenmek ve birlikte vakit geçirmek amacıyla düzenlendi. Çocuklar, çeşitli atölyeler ve etkinlikler sayesinde yeni şeyler öğrenirken, kendilerini ifade etme fırsatı buldu. Ayrıca, ailelerin de katılımıyla aile ortamında güzel zaman geçirmeleri sağlandı.

Etkinliğin Amacı ve Kapsamı

Etkinliklerde Neler Vardı?

  • Atölyeler: Tişört boyama, bileklik ve maske tasarımı, mini tuval, balon katlama, slime yapımı, ahşap figür ve kitap ayracı boyama, doğal ürünler ile ritim atölyeleri gibi çeşitli el sanatları etkinlikleri çocuklara sunuldu.
  • Oyunlar ve Yarışmalar: Birleştir ve kazan, yüz taşı, kukla yapımı, kruvasan yarışması, paracord bileklik yapımı gibi eğlenceli ve öğretici yarışmalar düzenlendi.
  • Sahne Gösterileri: Lemi Filozof ve Zeynep Betül Akyıldız gibi sanatçıların sahne performanslarıyla çocuklara keyifli anlar yaşatıldı.
  • Sportif Etkinlikler: Spor parkurları, izcilik aktiviteleri ve sanal gerçeklik oyunları ile çocuklar aktif vakit geçirdi.
  • İnteraktif Oyunlar ve Sanal Gerçeklik Deneyimleri: Teknolojiyi kullanarak çocukların yeni nesil oyunlar ve deneyimler yaşamaları sağlandı.

Başkan Tahir Büyükakın’ın Katılımı

Etkinliğin en anlamlı anlarından biri de Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Büyükakın’ın çocuklarla bir araya gelerek onların heyecanını paylaşması oldu. Başkan, etkinliğin çeşitli alanlarını gezerek çocukların yaptığı el işleri inceledi, onlarla sohbet etti ve hatıra fotoğrafı çektirdi. Çocukların hünerlerini ve enerjilerini görmek büyük bir mutluluk kaynağıydı.

Festival Atmosferi ve Final Etkinliği

Colorful street performer entertaining children at Istanbul local event, creating lively city atmosphere.

Etkinlik boyunca çocuklar ve aileleri için hazırlanan çeşitli eğlence ve etkinlik alanları, adeta bir festival havasına dönüştü. Çocuklar, yeni arkadaşlar edinip, çeşitli etkinliklere katılarak eğlendi. Gün sonunda ise büyük bir final düzenlendi. Bu finalde çocuklar ve gençler, öğrendikleri becerileri sergiledi, müzik ve dans gösterileriyle şenlendi. Yaz tatiline enerjik ve mutlu bir başlangıç yapan çocuklar, aileleriyle birlikte güzel anılarla evlerine döndü.

Sonuç

Sonuç

Bu organizasyon, çocukların hem eğlenip hem de kendilerini geliştirmelerine imkan tanıyan önemli bir etkinlik oldu. Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin düzenlediği bu şenlik, çocukların yüzlerindeki gülümsemeleri ve ailelerin memnuniyetini kazandı. Gelecek yıllarda da benzer etkinliklerin devam etmesiyle, çocuklar ve gençler daha sağlıklı, mutlu ve üretken bireyler olarak yetişmeye devam edeceklerdir.

Ayasofya’nın Efsanevi Yeniden Doğuşu

Ayasofya’nın Muhteşem Dönüşü

Ayasofya’nın efsanevi yeniden doğuşu: Tarihin ve sanatın kesiştiği nokta. İstanbul’un kalbinde, tarihin sayfalarını derinlemesine saran ve kültürel mirasın en parlak simgelerinden biri olan Ayasofya, yeniden aslına döndürülerek, geçmişin ihtişamını geleceğe taşımak adına atılan büyük bir adımın öncüsü olmuştur. Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un gururla dile getirdiği gibi, “Ayasofya’yı aslî kimliğiyle ve bütün ihtişamıyla eksiksiz şekilde geleceğe taşımak için tarihinin en kapsamlı restorasyon çalışmalarını yürütüyoruz. Fatih’in emaneti, emin ellerdedir.”

Sanat ve Tarih Bir Arada: Ayasofya Fotoğraf Sergisi ve Kitabı

İstanbul Rami Kütüphanesi’nde gerçekleşen ve büyük bir heyecanla açılan “Ayasofya Fotoğrafları” sergisi, sadece bir sanat etkinliği değil; aynı zamanda kültürel hafızamızın ve tarihimizin göz kamaştırıcı bir yansımasıdır.

Bu eşsiz sergi, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın önsözüyle yayımlanan ve büyük beğeni toplayan “Ayasofya Fotoğrafları” kitabının da tanıtımını içeriyor. Bakan Ersoy, yaptığı konuşmada sergi ve kitabın oluşum sürecine değinerek, sanatçıların estetik bakış açısıyla Ayasofya’nın 200’den fazla fotoğraf karesiyle adeta zamanın ruhunu yakaladıklarını ve bu eseri halkımızla buluşturduklarını belirtti.

Bir Külliyatın Doğuşu: Tarih, Sanat ve Bilgi

Bir Külliyatın Doğuşu: Tarih, Sanat ve Bilgi

Projeye dair detayları anlatan Ersoy, kitabın 1500 yıldır ayakta duran, zorluklara rağmen dimdik ayakta kalan bir tarih, kültür ve sanat hazinesi olduğunu vurguladı. Mozaiklerden İslami sanat unsurlarına, mimari bütünlükten manevi atmosferine kadar sanatçılar gözüyle kayda alınmış bu eser, özel kutusu ve prestij baskısıyla halkın beğenisine sunuldu. Bakan Ersoy, “Halkımızla buluşturduğumuz bu eseri, Türk milletinin tarih, kültür ve sanat mirasını koruma ve yaşatma yolunda gösterilen liderlik, fedakârlık ve özenin en güzel örneği olarak görüyoruz.” diyerek, bu özel çalışmaya emeği geçenlere teşekkür etti.

Ayasofya’nın Efsanevi Hikayesi ve Günümüzdeki Yeri

Ayasofya’nın tarihini anlatırken Ersoy, onun uzun ve zorlu serüvenine dikkat çekti. Savaşlar, yangınlar, depremler ve yıkımlar… Ancak, her seferinde yeniden doğuşu ve ayakta kalış hikâyesi, bu yapıyı sadece bir yapı olmaktan çıkarıp, bir direniş ve azim sembolü haline getiriyor. Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethinden sonra Ayasofya’ya gösterilen özen ve saygı, onun gerçek anlamda bir camiye dönüşüyle taçlandı. Mimar Sinan’ın detaylı restorasyonlarıyla güçlenen yapı, her dönemde koruma altına alınmış ve bugün, Cumhurbaşkanımızın kararıyla, gerçek kimliğine ve ruhuna uygun şekilde yeniden hayat bulmuştur.

Geleceğin Mimarı: Restorasyon ve Bakım Çalışmaları

Geleceğin Mimarı: Restorasyon ve Bakım Çalışmaları

Ersoy, bu tarihi mirası, en gelişmiş teknik ve bilimsel yöntemlerle restore ettiklerini ve Ayasofya’nın ihtişamını koruma konusunda kararlı olduklarını söyledi.

“Fatih’in emaneti, emin ellerdedir” diyerek, bu kutsal mekanın gelecek nesillere ulaşması için gösterilen özveriyi ve titiz çalışmaları vurguladı.

Uzmanlar ve Sanatçılar: Ayasofya’nın Hikayesini Anlatan Eserler

  • Türkiye Bankalar Birliği Genel Sekreteri Dr. Ekrem Keskin: “Ayasofya, sadece mimari değil, aynı zamanda insanlık tarihinin ortak mirasıdır. Bu proje, sanatın, estetiğin ve tarihin iç içe geçtiği eşsiz bir yolculuktur.”
  • Hattat Mehmed Özçay: “Ayasofya ile kişisel bir bağ kurdum. Bu eser, bizim ruhumuzun, hayallerimizin ve tarihimizin sessiz tanığıdır.”
  • Sanatçı İzzet Keribar: “Bu kitap, sadece görsel bir koleksiyon değil; ruhani bir yolculuğun, sessizliğin ve estetiğin belgesidir. Uzun ve özverili çalışmamızın sonucudur.”

Programın sonunda, Bakan Ersoy ve katılımcılar, sergiyi gezerek eserler hakkında detaylı bilgi aldı ve bu eşsiz sanat ve tarih yolculuğunun tadını çıkardı.

Kadın Eli Arkeolojik Kazılarda da Başarılı Oldu

Çayönü Tepesi: İnsanlık Tarihinin Dönüm Noktası

Çayönü Tepesi: İnsanlık Tarihinin Dönüm Noktası

Kadın Eli Arkeolojik Kazılarda da Başarılı Oldu. Son iki yıldır Diyarbakır’ın Ergani ilçesine sadece 7 kilometre uzaklıktaki Çayönü Tepesi’nde yapılan arkeolojik kazılarda aktif rol alan kadınlar, sadece kazı alanında değil, aynı zamanda araştırmaların bilimsel sürecinde de önemli bir yer tutuyor.

37 işçiden 32’si kadın tarım işçisi ve bu sayı, işle ilgili detaylarda uzmanlaşmaya başladıkça artıyor. Ayrıca, kazı ekibinin %60’ını kadınlar oluşturuyor. Bu durum, bölgedeki kadınların yerel kalkınmaya ve kültürel mirasın korunmasına olan katkılarını gösteriyor.

Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde, Diyarbakır’ın Ergani ilçesine sadece 7 kilometre uzaklıktaki Çayönü Tepesi, insanlık tarihinin en büyük dönüm noktalarından biri olarak kabul ediliyor.

İlk Neolitik dönemden itibaren yaklaşık 12 bin yıl önce kurulan bu yerleşim yeri, sadece Anadolu değil, Yakındoğu ve Levant coğrafyasının da kültür hazinesine katkı sağlayan önemli bir merkez. Bu alan, ilk defa yerleşik hayata geçişin ve toplumsal yapının şekillendiği bir dönemi temsil ediyor.

Çayönü Tepesi: İnsanlık Tarihinin Dönüm Noktası

Kazı Çalışmalarının Tarihçesi ve Güncel Durumu

İlk kazılar 1964 yılında, İstanbul Üniversitesi Prehistorya Bölümü’nden Prof. Dr. Halet Çambel ve Chicago Üniversitesi’nden Prof. Dr. Robert John Braidwood’un ortak girişimiyle başladı. Zaman içinde kazı başkanlığı farklı isimlere devredildi; 1987-1992 yılları arasında Prof. Dr. Mehmet Özdoğan, son olarak da 2015-2023 yılları arasında Prof. Dr. Aslı Erim-Özdoğan kazı çalışmalarını yönetti. Günümüzde ise Çayönü Tepesi Kazı ve Araştırma Projesi, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Uygulamalı Bilimler Fakültesi Müzecilik Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Savaş Sarıaltun’un önderliğinde devam ediyor.

Kadın İşçilerin Katkılarıyla Yeniden Canlanan Geçmiş

Son iki yıldır kazılarda aktif rol alan kadınlar, sadece kazı alanında değil, aynı zamanda araştırmaların bilimsel sürecinde de önemli bir yer tutuyor. 37 işçiden 32’si kadın tarım işçisi ve bu sayı, işle ilgili detaylarda uzmanlaşmaya başladıkça artıyor. Ayrıca, kazı ekibinin %60’ını kadınlar oluşturuyor. Bu durum, bölgedeki kadınların yerel kalkınmaya ve kültürel mirasın korunmasına olan katkılarını gösteriyor.Kadınlar ve Bilim İnsanlarının Katkılarıyla Yeniden Canlanan Geçmiş

Sarıaltun’dan Kadınlara ve Topluma Mesajlar

Sarıaltun’dan Kadınlara ve Topluma Mesajlar

Doç. Dr. Savaş Sarıaltun, yaptığı açıklamada, Çayönü Tepesi’nin dünya çapında tanınan bir neolitik yerleşim olduğunu ve kazıların 1964’te başladığını belirtti. “Burada, MÖ 10 binlerden MÖ 6 binlere kadar kesintisiz bir yerleşim gösteriliyor. Bu durum, bize bölgenin tarih boyunca insanların yaşam alanı olduğunu gösteriyor. Son iki yıldır ağırlıklı olarak bölgede bulunan kadınlarla çalışıyoruz. Bu durum, yerel istihdamı artırmak ve kadınların kültürel mirasın korunmasına katkılarını görmek açısından büyük bir önem taşıyor,” dedi.

Kadınların Kazı Sürecine Katkısı ve Eğitim

Kadınların Kazı Sürecine Katkısı ve Eğitim

Sarıaltun, kadınların kazı sırasında gösterdikleri özen ve disiplinin yanı sıra, kazı çalışmalarında artan deneyimleriyle arkeolojik verilerin detaylı analizinde de önemli rol oynadıklarını vurguladı. “Kadınlar, evde pirinçten taş ayıklarken şimdi topraktan çıkan buluntuları ayıklıyorlar. Bu süreç, onların arkeolojiye olan ilgisini ve yeteneklerini artırıyor,” diye ekledi. Ayrıca, kadınlara kazı sırasında ve sonrasında temel arkeolojik bilgiler ve kazı teknikleri anlatılarak, onların da bu kültürel mirasın korunmasında aktif rol almaları sağlanıyor.

Toplum ve Kadınlara Olan Vefa Borcu

Toplum ve Kadınlara Olan Vefa Borcu

Sarıaltun, 25 yıldır bu alanda çalışan biri olarak, kazı sırasında kadınlardan birinin “Neden müzeye götürmüyorsunuz?” sorusunu duyduğunu anlatıyor. “Bu söz, bizim toplumumuzda kadınların değerine ve kazı sürecine katılımına yeni bir anlam katıyor. Çayönü’nde en yaşlı kadın 64 yaşında, ve onun gibi birçok kadın, bu kazıların ve kültürel mirasın önemli bir parçası. Ayrıca, kazıları başlatan ve bu alanda öncü olan Prof. Halet Çambel de bir kadın. Bu nedenle, kadınlara ve onların emeğine olan vefa borcumuzun büyük olduğunu düşünüyorum,” ifadelerini kullanıyor.

İşçiler ve Aile Bağları

51 yaşındaki Suna Pala, geleneksel tarımdan kazı alanına geçiş yapmış bir kadın. “Eskiden tarlada çalışırdım, şimdi ise tarihi eserleri buluyoruz. Hocamıza gösteriyoruz ve o da müzeye götürüyor. Ne çıkabilir diye merakla bekliyoruz. Kemikler, dişler, boncuklar, taş baltalar… Tarih elimize geliyor,” diyerek kazı tutkusunu anlatıyor. Aynı zamanda, keriman Türk de çocukluğundan beri bu alanda çalıştığını, küçük yaşta ailesinin destekleriyle kazı alanında yer aldığını belirtiyor: “Boncuklar, çömlek parçaları ve eski taşlar buluyoruz. Her buluntu, bizim mutluluğumuz oluyor. Buralıyım, 30-40 yıl önce ağabeylerim burada çalışıyordu, ben de onların izinden gidiyorum.”

Sonuç ve Gelecek Vizyonu

Çayönü Tepesi’nde kadınların emekleri, sadece kazı alanında değil, aynı zamanda kültürel mirasın gelecek nesillere aktarılmasında da büyük bir öneme sahip. Bu çalışmalar, kadınların gücünü ve bilgi birikimini ortaya çıkarırken, toplumda da kadınların değerini artırıyor. Gelecekte, bu mirasın korunması ve daha geniş kitlelere ulaştırılması amacıyla yeni projeler ve eğitim programları planlanıyor.

İstanbul Ulaşım Sorunları ve Çözüm Arayışları

Sultanbeyli Belediye Başkanı Ali Tombaş, İstanbul Ulaşım Politikalarına Eleştirdi.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Meclisi’nde yapılan toplantıda, Sultanbeyli Belediye Başkanı Ali Tombaş, özellikle ulaşım alanında yaşanan sorunlara dikkat çekti. Başkan Tombaş, İstanbul’un ulaşım altyapısındaki mevcut durumu detaylı bir şekilde ele alarak, son yıllarda yatırımların azalması ve plansızlığın şehrin ulaşımını olumsuz etkilediğine vurgu yaptı. Bu bağlamda, ulaşımın giderek zorlaşması, trafikte yaşanan sıkışıklık ve toplu taşıma hizmetlerinin kalitesindeki düşüş, İstanbul’un günlük yaşamını olumsuz yönde etkiliyor.

  • Ulaşımda Yaşanan Güncel Sorunlar ve Nedenleri

İstanbul’da özellikle son 6 yılda ulaşım altyapısına yapılan yatırımların yetersiz kalması, trafik yoğunluğunun artmasına neden oldu. Trafikte geçirilen zamanın uzaması, özellikle işe gidiş ve dönüş saatlerinde ulaşımın eziyet haline gelmesine yol açtı. Bu durumu birkaç başlık altında özetlemek gerekirse:

  • Yetersiz Metro ve Raylı Sistem Yatırımları:

    Metro hatlarının ve raylı sistemlerin geliştirilmesi, İstanbul’un trafik sorununu hafifletmek amacıyla planlanmış olsa da, mevcut projelerin tamamlanma süresi ciddi anlamda uzadı veya durduruldu. Yeni metro hatlarının inşası ve mevcut hatların genişletilmesi konusunda ciddi gecikmeler yaşandı.

  • Raylı Sistemlerin Hafriyatla Doldurulması ve Projelerin Duraklaması:

    2017 yılında başlanan Sultanbeyli metrosu gibi projeler, çeşitli nedenlerle tamamlanamadı. Bu projelerin durması, şehir genelinde ulaşım alternatiflerinin azalmasına neden oldu.

  • Toplu Taşıma Hizmet Kalitesinin Düşüşü:

    Otobüs ve metrobüslerin düzenli ve konforlu hizmet vermemesi, bekleme sürelerinin uzamasıyla sonuçlandı. Günlük ortalama bekleme süreleri 40 dakikadan 63 dakikaya yükseldi.

  • Reklam ve Tanıtım Çabalarının Artması:

    CHP’li İBB yönetimi, ulaşım projeleri yerine daha çok reklam ve tanıtım faaliyetlerine odaklandı. Metro inşaatlarının yer aldığı alanlar, reklam alanlarına dönüştü. Bu durum ise, gerçek ulaşım altyapı projelerine kaynak ayırmaktan çok, görsel ve tanıtım faaliyetlerine öncelik verildiği izlenimini doğurdu.

İstatistikler ve Araştırma Verileriyle Ulaşım Durumu

Başkan Tombaş, çeşitli bağımsız araştırma şirketlerinin verilerine dayanarak, İstanbul’un trafikte bekleme süresi ve trafik hızındaki olumsuz gelişmeleri detaylandırdı. Örneğin:

Veri Kaynağı 2019 Durumu 2023 Durumu
Avrupa menşeli navigasyon sistemi firması Ortalam trafik hızı: 30 km/s Ortalam trafik hızı: 24 km/s
İBB Trafik Uygulaması İş dönüşü trafik yoğunluğu %80-90 İş dönüşü trafik yoğunluğu %90
İstatistikler Yıllık trafikte bekleme süresi: 105 saat Artış göstererek trafik sıkışıklığı ve süreleri daha da uzadı

Bu veriler, İstanbul’un trafik sorunlarının sadece yoğunluk değil, aynı zamanda altyapı yetersizliği ve plansızlık gibi temel sorunlardan kaynaklandığını ortaya koyuyor.

Raylı Sistemlerin Durumu ve Gelecek Perspektifi

İstanbul’da raylı sistem yatırımları, AK Parti döneminde büyük bir ivme kazanmıştı. Bu dönemde, yaklaşık 650 kilometrelik raylı sistem projeleri tamamlandı veya devam ediyordu. Ancak, yeni yönetim bu projelerin bazılarını iptal etti veya durdurdu. Örneğin, Sultanbeyli metrosu gibi projelerin tamamlanma tarihleri defalarca ertelendi ve halen inşaat aşamasında bekliyor. Bu durum, şehirde ulaşım alternatiflerinin kısıtlanmasına ve trafik sorunlarının derinleşmesine neden oluyor.

Reklam ve Tanıtım Faaliyetleriyle Ulaşımda Dönüşüm

Metroların ve raylı sistemlerin en dikkat çekici gelişmelerinden biri, reklam ve tanıtım faaliyetlerine olan yoğun ilgi oldu. Eski dönemlerde ulaşım altyapısı ön plandayken, şimdi ise yeni reklam panoları ve afişler ile şehir adeta bir tanıtım alanına dönüştü. Bu durum, gerçek projelerin yerine, görsel ve maddi kaynakların reklamlara harcandığını gösteriyor. Başkan Tombaş, bu durumu eleştirerek, “CHP’li İBB yönetimi, son 6 yılda yaptığı metro reklam pankartı uzunluğunun çeyreği kadar metro hattı yapmamıştır” diyerek, yatırımların eksikliğine dikkat çekti.

Çözüm Önerileri ve Gelecek Vizyonu

İstanbul’un ulaşım sorunlarının çözümü için öncelikle altyapıya yatırım yapılmalı, plansız ve öngörüsüz projelerden vazgeçilerek, uzun vadeli ve sürdürülebilir projeler hayata geçirilmelidir. Ayrıca, raylı sistemlerin hızla tamamlanması ve mevcut hatların genişletilmesi gerekiyor. Trafik yönetimi ve akıllı ulaşım sistemleri ile trafik sıkışıklığı azaltılabilir. Toplu taşıma hizmetleri ise, konfor ve hız açısından geliştirilerek vatandaşların tercih etmesi sağlanmalıdır. Bu çerçevede, ulaşım alanında atılacak adımlar, İstanbul’un yaşam kalitesini artıracak ve şehri daha yaşanabilir hale getirecektir.

İnegöl Fatihi Turgut Alp İçin Anma Töreni

İnegöl Belediyesi ve Turgutalp Köyü İş Birliğiyle Turgut Alp Anılacak

İnegöl Belediyesi, Turgutalp Köyü ile ortaklaşa düzenlediği özel bir etkinlikle Osmanlı’nın kuruluş döneminin önemli isimlerinden ve İnegöl’ün Fatihi olarak bilinen Turgut Alp için anlamlı bir anma töreni gerçekleştirecek. Bu etkinlik, 22 Haziran Pazar günü saat 14.00’te Turgut Alp Türbesi’nde düzenlenecek.

Şehri, Bizans’ın elinden alarak Türk topraklarına katmış ve bu başarısıyla “İnegöl’ün Fatihi” unvanını almış Turgut Alp, 22 Haziran Pazar günü, onun kabri bulunan Turgutalpköy Mahallesi’nde anılacak. Bu özel program, geçmişle gelecek arasındaki bağı güçlendirmek amacıyla düzenleniyor.

700 Yıllık Türbenin Yeniden Hayata Döndürülmesi

İnegöl Belediye Başkanı Alper Taban’ın öncülüğünde, ’Tarihe Saygı’ projesi kapsamında, Bursa Valiliği ve belediye iş birliğiyle, yaklaşık 700 yıl önce inşa edilen ve uzun yıllar bakımsız kalan Turgut Alp Türbesi restore edilerek yeniden ayağa kaldırıldı. Bu çalışmalar sayesinde, türbe ve şadırvan birçok yenilikle donatıldı ve alan genel anlamda yenilendi.

Yapılan restorasyon çalışmaları kapsamında; türbe ve şadırvan tam anlamıyla restore edildi, çevresine yeni düzenlemeler getirildi ve alanın kullanışlılığı artırıldı. Ayrıca, yanına kadın ve erkekler için mescitler inşa edilerek ziyaretçilerin rahat etmesi sağlandı. Toplamda yaklaşık 3 bin metrekarelik meydan alanında; anıt alanı, 108 metrekarelik kafeterya, sert zemin kaplamaları ve aydınlatma sistemleri kuruldu. Böylece, Turgut Alp’e yakışan, tarihi ve kültürel değeri yüksek bir alan oluşturuldu.

Anma Töreni Detayları

Anma Töreni Detayları
İnegöl Fatihi Turgut Alp İçin Anma Töreni 37

22 Nisan Pazar günü saat 14.00’te, Turgut Alp’in kabri başında düzenlenecek anma töreninde özel bir başlangıç yapılacak. Programın açılışında, Kur’an-ı Kerim okunacak ve dua edilecek. Bu dini bölümleri, Nurullah Memiş ve Mehmet Nuri Memiş gerçekleştirecek. Katılımcılar, tarihi atmosfer eşliğinde dualar ederek manevi bir ortamda bulunacaklar.

Etkinliğin devamında, İnegöl’ün en önemli simgelerinden biri olan ve Türkiye’nin ilk sivil Mehter Takımı sahne alacak. Bu gösteri, ziyaretçilere tarihi coşku ve milli ruhu yeniden hissettirecek.

İnegöl Belediye Başkanı Alper Taban’ın Mesajı

Başkan Alper Taban, Turgut Alp’in İnegöl’ün tarihindeki büyük önemine vurgu yaparak, tüm vatandaşları bu anlamlı etkinliğe davet etti. Taban, açıklamasında şunları söyledi: “Köklerimizi, tarihimize yön veren önemli isimleri hatırlamak ve yeni nesillere aktarmak hepimizin sorumluluğudur. Turgut Alp gibi büyük bir değeri anmak ve onun manevi mirasını yaşatmak için 22 Haziran Pazar günü saat 14.00’te gerçekleşecek anma törenimize tüm halkımızı bekliyoruz.”

İnegöl’ün Fatihi: Turgut Alp’in Destansı Hayatı

İnegöl Belediyesi ve Turgutalp Köyü İş Birliğiyle Turgut Alp Anması
İnegöl Fatihi Turgut Alp İçin Anma Töreni 38

Turgut Alp, Anadolu’nun tarih sahnesinde beylikten cihan devletine yürüyen Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluşunda kilit rol oynamış, adı destanlaşmış bir Alp ve gazi beyidir. İnegöl’ün Fatihi olarak anılan Turgut Alp, Kayı Boyu’nun en seçkin komutanlarından biri olup, ömrü boyunca üç büyük lidere; Ertuğrul Gazi, Osman Gazi ve Orhan Gazi’ye sadakatle hizmet etmiştir. Hakkındaki bilgiler sınırlı olsa da, kroniklerde ve efsanelerde onun cesareti, stratejik zekâsı ve uzun ömrü daima vurgulanmıştır.

Bir Askeri Deha

Turgut Alp’in kesin doğum yeri ve tarihi bilinmemekle birlikte, 13. yüzyılın sonlarında Ertuğrul Gazi’nin yanında bir alperen olarak kariyerine başladığı tahmin edilmektedir. “Alp” unvanı, kendisinin dirlik sahibi bir babanın oğlu olduğunu ve aynı zamanda gaza ruhu taşıyan bir savaşçı olduğunu göstermektedir. O, tıpkı Köse Mihal, Aykut Alp ve Saltuk Alp gibi, Osman Bey’in beyliği kurarken en güvendiği ve kritik görevlere gönderdiği silah arkadaşları arasında yer almıştır.

Turgut Alp’in askeri dehasının zirveye çıktığı ve adının tarihe altın harflerle yazıldığı fetih, hiç şüphesiz İnegöl’ün fethidir. İnegöl, Bizans’ın önemli kalelerinden biri olup, tekfuru Aya Nikola, bölgedeki Türk beylikleri için sürekli bir tehdit ve sıkıntı kaynağıydı. Nikola, Türklerin yaylalara gidiş-geliş yollarını keserek haraç alıyor ve düşmanca faaliyetlerde bulunuyordu. Osman Bey, bu stratejik kalenin fethi için Turgut Alp’i bir süvari birliğinin başında görevlendirdi. Turgut Alp, kaleyi kuşatıp Bizans kuvvetlerine karşı çetin mücadeleler vererek 1299 yılında İnegöl’ü fethetmeyi başardı. Bu büyük başarının ardından, Osman Gazi takdirinin bir nişanesi olarak İnegöl ve çevresinin (o dönemdeki adıyla Turgut-ili) idaresini Turgut Alp’e dirlik olarak vermiştir.

Turgut Alp, sadece Osman Gazi döneminde değil, onun oğlu ve ikinci Osmanlı Padişahı Orhan Gazi döneminde de aktif görev almıştır. Tarihi kayıtlara göre, İnegöl’ün fethinden sonra Köse Mihal ile birlikte Orhan Gazi’nin komutasında Atranos’un (bugünkü Orhaneli) fethine katılmıştır. Ayrıca 1326 yılında gerçekleşen ve Osmanlı Devleti’nin önemli dönüm noktalarından biri olan Bursa kuşatması ve fethinde de Orhan Gazi’nin yanında yer almıştır. Bu, onun sadece bir fatih değil, aynı zamanda beyliğin idari ve askeri yapısının inşasında rol alan bir yönetici olduğunu da gösterir.

Bursa Kuşatması ve Fethine de Katıldı

Tarihi kaynaklar, Turgut Alp’in o dönemin şartlarına göre oldukça uzun bir ömür sürdüğünü ve hatta yüz yaşını aştığını rivayet eder. Bu uzun hizmet ömrü, onun askeri yeteneği ve fiziksel dirayeti hakkında önemli bir ipucudur. Turgut Alp’in vefat tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte, 1334-1335 yıllarından sonra öldüğü düşünülmektedir.

İnegöl’e derin bir sevgi ve bağlılık duyan Turgut Alp’in mezarı, kendi adını taşıyan Turgutalp (eski adıyla Genci) köyü mezarlığında bulunmaktadır. Rivayete göre son nefesinde, “Yiğitlerim, gayrı ölüyorum. Hakkınızı helal edin. Ölümümden sonra beni öyle bir yere gömün ki mezarım toprağımda olsun, gözlerim fethettiğim İnegöl’ü görsün, esen rüzgâr yüzüme serinlik versin” diyerek vasiyetini dile getirmiştir.

İnegöl’ün Fatihi Turgut Alp, Osmanlı’nın kuruluşundaki ilk adımları atan, fethettiği topraklara adını veren ve günümüzde bile saygı ve minnetle anılan, efsaneleşmiş bir Türk kahramanıdır. Onun adı, hem tarih kitaplarında hem de Bursa’nın İnegöl ilçesinde yaşatılmaya devam etmektedir.

Gaziantep “Şark Odası Geleneği”ni Yaşatmaya Devam Ediyor

Geçmişle Bugünü Birleştiren Şark Odası Geleneği

Gaziantep, Şark Odası Kültürünü Yaşatmaya Devam Ediyor. Gaziantep’in Şahinbey ilçesinde, tarih boyunca süregelen ve nesilden nesile aktarılan şark odası geleneği, kültürel mirasımızın vazgeçilmez bir parçası olarak yaşamaya devam ediyor. Bu özel alanlar, sadece bir sohbet ve buluşma noktası değil, aynı zamanda Anadolu’nun köklü geleneklerini yansıtan özgün birer kültür hazinesi olarak öne çıkıyor.

Modern Mekanlarda Geleneksel Bir Atmosfer

Şahinbey Belediyesi Özgecan Hanımlar Yüzme Havuzu Merkezi bünyesinde bulunan şark odası, modern tesisler ile geleneksel atmosferi mükemmel biçimde harmanlıyor. Eskiden köylerde, önemli kararların alındığı, sorunların tartışıldığı ve toplumsal dayanışmanın pekiştiği bu odalar, günümüzde kadınlar ve gençler tarafından yeni nesil ile buluşma noktası olarak kullanılıyor. Bu odalar, geçmişte köylerin kalbinde yer alırken, şimdi şehir merkezlerinde de canlılığını sürdürüyor.

Geleneksel Kültürün Yaşatılmasında Öncü Rol

Geleneksel Kültürün Yaşatılmasında Öncü RolYetkililer, şark odalarının tarih boyunca Anadolu’nun kültürel dokusunun önemli bir parçası olduğunu vurguluyor. Filiz Bozaslan Varank şu ifadeleri kullanıyor: “Osmanlı döneminden beri varlığını sürdüren şark odaları, geleneksel yaşam biçimimizin ve kültürel mirasımızın önemli bir temsilcisidir. Günümüzde, bu odalar hem şehirlerde hem de köylerde, özellikle kadınların ve gençlerin bir araya gelerek kültürel bağlarını güçlendirdiği sıcak ve samimi mekânlar olmaya devam ediyor.”

Ramazan Aylarında ve Günlük Hayatta Aktif Kullanım

Gaziantep, Şark Odası Geleneğini Yaşatmaya Devam Ediyor

Merkezdeki şark odası, özellikle Ramazan ayında cüz okumaları, mukabeleler ve dini sohbetlerle adeta canlanıyor. Ayrıca yıl boyunca kadın kursiyerlerin toplantıları, sohbetleri ve dinlenme alanı olarak tercih ediliyor. Bu alan, kendine has samimi ortamıyla, katılımcıların yüzlerini güldüren ve kültürel bağlarını pekiştiren en özel nokta haline geliyor. Her ziyaretçi, burada geçirilen zamanın kendisine büyük bir huzur ve mutluluk kattığını belirtiyor.

Kültürel Bağları Güçlendiren Sohbetler ve Anılar

Kültürel Bağları Güçlendiren Sohbetler ve AnılarGeçmişte köylerde önemli kararların alındığı, taziye ve düğünlerin organize edildiği şark odaları, şimdi de sosyal ve kültürel etkinliklerin merkezi olarak hizmet veriyor.

Varank ifadesiyle: “Burada sadece sohbet edilmekle kalmıyor, aynı zamanda geçmişin değerleri yeni nesillere aktarılıyor. Birlikte cüz okuyor, sorunlar çözülüyor, eski anılar yad ediliyor ve yeni dostluklar kuruluyor.”

Gençlerin ve Öğrencilerin Gözünden Şark Odaları

Gençlerin ve Öğrencilerin Gözünden Şark OlarıÖğrenci Elif Akaslan ise şark odalarının önemini şu şekilde açıklıyor: “Bu gelenek, geçmişle bugünü bağlayan çok özel bir köprü.

Şahinbey’de yaşatılan bu kültürel miras, hem bizi eğlendiriyor hem de kültürel kimliğimizi korumamıza yardımcı oluyor. Bu alanlarda geçirilen zaman, arkadaşlıklarımızı pekiştiriyor ve bizi daha bilinçli bireyler yapıyor.”

Kültürel Mirasın Simgesi

Gaziantep’in Şahinbey ilçesinde devam eden  şark odası geleneği uygulaması, kültürel mirasımızın yaşatılması ve gelecek nesillere aktarılması adına büyük önem taşıyor. Geleneksel sohbetler, dini ve kültürel etkinliklerle zenginleştirilen bu alanlar, hem geçmişin izlerini taşıyor hem de modern yaşamın içinde yeni anlamlar kazanıyor. Bu sayede, kültürel bağlar güçleniyor ve Anadolu’nun eşsiz gelenekleri yeni nesillere aktarılıyor.

Kütahya’nın tarihi yerlerinden Germiyan Sokak’ta çini sanatı tekrar canlanıyor

Kütahya’nın tarihi yerlerinden 230 yıllık geçmişe sahip Germiyan Sokağı, çini sanatına gönül vermiş ustaların çalışmalarıyla tekrar canlanıyor.

Germiyan Sokak’ta faaliyet gösteren bir konakta çini atölyesi işleten çini ustası Tuncay Sakarlıoğlu, çinicilik sanatını yaşatmak ve tanıtmak ismine değerli bir misyon üstlendi. Konak işletmecisi de olan Sakarlıoğlu, bu sanatı bilhassa genç kuşaklara tanıtmak istediklerini belirterek, “Kütahya’mızın ana mesleği olan çiniciliği yerli ve yabancı turistlere göstermek istiyoruz. Buraya gelen konuklarımıza küçük figürler yaptırıyoruz, bu da insanların çok güzeline gidiyor. Daha çok gençler ve öğrenciler ilgi gösteriyor. Hayallerine nazaran çamura form verip kendi dizaynlarını yapıyorlar” dedi.

İlk kere bu sanatla tanışan birçok ziyaretçinin başlangıçta çekimser davrandığını söz eden Sakarlıoğlu, “Buraya oturmak özgüven istiyor. Lakin beşerler özgüvenli epey geliyor, çamurla tanışıyor ve sonunda çok hoş işler çıkarıyorlar. Yapıtlarını kurutup boyayarak yanlarında götürüyor, bir Kütahya anısı oluşturuyorlar” tabirlerini kullandı.

Amaçlarının yalnızca sanatı öğretmek değil, tıpkı vakitte bölgeye katkı sunmak olduğunu vurgulayan Sakarlıoğlu, şunları söyledi:

“Elimizden geldiğince profesyonel olmaya çalışıyoruz lakin önceliğimiz sokağımıza, Kütahya’mıza hizmet etmek. Beşerler gelsin, görsün ki çini sanatı hâlâ yaşıyor. Ufak katkılar karşılığında bu tecrübesi yaşamak isteyen herkese kapımız açık. Biz yalnızca yönlendirme yapıyoruz. Birinci denemelerinde kusur yapanlara yardım ediyoruz. Bu ilgiden son derece mutluyuz.”

Sakarlıoğlu, uzun müddettir arzuladıkları hareketliliğin başladığını belirterek kelamlarını şöyle tamamladı:

“Zaten en büyük isteğimiz bu sokağın yine canlanmasıydı. Artık yavaş yavaş bu gerçekleşmeye başladı. Kütahya’nın tarihi ve sanatı iç içe geçerek hem kültürel hem turistik bir kıymet oluşturuyor.”

kutahyanin tarihi yerlerinden germiyan sokakta cini sanati tekrar canlaniyor 0 M9awjWHU

kutahyanin tarihi yerlerinden germiyan sokakta cini sanati tekrar canlaniyor 1 8ny34Ske

kutahyanin tarihi yerlerinden germiyan sokakta cini sanati tekrar canlaniyor 2 CcLGAnnP

kutahyanin tarihi yerlerinden germiyan sokakta cini sanati tekrar canlaniyor 3 9AYBVnDq

kutahyanin tarihi yerlerinden germiyan sokakta cini sanati tekrar canlaniyor 4 GsKV6WOE

kutahyanin tarihi yerlerinden germiyan sokakta cini sanati tekrar canlaniyor 5 631ZkFSp

kutahyanin tarihi yerlerinden germiyan sokakta cini sanati tekrar canlaniyor 6 dvwNyMuP

Türk DJ 55 bin fit’te müzik yaptı, Guinness Dünya Rekoru geldi

Dünyaca ünlü Türk DJ ve prodüktör Burak Yeter, 55 bin fit yükseklikte gerçekleştirdiği performansla Guinness Dünya Rekorları Kitabı’na adını yazdırdı. Yeter, “Hayallerimizin peşinden koştuk ve olmaz denileni başardık” dedi.

Türk DJ ve prodüktör Burak Yeter, 55 bin fit yükseğe çıkarak gerçekleştirdiği DJ performansıyla yeni bir Guinness Dünya Rekoru’na imza attı. İspanya’daki merkezden özel olarak tasarlanan kapsülle stratosfer tabakasına yükselen Yeter, 1 saat boyunca kesintisiz müzik yaptı. Performansa ait görüntüler kısa sürede sosyal medyada milyonlarca kez paylaşıldı. Ünlü DJ’in bu tarihi başarısı Guinness Dünya Rekorları tarafından “Dünyanın en yüksek irtifada gerçekleştirilen DJ performansı” olarak tescillendi.

“Uzay fikri küçüklük hayalimdi”

Rekor uçuşunun ardından açıklama yapan Burak Yeter, bu projenin çocukluk hayalinin bir parçası olduğunu söyledi. Yeter, “Uzay fikri küçüklük hayalimdi. Ufak yaşlardan beri astronot olmak istiyordum ama aile şartlarımdan dolayı inşaat mühendisi oldum. Daha sonra Antalya’da bir rap grubu kurduk ve DJ’lik yapmaya başladım. Hayallerimizin peşinden koşmaya devam ettim, uzay merakım hiç bitmedi” dedi.

Pandemide fırsat doğdu

Pandemi döneminde projeye zaman ayırma fırsatı bulduklarını anlatan Yeter, şöyle devam etti: “COVID başladığında çok ciddi bir zaman bulduk. O dönemde kapsülle ilgili tüm uzay firmalarına mail attık. Sadece İspanya’dan bir firma geri dönüş yaptı. Onlara uzayda müzik yapma hayalimizi anlattık. Ardından test uçuşlarına başladık. İlk irtifamız 5 bin fit’ti. Sonrasında 15 bin, 20 bin fit derken uçuşlarımızı sürdürdük”.

Rekor uçuş sabahı

Yeter, 8 Mayıs sabahı gerçekleşen rekor uçuşunun detaylarını da şöyle paylaştı: “8 Mayıs sabahı saat 03.00’te hazırlıklarımız başladı. Saat 06.00 sularında kapsülle 55 bin fit’e yükseldik. Guinness rekorlarına adımızı yazdırdık. Tam 1 saat boyunca, kesintisiz şekilde müzik yaptık. Şu an bile halen inanamıyorum, çok taze bir haber. Bundan sadece üç hafta önce gerçekleşti.”

“Müziğin uzayda da var olduğunu göstermek istedik”

Bu rekor denemesinin, kişisel bir hayalin ötesinde, evrensel bir mesaj taşıdığına dikkat çeken Yeter, “Olmaz denilen bir şeyi başardığımızı düşünüyoruz. Guinness tarafı bizim için apayrı bir olay. Bu projeyle farkındalık sağlamak istedim. Müziğin evrensel olduğunu, sadece yeryüzünde değil, uzayda da var olabileceğini insanlara göstermek istedik. Güzel bir mesaj verdiğimizi düşünüyorum” diye konuştu.

Kapsül müzeye gönderilecek

Rekor uçuşta kullanılan özel tasarımlı kapsülün müzelerde sergilenmesi için çalışmalar yürüttüklerini belirten Yeter, “Şu anda 12 müze, kapsülü sergilemek için talepte bulundu. Balonumuzu da Kapadokya’ya göndermeyi planlıyoruz. Orada farklı bir sepetle uçuşlara devam edeceğiz. Ancak bu kapsül çok özel olduğu için müzeye göndermemiz gerekecek. Eminim ki birçok kişi kapsülü görmek isteyecek. İçinde DJ setup’ı, oksijen tüpleri ve diğer ekipmanlar halen teşekküllü şekilde duruyor” dedi.

Hedef 250 bin fit

Yeter, sıradaki hedefin ise 250 bin fit olduğunu söyleyerek, konuşmasını şu şekilde sonlandırdı: “Şu an da stratosfer tabakasında müzik yaptık. Elbette gönlümüz tamamen dünya dışına çıkmaktan yana. Bunun için yeni bir roket sistemine ve yeni bir kapsüle ihtiyaç var. Mevcut kapsülle biraz daha yukarı çıkabiliriz ama 250 bin fit için yeni bir sistem geliştirmemiz gerekiyor. Bu hedefi 2028’e koyduk.”

Özgün İçerik:  İstanbul Yerel Haberler (İY)

Kaynak: İHA-İhlas Haber Ajansı 

“Kirazdan Kebap” Birinci Oldu

Trakya’nın Lezzet Durağı: Uluslararası Tekirdağ Kiraz Festivali

İstanbul Yerel Haberler (İY)

Her yıl haziran ayında düzenlenen Uluslararası Tekirdağ Kiraz Festivali, sadece kiraz hasadını kutlamakla kalmıyor, aynı zamanda uluslararası arenadan misafirleri ağırlayarak kültürel bir köprü görevi görüyor.

Festival, Tekirdağ’ın meşhur kirazlarının yanı sıra, el sanatları, geleneksel Türk mutfağı lezzetleri, konserler ve spor etkinlikleri ile dolup taşıyor. Şehrin sokakları, bu özel dönemde festival coşkusuyla doluyor. Bu festival, Tekirdağ’ın turizm potansiyelini artırırken, yerel esnaf için de önemli bir gelir kapısı oluşturuyor.

Sahil dolgu alanında organize edilen etkinlikte, 60 kadın yarışmacı kiraz temalı yemek, tatlı ve hamur işleriyle jüri karşısına çıktı. Yarışmacılar; lezzet, sunum, kullanılan malzemeler ve yöresel mutfağa uygunluk gibi kriterlere göre değerlendirildi. Üç ayrı kategoride yapılan yarışmada dereceye giren isimler belli oldu.

Kirazlı yemek kategorisinde Pelin Gök, hamur işi kategorisinde Emine Toprakal, tatlı kategorisinde ise Şevval Ural birinci oldu. Yarışmaya “Kirazdan Kebap” isimli yemeğiyle katılan Pelin Gök, jüri üyelerinden tam not aldı.

Kazanan yarışmacılara para ödülü verilirken, yarışma boyunca sahnede renkli anlar yaşandı. Festivalin mutfak ayağını oluşturan bu etkinlik, izleyicilerden de büyük beğeni topladı (İHA)(İY)

Kiraz festivalinde lezzet yarışı: Kirazdan Kebap 1’nci oldu
"Kirazdan Kebap" Birinci Oldu 55

Türkiye’nin En Tatlı Festivalleri: Kiraz Şölenleri

Türkiye’nin dört bir yanında, baharın en tatlı müjdecisi olan kirazlar, üreticiler ve tüketiciler için büyük bir heyecan kaynağı. Bu lezzetli meyvenin hasadını kutlamak amacıyla düzenlenen kiraz festivalleri, hem kültürel bir şölen sunuyor hem de yerel ekonomilere canlılık katıyor.

Her yıl binlerce kişinin katılımıyla gerçekleşen bu festivaller, müzik, eğlence, yöresel lezzetler ve tabii ki bolca kirazla ziyaretçilerini ağırlıyor. Peki, Türkiye’nin hangi bölgelerinde hangi kiraz festivalleri düzenleniyor ve bu festivallerin tarihleri ne zaman?

Kirazın Başkenti: Kemalpaşa Kiraz Festivali

Ege Bölgesi’nin incisi İzmir’in Kemalpaşa ilçesi, kiraz denince akla gelen ilk yerlerden biri. Dünyaca ünlü Kemalpaşa Kirazı‘nın hasadını kutlamak için düzenlenen festival, her yıl haziran ayının sonlarına doğru gerçekleşiyor.

Festival, 1960’lı yıllardan bu yana devam eden köklü bir geleneğe sahip. Etkinlikler, kiraz yetiştiriciliği yarışmalarından, konserlere, halk oyunları gösterilerinden yöresel ürünlerin sergilendiği stantlara kadar geniş bir yelpazede yer alıyor.

Kemalpaşa Kiraz Festivali, bölge ekonomisi için kritik bir öneme sahip olup, kiraz üreticilerinin emeğini onurlandırmanın yanı sıra, Kemalpaşa’yı ulusal ve uluslararası alanda tanıtma fırsatı sunuyor.

Ziyaretçiler, burada dalından taze koparılmış enfes Kemalpaşa kirazlarını tatma ve hatta kendileri toplama imkanı bulabiliyor.

Anadolu’nun Parlayan Yıldızı: Konya Ereğli Beyaz Kiraz Festivali

Konya’nın Ereğli ilçesi, kendine has lezzeti ve kalitesiyle bilinen **”Napolyon Kirazı”**nın ana vatanı. Bu eşsiz lezzeti kutlamak için her yıl haziran ayının ortalarında Konya Ereğli Beyaz Kiraz Festivali düzenleniyor. Festival, yöresel ürünlerin tanıtımına, çeşitli kültürel etkinliklere ve sanatçıların sahne aldığı konserlere ev sahipliği yapıyor. Ereğli Kirazı, hem iç piyasada hem de ihracatta büyük talep görüyor. Bu şenlikler, Ereğli’nin tarım kimliğini pekiştirirken, bölgenin tanıtımına ve ekonomisine ciddi katkılar sağlıyor.

Karadeniz’in Kirazı: Amasya Kiraz Festivali

Yeşilırmak’ın kıyısındaki tarihi şehir Amasya, kiraz üretimiyle de tanınıyor. Her yıl mayıs veya haziran aylarında gerçekleşen Amasya Kiraz Festivali, bölgenin kiraz hasadını kutluyor. Festival kapsamında, kiraz yetiştiriciliğinde başarılı olan üreticiler ödüllendiriliyor ve yöresel el sanatları sergileniyor. Amasya Kirazı, kendine özgü aroması ve tadıyla biliniyor ve festival, bu lezzeti daha geniş kitlelere ulaştırmayı hedefliyor.

Kiraz Festivalleri Birer Kültürel Miras ve Ekonomik Canlanma Aracı

Türkiye’deki kiraz festivalleri, sadece bir meyvenin hasadını kutlamanın ötesinde, birer kültürel miras ve ekonomik canlanma aracı olarak öne çıkıyor. İzmir’den Tekirdağ’a, Konya’dan Amasya’ya kadar uzanan bu festivaller, hem yerel halkı bir araya getiriyor hem de şehirlerin tanıtımına büyük katkı sağlıyor. Her biri farklı bir bölgenin dokusunu ve lezzetini yansıtan bu şölenler, Türkiye’nin zengin tarım potansiyelini ve misafirperverliğini sergiliyor. Eğer bir yaz rotası planlıyorsanız, bu lezzetli ve renkli festivallere göz atmayı unutmayın.

626 yıllık hat eserleri dijital ortama aktarıldı

Bursa’nın simgelerinden Ulu Cami’de yer alan hat eserleri dijital ortama aktarıldı. Tarihi camiyi ziyaret eden turistler kare kodları tarayarak hatların yazarlarını, Arapça okunuşu ve Türkçe mealini dinleyebiliyor.

Osmanlı’nın 4’üncü hükümdarı Yıldırım Beyazıt tarafından 1396-1399 yıllarında yaptırılan tarihi Ulu Cami içerisinde yer alan hat eserleri dijital ortama aktarıldı. Yerli ve yabancı turistlerin uğrak noktası olan camide 13 ayrı yazı karakteriyle 41 ayrı hattat tarafından duvara yazılmış 87, levha halinde ise 110 olmak üzere 192 hat yazısı bulunuyor. Ulu Cami’ye gelen ziyaretçiler, cami girişlerine yerleştirilen kare kodları telefonlarıyla tarayarak cami içerisindeki eserlerin Arapça okunuşu ve Türkçe mealini öğrenebiliyor.

Bilgi kirliliğinin önüne geçilecek

Hat eserlerinin tanıtılmasının yanında bilgi kirliliğinin de önüne geçilmesi planlanan proje hakkında konuşan Bursa Ulu Cami Onarım Donatım ve Bakım Derneği Başkanı Hilmi Şanlı, “Bursa Ulu Camii tarihi ve mimarisiyle dikkat çektiği gibi aynı zamanda içerisinde duvarlarda bulunan hat sanatlarıyla da oldukça dikkatimizi çeken bir yapı. Dışarıdan gelen yerli ve yabancı ziyaretçilerimizin çok kolay bir şekilde hat yazılarımıza ulaşmak suretiyle hatların Arapça metinlerini, Türkçe ne anlama geldiğini ve kimler tarafından yazıldığını kolay bir şekilde anlayabilmeleri için gördüğünüz gibi camimizin girişlerinde kare kod sistemini getirdik. Telefonlarını kare kodu okutmak suretiyle burada ne anlama geldiğini dilediği zaman yazılı olarak okuyabildiği gibi aynı zamanda da sesli olarak da bunları dinleyebilecek. Buradaki amacımız ecdadımızın katmış olduğu bu ruhu geleceğimizle buluşturmak özellikle yeni yetişen neslimizi ecdadımızın bu şah eserleriyle buluşturmak. Diğer taraftan Ulu Cami’yle birçok insan geliyor ve hatlar hakkında yanlış bilgiler de yayılabiliyor. Bu hurafelerin önüne geçmek için kaynağından hususunda tamamen üniversite hocalarımız tarafından yazdırdığımız, hazırlattırdığımız bu bilgileri, bilgi kirliliğine meydan vermeden vatandaşlarımızla buluşturma gayesi taşıdık. Bu proje, sadece bir bilgilendirme çalışması değil, aynı zamanda ecdadımızın bıraktığı manevi mirası bugünün teknolojisiyle buluşturma çabasıdır. Ulu Cami’ye gelen her misafir, artık bu kıymetli hatların anlamını öğrenebilecek, gönlünde daha derin bir iz bırakacak” şeklinde konuştu.

Türkçe’nin yanı sıra İngilizce de gelecek

Türkçe’nin yanı sıra İngilizce dili için çalışmaların devam ettiğini kaydeden Şanlı, “Şu anda Türkçesini seslendirebiliyoruz, Türkçe anlamını verebiliyoruz ama çalışması devam ediyor. Önümüzdeki günlerde de İngilizce olarak camimizin içerisinde bulunan hat sanatlarımızın İngilizce anlamlarını yerli ve yabancı ziyaretçilerimizle buluşturacağız” ifadelerini kullandı.

Özgün İçerik:  İstanbul Yerel Haberler (İY)

Kaynak: İHA-İhlas Haber Ajansı 

Akçadağ’ın yeni gözdesi: İnce hamurlu pizza, kömbe ve pilavı geride bıraktı

Malatya’nın Akçadağ ilçesinde yaklaşık 8 ay önce belediyeye ait sosyal tesislerde üretimine başlanan ince hamurlu pizzalar, kısa sürede büyük ilgi görerek ilçenin tescilli lezzetleri kömbe ve pilavın önüne geçti.

Akçadağ ilçesinde yaklaşık 8 ay önce Belediye sosyal tesislerde üretimine başlanan ve satışa sunulan pizza yörenin geleneksel tatları olan tescilli kömbe ve pilavın önüne geçti. İlçe dışından birçok vatandaş, sadece pizzayı tatmak için Akçadağ’a seyahat ederken, normalinden daha ince hamurla hazırlanan pizzalara olan talep her geçen gün artıyor.

Pizza ustası Mustafa Doğar, özellikle kavurmalı pizzanın yoğun ilgi gördüğünü belirtti. Tamamen doğal malzemelerle üretim yaptıklarını vurgulayan Doğar, “Akçadağ’ın kömbesi ve pilavına artık bir de pizzası eklendi. Vatandaşların ilgisi bizi oldukça memnun ediyor” dedi.

İşletme sorumlusu Nail Hazar ise, sosyal tesislerde hem tescilli yöresel yemeklerin hem de pizzanın satışa sunulduğunu ifade ederek, “Yoğun taleplere yetişmekte zaman zaman zorlanıyoruz. Pizza, kısa sürede menümüzün en çok tercih edilen ürünü haline geldi” ifadelerini kullandı

Kent merkezinden Akçadağ’a gelen ziyaretçilerden Nuray Koçşahin ise tavsiye üzerine pizzayı denediklerini belirterek, “İnce hamurla hazırlanmış pizzalar çok lezzetliydi. Beklentimizin üzerinde bir tatla karşılaştık” diye konuştu.

Özgün İçerik:  İstanbul Yerel Haberler (İY)

Kaynak: İHA-İhlas Haber Ajansı 

Açık hava müzesi Ahlat’ta Kurban Bayramı yoğunluğu yaşanıyor

UNESCO’nun Dünya Kültür Mirası Geçici Listesi’nde bulunan ve bünyesinde barındırdığı tarihi mekanlarla açık hava müzesi konumundaki Bitlis’in Ahlat ilçesinde Kurban Bayramı’nda ziyaretçi yoğunluğu yaşanıyor.

İslam tarihinin en önemli miraslarından Anadolu’nun Orhun Abideleri olarak da bilinen ve dünyanın en büyük Türk-İslam Mezarlığı olan Ahlat Selçuklu Meydan Mezarlığı; tarihi kümbetler, mağa evler ve Harabeşehir Kurban Bayramı’nda da yerli ve yabancı turistlerin akınına uğruyor. “Türklerin Anadolu’ya girişinin kapısı” ile “Anadolu’nun tapusu” olarak nitelendirilen ve “Sakin Şehir” unvanına sahip Ahlat’a gelen ziyaretçiler; sanat eseri özelliği taşıyan ve üzerlerindeki kabartmalar, motifler, oymalar, kitabeler ve yazılarla tarihe ışık tutan abidevi mezar taşlarıyla birlikte adeta zamanda yolculuğa çıkıyor.

Bayram tatilini fırsat bilerek arkadaşları ve ailesi ile birlikte Batman’dan Ahlat’ı gezmeye gelen Mevlüt Baltacı, “Bayram dolayısıyla Ahlat’a geldik. Şu an inanılmaz bir atmosfer var burada. Daha önce Ahlat’tan geçtim ama mezarlığa girememiştim. İyi ki de girmişim, arkadaşlarımız ve çocuklarımla görme fırsatımız oldu. İnanılmaz bir sanatla yapılmış mezar taşları var. Çok etkilendim, kelimelerle açıklayamıyorum. Burada yatanların ruhları şad olsun. Anadolu’nun kapıları onların sayesinde İslamiyet’e açıldı. Harika bir atmosfer var, zaten buranın havası çok güzel. Herkesi de buraya bekliyoruz” dedi.

Özgün İçerik:  İstanbul Yerel Haberler (İY)

Kaynak: İHA-İhlas Haber Ajansı 

Gümüşdere köyünde 1 buçuk asırdır bayram geleneği sürdürülüyor

Bilecik’in Pazaryeri ilçesine bağlı Gümüşdere köyünde 1880 yılından bu yana sürdürülen köklü bir gelenek, bu bayramda da aynı heyecan ve duygu ile yaşatıldı.

Yaklaşık 1 buçuk asırdır devam eden anlamlı gelenek yaşatılıyor. Gümüşdere Mahalle halkı köy mezarlığında el sıkışarak bayramlaştı.

Köy Muhtarı Sedat Ceylan, geleneğin önemine şu sözlerle dikkat çekerken, “Dedelerimiz 1880 yılında Bulgaristan’dan göç ederek bu topraklara yerleşmişler. O günden bu yana köyümüzün erkekleri bayram namazını hep birlikte kılar, ardından da köy mezarlığında dualarla geçmiş büyüklerimizi anarak bayramlaşırız. Mezarlıkta el ele, gönül gönüle yapılan bu bayramlaşma, sadece bir gelenek değil; birlik, beraberlik ve vefa duygularının en güzel ifadesidir. Bu geleneği bugüne kadar hiç aksatmadan yaşatmanın gururunu taşıyoruz. Yeni neslin de bu mirasa sahip çıkması için elimizden geleni yapıyoruz. Her bayramda mezarlıkta toplanırken, sadece geçmişimizi değil, bizi biz yapan değerleri de hatırlıyoruz” dedi.

 

 

 

 

Özgün İçerik:  İstanbul Yerel Haberler (İY)

Kaynak: İHA-İhlas Haber Ajansı

Sevdiği kadın için müslüman oldu

İstanbul’da iş seyahatinde tanıştığı Türk kadınla evlenme kararı alan İngiliz vatandaşı Simon James Palmer, İslamiyet’i araştırarak kendi isteğiyle Sakarya’da müslüman oldu.

Düzenlenen ihtida töreniyle İslamiyet’e geçen ve ‘Sinan’ ismini alan Palmer, “Sevdiğim kadın ve onun değerleri için bu kararı aldım” dedi.

Türkiye’de iş seyahati sırasında tanıştığı Zeynep Aydın’a gönlünü kaptıran İngiliz vatandaşı Simon James Palmer, aldığı kararla hem inanç dünyasını hem de kimliğini değiştirdi.

Evlilik kararı alan çift, hazırlıklarını sürdürürken Palmer, İslamiyet’i araştırmaya başladı. Edindiği bilgiler ve Zeynep’ten aldığı destekle müslüman olmaya karar verdi. Palmer için Sapanca İlçe Müftülüğü tarafından ihtida merasimi düzenlendi.

Kur’an-ı Kerim tilavetiyle başlayan törende, Müftü Yavuz Koçak tarafından İslam’ın temel esasları anlatıldı. Ardından Palmer, şahitler huzurunda Kelime-i Şehadet getirerek müslüman oldu. Yeni ismi ise ‘Sinan’ oldu.

“Bana Müslüman olmak istediğini söyledi”

Müslüman olan müstakbel eşi Simon ile İstanbul’da tanıştığını belirten Zeynep Aydın, “Simon ile evlenmeye karar verdik ve bana Müslüman olmak istediğini söyledi. Ben de bu durumu mutlulukla karşıladım. Ben inançlı biriyim ve evlendiğim insanında inançlı biri olmasını tercih edeceğim için bunlar konuşuldu. Simon’da çok rahat bir şekilde kabul etti, zorlama gibi bir durum olmadı zaten dinimizde zorlama yok. Ben Simon’a birkaç isim söyledim kendi ismine de yakın olmasını istedik. Sinan ismini tercih etti” dedi.

“Sevdiğim kadın için bunu yaptım diye, ailem de çok mutlu oldu “

Müslüman olan ve ‘Sinan’ ismini alan İngiliz vatandaşı Simon James Palmer, “Benim için zor değildi, ben daha önceden Hristiyandım ailemin geleceği için dinimi değiştirmek istedim ve aynı zamanda Zeynep’in ailesi içinde bunu yapmak istedim. Kendimi çok iyi hissediyorum. Dubai’de yaşıyoruz, müslümanlığın kurallarını uygulamaya özen göstereceğim. ‘Sinan’ ismini kendi ismime yakın olarak hissettim ve kabul etti. Ailem de çok mutlu oldu sevdiğim kadın için bunu yaptım diye” konuştu.

 

Özgün İçerik:  İstanbul Yerel Haberler (İY)
Kaynak: İHA-İhlas Haber Ajansı

Isparta’da gül hasadı, festival coşkusunu doruklara taşıdı

Uluslararası Isparta Gül Festivali’nin ikinci gününde Güneykent beldesinde gül hasadı yapıldı, festivale katılan yerli ve yabancı misafirler gül bahçelerinde gül topladı. Halk oyunları ekipleri de gül fabrikasında yöresel oyunlarını sergilediler.

Uluslararası Isparta Gül Festivali, etkinliklerle dolu dolu geçiyor. Festivalin ilk günkü etkinliklerinin ardından ikinci gününde sabah erken saatlerde Güneykent beldesinde gül hasadı gerçekleştirildi. Gül hasadı yurtiçi ve yurtdışından gelen misafirlerin katılımıyla renk kazandı. Misafirler, gül tarlalarında gül toplama deneyimi yaşadılar, gülün yolculuğuna tanıklık ettiler.

Gaziler de gül topladı

Gül tarlalarında gül toplayan Türkiye Muharip Gaziler Derneği Genel Başkanı Beyazıt Yumuk, Uluslararası Isparta Gül Festivaline ilk kez katıldığını söyledi. Türkiye’nin her şehrinin farklı özellikleri bulunduğunu dile getiren Yumuk, Isparta’nın gülüyle ülkeye ayrı bir güzellik kattığını belirtti. Yumuk, “Gül festivaline bu sene biz de katıldık. Çok güzel bir etkinlik. Isparta’da olmaktan mutluluk duyuyoruz. Emeği geçen başta belediye başkanımız ve valimiz olmak üzere herkese teşekkür ediyorum” dedi.

Vatandaşlardan festivale tam not

Vatandaşlar da festivalin çok güzel geçtiğini belirterek, Isparta Belediye Başkanı Şükrü Başdeğirmen’e teşekkür ettiler. Vatandaşlar, “Çok kapsamlı bir program hazırlanmış, gül bahçelerinde gül toplamaktan çok memnun olduk. Güllere bayıldık. Belediye başkanımız mükemmel işler yapıyor. Teşekkür ediyoruz” ifadelerinde bulundular.

KKTC halk oyunları ekibi de hasattaydı

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nden gelen halk oyunları ekibi de gül hasadına katıldı, gül bahçelerinde gül topladı. Ekip üyeleri festivalin çok güzel geçtiğini belirterek, ilgiden memnun olduklarını söylediler.

Gül fabrikasında kültür şöleni

Daha sonra gül fabrikasında Gaziantep, Ankara, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Romanya, Kosova, Bulgaristan ve Silifke’den gelen halk oyunları ekipleri yöresel oyunlarını sergilediler. Güneykent Beldesindeki programa Isparta Belediyesi başkan yardımcıları, belediye meclisi üyeleri de eşlik etti.

Özgün İçerik:  İstanbul Yerel Haberler (İY)

Kaynak: İHA-İhlas Haber Ajansı 

Kırıkkale’de “Yörük Türkmen Şöleni” renkli görüntülere sahne oldu

Kırıkkale’de düzenlenen “Aileler Tanışıyor Şenliği ve Yörük Türkmen Şöleni”, mehter marşları eşliğinde gerçekleşen temsili “Yörük göçü” yürüyüşü ve atlı gösterileriyle kültürel bir şölen havasında geçti.

Kırıkkale’de bu yıl 5.’si düzenlenen “Aileler Tanışıyor Şenliği ve Yörük Türkmen Şöleni”, geleneksel kültürün yaşatıldığı renkli görüntülerle vatandaşlara unutulmaz anlar yaşattı. Beylik Çayırı’nda gerçekleştirilen etkinlikte, mehter takımı eşliğinde temsili “Yörük göçü” canlandırıldı. Atlı gösteriler ve seğmen oyunları izleyicilerden büyük alkış aldı. Vatandaşların yoğun ilgi gösterdiği şenlikte, geleneksel kıyafetler, halk oyunları ve kültürel etkinlikler öne çıktı.

Etkinlik alanında kurulan Yörük çadırları ve ekmek pişiren kadınlar, geçmişin izlerini günümüze taşıdı. Kızılay tarafından kurulan stantta vatandaşlara çorba ikram edildi. Çeşitli sivil toplum kuruluşlarının da yer aldığı şenlikte kültürel zenginlikler sergilendi; aileler de kaynaşma fırsatı buldu. Vatandaşlar, davul-zurna eşliğinde yöresel oyunlar oynayarak şenliğe renk kattı.

Vali Mehmet Makas, konuşmasında Yörük kültürünün Türk milletinin varlığını sürdürmesinde oynadığı role dikkat çekti. Vali Makas, “Toroslar’da bir Yörük çadırında duman tütüyorsa, bu, Türk milletinin varlığının daim olacağının bir resmidir. Bundan bizim hiçbir şüphemiz yok. Çünkü vatan, millet, ezan denildiği zaman şahadete giden milletin özünde, şu karşımda duran Yörük kültürü vardır. Allah sayınızı artırsın. Sayın Cumhurbaşkanımızın özellikle belirttiği üzere, ‘Türkistan coğrafyası’ diyerek bunu tüm dünyaya nakşettik” dedi.

“Hep şu amaçla yürüdüler: Dünyaya İlâ-yı Kelimetullah’ı yayalım”

Türkistan’dan Anadolu’ya uzanan tarihi yolculuğa da değinerek, Hoca Ahmet Yesevî’nin talebeleri gibi İlâ-yı Kelimetullah gayesinin bugün de devam ettiğini belirten Vali Makas, şunları kaydetti:

“Türkistan coğrafyasından Hoca Ahmet Yesevî’nin talebeleri bu topraklara doğru göç ederken, hep şu amaçla yürüdüler: Dünyaya İlâ-yı Kelimetullah’ı yayalım, Allah ve Resulü’nü anlatalım, bununla beraber hoşgörüyü götürelim; o coğrafyalarda kan ve gözyaşı bitsin… Alperen dedelerimizin, Hoca Ahmet Yesevî’nin ve Oğuz Kağan’ın izinde yürüyeceğiz. Bizler de onların bize ödev olarak bıraktığı bu kutlu yolda, İlâ-yı Kelimetullah’ı yaymak adına sadece Anadolu coğrafyasında değil, tüm dünya coğrafyasında ve gönül ikliminde hakim olacağız ve dünyaya, dedemizin, ecdadımızın, ceddimizin yaptığı üzere nizam vereceğiz.”

Kırıkkale Belediye Başkanı Ahmet Önal ise Yörük kültürünü yaşatmanın bir onur olduğunu belirterek, “Anadolu’nun mayasında olan bu kadim milletin en kıymetli evlatlarından biri olarak Yörük Türkü olmak bizim için büyük bir şereftir” ifadelerini kullandı. Dernekler ve STK’lara destek vermeye devam edeceklerini ifade eden Önal, bu desteğin tarihi bir sorumluluk olduğunu söyledi.

Yörük Türkmen Derneği Başkanı Çetin Özyün ise 2025 yılının “Aile Yılı” ilan edilmesi dolayısıyla düzenlenen “Geleneksel Aileler Tanışıyor” şenliğine katılımdan duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Özyün, “Köklerimize sahip çıkmak, Türk töresini, kardeşliği ve Türk aile yapısını yaşatmak adına; Cumhurbaşkanlığımız tarafından 2025 yılının ‘Aile Yılı’ ilan edilmesi münasebetiyle düzenlediğimiz ‘Geleneksel Aileler Tanışıyor’ şenliğine hoş geldiniz” diye konuştu.

Özgün İçerik:  İstanbul Yerel Haberler (İY)

Kaynak: İHA-İhlas Haber Ajansı 

8. Samsun Yöresel Ot Yemekleri Festivali başladı

Isırganlı dondurma gibi yüzlerce farklı yiyeceğin halkla buluştuğu “8. Samsun Yöresel Ot Yemekleri Festivali” düzenlenen törenle başladı..

8. Samsun Yöresel Ot Yemekleri Festivali başladı. Samsun Büyükşehir Belediyesi tarafından Samsun’un doğal zenginliğinin bir göstergesi olan bitki çeşitliliğini, yabani yenilebilir otlarını ve bu otlarla yapılan yöresel yemeklerin tanıtımının yapılması amacıyla düzenlenen “8. Samsun Yöresel Ot Yemekleri Festivali” festival kortejiyle başladı.

Festivale katılan aşçılar, davetliler ve vatandaşlar, Türkiş’ten Çobanlı İskelesi’ne kadar yürüdü. Aşçılar ve katılımcılar, dün Bafra’da toplanan otlardan yaptıkları çeşitli yiyecekleri ziyaretçilere ikram ettiler.

Turizm şehri olan Samsun’u daha ileriye götürmek için mücadele ediyoruz

Programda festival hakkında bilgi veren Kültür ve Sosyal İşler Dairesi Başkanı Cihan Güller, “Turizm kenti Samsun’da, bu güzel Samsun gününde sekizincisini düzenlemiş olduğumuz Ot Yemekleri Festivali’nin devamından mutluluk duyuyoruz.

Turizm şehri olan Samsun’u daha ileriye götürmek için mücadele ediyoruz. Vatandaşımızın desteği çok büyük. Güzel, olumlu geri dönüşlerimiz var. Ot yemekleri yönünden Samsun, gastronomi açısından geniş bir paydaya sahip.

Bunu da zaten stantları gezdiğinde vatandaşlarımız çok net bir şekilde görebiliyorlar. Bu değerleri vatandaşımızla buluşturmak, Samsunluyla buluşturmak, Türkiye’yle buluşturmak, dünyayla buluşturmak bizim en önemli, en öncelikli hedeflerimiz içerisinde. Stantlarımızın tamamında ot formatlı yemeklerimiz mevcut. Isırganlı dondurmamız var.

Pide çeşitlerimizin farklı farklı otlarda versiyonları var. Bütün stantlarda yemeğin her türlüsünü, her çeşidini otlu vaziyette görebileceğiz” dedi.

İl Kültür ve Turizm Müdürü Süleyman Demirtaş ise, “Son dönemin trendi gastronomi turizmi. Samsun bu alanda hak ettiği yerini almaya yavaş yavaş başladı.

Samsun ağır ve sağlam adımlarla gider. Bu etkinliğin gastronomi turizminden bir farkı daha var. Bir manada doğadan doğal ve sağlıklı beslenmeye içeriyor. Dün Bafra Sürmeli köyünde ürün toplamayla başladı. Bu çok anlamlıydı. Çünkü bizim Sürmeli Köyü’yle ilgili çok büyük hedeflerimiz var.

Birleşmiş Milletler Turizm Başlığı adı altında ‘dünyanın en iyi turizm köyü’ yapmak gibi bir iddiamız var. Bir manada Samsun’u yine yaşayan şehirler kategorisinde en önemli gastronomi şehri yapmak gibi bir planımız var” diye konuştu.

Isırganlı dondurma dikkat çekti

Festivalde en çok dikkat çeken yiyeceklerden biri de ısırganlı dondurma oldu. Festivale özel olarak ilk kez ısırganlı dondurma yaptıklarına dikkat çeken Orhan Aydoğan da, “Isırganlı dondurmayı, bu ot festivaline özel yaptık. Birkaç tane ot denedik.

Ama en lezzetli ve en sağlıklı olan ısırganı tercih ettik. Çünkü hem de Samsun’da ısırgan otlu yemekleri gayet revaçta. Bilinen bir ot olduğu için onu seçtik. Bir de o ısırganın yakıcı özelliği olduğu için herkeste kötü bir anısı var. Biz de onu böyle dondurmayla birleştirerek o kötü anıyı yıkalım dedik ve tatlı bir tebessüm bırakalım dedik” şeklinde konuştu.

Kültür ve Turizm Bakanlığı, Samsun Valiliği, Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Orta Karadeniz Kalkınma Ajansı (OKA), Anadoludakiler, Samsun Turizmciler Derneği, Karadeniz Aşçılar ve Turizm Birliği ve Türkiye Aşçılar Federasyonu iş birliğiyle gerçekleştirilen festival, 1 Haziran’da sona erecek.

Özgün İçerik:  İstanbul Yerel Haberler (İY)
Kaynak: İHA-İhlas Haber Ajansı

Isparta sokakları gül sularıyla yıkandı, Uluslararası Gül Festivali görsel şölene dönüştü

Isparta’da düzenlenen “Uluslararası Gül Festivali“, 30’a yakın ülkenin katılımıyla kortej yürüyüşüyle başladı. Gül yaprakları ve gül sularının eşlik ettiği yürüyüşte şehir adeta renk cümbüşüne döndü.

Isparta Valiliği ve Isparta Belediyesi iş birliğiyle bu yıl düzenlenen Uluslararası Gül Festivali kortej yürüyüşüyle başladı. Festival kapsamında gerçekleştirilen korteje Isparta Valisi Abdullah Erin, Isparta Belediye Başkanı Şükrü Başdeğirmen, sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri, dernekler, kulüpler, öğrenciler ve çok sayıda vatandaş katıldı.

Festivalin açılış korteji, Isparta Belediyesi önünden başlayarak Valilik önüne kadar devam etti. Yürüyüşte mehteran takımı, çeşitli okullar, engelli dernekleri ve sivil toplum kuruluşlarının yanı sıra Gaziantep, Moskova, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Bulgaristan’dan gelen uluslararası öğrenci toplulukları da yer aldı. Kortej boyunca protokol üyeleri vatandaşları selamladı. Kutlamalar sırasında otobüslerin üzerinden izleyen vatandaşların üzerine gül yaprakları ve gül suları serpildi. Festival coşkusu Isparta sokaklarını renklendirdi.

“Amacımız Isparta’nın bilinirliğini artırmak ve dünya çapında tanınır hale gelmek”

Kortej yürüyüşü sonrasında konuşan Isparta Belediye Başkanı Şükrü Başdeğirmen, festivale katılan herkese teşekkür ederek, etkinliğin şehre olan katkılarına dikkat çekti. Başdeğirmen, “Bu yıl festivalimiz her zamankinden daha güzel, daha coşkulu geçti. Isparta’dan ve yurt dışından gelen misafirlerimize teşekkür ediyorum. Festivalimizi üç gün boyunca eski otogar alanında sürdüreceğiz. Amacımız Isparta’nın bilinirliğini artırmak ve şehrimizi dünya çapında tanınır hale getirmektir” dedi.

“Bugün sadece bir gül hasadını değil, aynı zamanda bir kültürü, bir medeniyeti ve emeği kutluyoruz”

Başkan Başdeğirmen, Isparta’nın dünyada gül ile anılan bir şehir olduğunu belirterek, “Dünyada en çok gül, Isparta’da üretiliyor. Bugün sadece bir gül hasadını değil, aynı zamanda bir kültürü, bir medeniyeti ve emeği kutluyoruz. Kortejimizde 30’a yakın ülkenin bayraklarını, 10’a yakın ülkenin ise kültürel gösterilerini izleme fırsatı bulduk. Bu tür etkinlikler kültürel etkileşimi artırıyor” ifadelerini kullandı.

Festival, 1 Haziran’a kadar çeşitli konserler, gösteriler ve etkinliklerle devam edecek.

 

 

 

 

Özgün İçerik:  İstanbul Yerel Haberler (İY)

Kaynak: İHA-İhlas Haber Ajansı 

Gastronomi şöleninde Düzce’nin lezzetleri sergilendi

Düzce Belediyesi Erguvan Tesisleri’nde düzenlenen ve adeta gastronomi şölenine dönüşen etkinlikte, Türk mutfağının klasik lezzetlerinden coğrafi işaretli ürünlere kadar birçok tat sergilendi.


Türk mutfağının geleneksel sağlıklı yönlerine dikkat çekilerek bu kültürel mirasın yurtiçinde ve yurtdışında tanıtılması amacıyla her yıl 21-27 Mayıs tarihleri arasında kutlanan “Türk Mutfağı Haftası” kapsamında Düzce’de de etkinlikler düzenlendi. Valilik, Düzce Belediyesi ve Kültür ve Turizm Müdürlüğü iş birliğinde düzenlenen program, Düzce Belediyesi Erguvan Sosyal Tesisleri’nde gerçekleştirildi. Etkinliğe Vali Selçuk Aslan, Düzce Belediye Başkan Yardımcısı Ayşe Kılıç, protokol üyeleri ve çok sayıda vatandaş katıldı.

Vali Aslan, Türk mutfağının dünya gastronomisi içindeki seçkin konumuna dikkat çekerek, “Tarihle yaşıt olan aziz milletimizin yıllar içerisinde edindiği tecrübenin her biri damak tatlarımıza da yansımış. Türk mutfağının dünya mutfakları içerisinde mümtaz bir yere sahip olduğunu biliyoruz. Cumhurbaşkanımızın çok muhterem eşleri Emine Erdoğan hanımefendinin himayesinde, Kültür ve Turizm Bakanlığımız tarafından 21-27 Mayıs tarihleri arasını her yıl Türk Mutfağı Haftası olarak kutluyoruz. Mutfağımıza sahip çıkmak, lezzetlerimizi tüm dünyaya tanıta bilmek açısından gerek illerimizde gerekse dünyadaki tüm temsilciliklerimizde Türk mutfağının lezzetleri gerek yerli gerek yabancı turistlere tanıtmak açısından organizasyonlar yapıyoruz. Biz de Düzce olarak bu güzel coğrafyada, üç kıtanın lezzetlerini Düzce’de birleştirmiş bir vilayetiz. Türk mutfağı haftamız kutlu olsun” dedi.

Program kapsamında kutlama pastası kesildi, halk oyunları gösterileri sahnelendi. Türk mutfağının klasik tatları, coğrafi işaretli ve yöresel ürünlerin yer aldığı stantlar büyük ilgi gördü. Katılımcılar, geleneksel lezzetlerle buluşmanın keyfini yaşarken, Türk mutfağının zenginliğini bir kez daha hatırlama fırsatı buldu.

 

 

Özgün İçerik:  İstanbul Yerel Haberler (İY)

Kaynak: İHA-İhlas Haber Ajansı 

Emine Erdoğan, Nevşehir’de Türk Mutfağı Haftası kapsamında yoğurt mayaladı

Yüsra Gündoğdu
IstanbulYerelHaberler

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan, Türk Mutfağı Haftası kapsamında geldiği Nevşehir’de yoğurt mayaladı. . Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan, Türk Mutfağı Haftası kapsamında geldiği Nevşehir’de yoğurt mayaladı. Emine Erdoğan, Türk Mutfağı Haftası kapsamında “Anadoludakiler Kapadokya Pazarı”nın açılış programı için geldiği Nevşehir’de Güray Müzesi’ni ziyaret etti.

Burada yazar Süleyman Dilsiz ile Kapadokya’ya özgü çömleğe yoğurt mayalayan Emine Erdoğan, aynı yöntemle daha önce mayalanan yoğurdun da tadına baktı. Yoğurdun mayalanma sürecine ilişkin Dilsiz’den bilgi alan Emine Erdoğan, yoğurdun tadını beğendiğini ifade etti.

Emine Erdoğan, yazar Dilsiz’in Kültür ve Turizm Bakanlığı himayelerinde yayınlanan “Yoğurt Uygarlığı” kitabının tanıtımına da katıldı. Emine Erdoğan’a, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır ve Nevşehir Valisi Ali Fidan eşlik etti.

Emine Erdoğan, daha sonra Türk Mutfağı Haftası kapsamında Nevşehir’e davet edilen konuklarla akşam yemeğinde bir araya geldi.

Kültürümüzün taşıyıcısı yoğurt

“Kültürümüzün taşıyıcısı yoğurdu korumak için gayret eden herkesi tebrik ediyorum”
Emine Erdoğan, programa ilişkin sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, şu ifadeleri kullandı:

“Türk Mutfağı Haftası etkinlikleri kapsamında bulunduğumuz Kapadokya’da bir mutlu haberi daha paylaşmanın sevincini yaşıyoruz. Kültür ve Turizm Bakanlığımız himayelerinde hazırlanan ’Yoğurt Uygarlığı’ kitabının hayırlara vesile olmasını diliyorum.

Yoğurdun kültürel mirasımızdaki yeri

Yoğurdun kültürel mirasımızdaki yerini belgelerle ortaya koyan bu kapsamlı çalışmanın, gastrodiplomasi vizyonumuza önemli katkılar sağlayacağına inanıyorum. Bu önemli eserle birlikte toprağımızın mayası, kültürümüzün taşıyıcısı olan yoğurdu korumak için gayret eden herkesi gönülden tebrik ediyorum. Geçmişten bugüne taşıdığı kadim değeri temsilen mayaladığımız yoğurdun da bereketle taşmasını ve sofralara şifa olarak ulaşmasını diliyorum. Katılımlarıyla bu anlamlı akşamı taçlandıran tüm kıymetli konuklara teşekkür ediyorum.”

Özgün İçerik:  İstanbul Yerel Haberler (İY)
Kaynak: İHA-İhlas Haber Ajansı 

200 yıllık altın tezhipli Kur’an-ı Kerim’i Cumhurbaşkanı’na hediye etmek istiyor

Munzur Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. İlyas Kayaokay, kişisel koleksiyonunda bulunan Osmanlı hat ve tezhip sanatının seçkin örneklerinden biri olan 200 yıllık altın tezhipli el yazması Kur’an-ı Kerim’i, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a hediye etmek istiyor.

Osmanlı hat ve tezhip sanatının nadide örneklerinden biri olan 200 yıllık el yazması Kur’an-ı Kerim, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a armağan edilmek isteniyor. 1826 yılında hattat Abdulkerim bin Hacı Ali Ankaravî tarafından yazılan, 24 ayar altınla tezhiplenmiş bu özel mushaf, Munzur Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. İlyas Kayaokay’ın kişisel kitaplığında yer alıyor.

Öte yandan, tamamı el yazması olan ve altın varaklarla süslenen baş sayfalar, çiçek motifli bordürler ve hat sanatıyla yazılmış ayetler, eserin estetik gücünü gözler önüne seriyor. Doç. Dr. Kayaokay, “Bu eser sadece kutsal bir kitap değil, aynı zamanda sanat, tarih ve kültürün buluştuğu eşsiz bir miras. Tensip buyururlarsa Cumhurbaşkanımıza hediye etmek istiyorum” dedi.

“Eşsiz kılan en önemli unsurlardan biri, 24 ayar altınla yapılmış tezhip süslemeleridir”

Eser hakkında bilgi veren Kayaokay, “Bu nadide eser, Osmanlı hat ve tezhip sanatının zirvesini temsil eden, tam 200 yıllık bir el yazması Kur’an-ı Kerim’dir. Ketebesi olan bu müzehheb mushaf, Hicrî 1242 / Miladî 1826 yılında, hattat Abdulkerim bin Hacı Ali Ankaravî tarafından istinsah edilmiştir. Eser, yalnızca kutsal kitap olması dolayısıyla değil, aynı zamanda taşıdığı sanatsal ve kültürel miras bakımından da paha biçilemezdir.

Kur’an’ın her bir satırı elde yazılmış, klasik nesih hattının zarafetine sahiptir. Harf aralıkları, satır düzeni ve sayfa oranları, süslemeleri, işçiliği Osmanlı hattatlığının teknik mükemmelliğini gözler önüne sermektedir. Bu mushafı eşsiz kılan en önemli unsurlardan biri, sayfalarında kullanılan 24 ayar altınla yapılmış tezhip süslemeleridir. Serlevha kısmındaki mükemmel tezhibi görüyorsunuz. Sonraki sayfaların altın cetvellerinde altın oranı 18 ayara düşmüştür. Maliyeti düşürmek adına içerisine bakır karıştırılmıştır. Bundan dolayı bazı sayfalardaki cetvellerde oksitlenme görülebilmektedir. İnce aharlı sayfalarda aşırı bezeme yoktur” dedi.

“Cumhurbaşkanımıza hediye etmek arzusundayım”

Kur’an-ı Kerim’i Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a hediye etmek istediğini belirten Kayaokay, “Bordür ve süslemeler Kur’an’ın önüne geçmeyecek sadelik ve güzelliktedir. Her bir bordür, çiçek ve motif, sanatkarane bir sabırla işlenmiş; Kur’an’ın zahiri güzelliği, bu tezhiplerle adeta nurani bir çehreye bürünmüştür. Orijinal deri cildi, altın yaldızlı kabartma motiflerle süslenmiş; klasik şemse, mıklep ve salbek unsurlarıyla tamamlanmıştır. Osmanlı kitap sanatının hem teknik disiplini hem de ruhani zarafetini aynı anda yansıtan eşsiz bir örnektir.

Sadece okunmak için değil, izlenmek ve hissedilmek üzere hazırlanmıştır. Hem inancımızın hem kültürel mirasımızın korunması adına özel bir yere sahiptir. Günümüz insanına sadece dinî değil, estetik bir tefekkür imkânı da sunmaktadır. Osmanlı estetiğinin, İslam sanatının ve imanla yoğrulmuş bir medeniyetin sessiz tanığıdır adeta.

Her satırında tarih, her sayfasında sabır, her harfinde sanat gizlidir. İnşallah bu nadide, hak ettiği değeri bulur ve gelecek nesillere de ilham kaynağı olur. Tensip buyururlarsa Cumhurbaşkanımıza hediye etmek arzusundayım” diye konuştu.

Özgün İçerik:  İstanbul Yerel Haberler (İY)
Kaynak: İHA-İhlas Haber Ajansı

Tekirdağ’da Türk Mutfağı Haftası’nda yöresel lezzetler tanıtıldı

Yüsra Gündoğdu
IstanbulYerelHaberler

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve eşi Emine Erdoğan’ın himayelerinde bu yıl 21-27 Mayıs tarihleri arasında dördüncüsü kutlanan “Türk Mutfağı Haftası” kapsamında Tekirdağ’da çeşitli etkinlikler düzenlendi.

Süleymanpaşa ilçesinde düzenlenen etkinlikte, Aşçılık Programı öğrencileri tarafından hazırlanan Tekirdağ köftesi, Çerkezmüsellim pabuç köfte, Malkara eski kaşarı, bulama ve Küçükyoncalı keşkeği gibi geleneksel yemekler ziyaretçilere ikram edildi.

Ayrıca Şarköy kirazı, Şarköy sirkesi, Şarköy zeytini ve zeytinyağı gibi Tekirdağ’a özgü ürünler de tanıtıldı. Özellikle coğrafi işaretli “Mursallı yapıncak yaprağı” ile hazırlanan lezzetler büyük beğeni topladı.

Programda konuşan Tekirdağ İl Kültür ve Turizm Müdürü Ömer Faruk Karaküçük, “Türk Mutfağı Haftası vesilesiyle bir araya gelmiş bulunmaktayız. Türk mutfağı, binlerce yıllık tarihi ve birikimiyle yalnızca Türkiye’nin değil, dünyanın en zengin ve köklü mutfaklarından biridir. Orta Asya’dan Anadolu’ya, Selçuklulardan günümüze uzanan büyük kültür yolculuğu, sizlerin emekleriyle yalnızca lezzet değil, aynı zamanda anlam da kazanmıştır” dedi.

Karaküçük, “İnşallah yakın zamanda Ferhadanlı karpuzu, Ramazan çöreği ve kınalı bamya için coğrafi işaret alma çalışmalarımızı sürdürüyoruz ve devam edeceğiz” diye konuştu.

Programa Tekirdağ Valisi Recep Soytürk, Süleymanpaşa Kaymakamı Mustafa Güler, İl Milli Eğitim Müdürü Abdülaziz Yeniyol, İl Kültür ve Turizm Müdürü Ömer Faruk Karaküçük ve çok sayıda vatandaş katıldı.

Özgün İçerik:  İstanbul Yerel Haberler (İY)
Kaynak: İHA-İhlas Haber Ajansı

23. Alanya Uluslararası Kültür Sanat ve Turizm Festivali başladı

Alanya Belediyesi tarafından bu yıl 23’üncüsü düzenlenen “Alanya Uluslararası Kültür Sanat ve Turizm Festivali” başladı. Festival, bu yıl “komşuluk” temasıyla gerçekleştiriliyor.

Alanya Belediyesi tarafından organize edilen ve 23’üncüsü düzenlenen festival, renkli görüntülerle başladı. Festival saat 18.00’de Atatürk Anıtı önünden başlayan kortej yürüyüşü ile açıldı. Bando ekipleri ve çeşitli araçlar eşliğinde gerçekleştirilen yürüyüşe, yerli ve yabancı birçok vatandaş katıldı. Katılımcılar, Atatürk Anıtı’ndan iskeledeki Şelale Meydanı’na kadar yürüdü. Şelale Meydanı’nda gerçekleştirilen açılışta, Alanya Belediyesi zeybek kursiyerleri tarafından zeybek gösterisi yapıldı. Gösterinin ardından Alanya Büyük Koro ve Orkestrası tarafından senfonik, pop ve caz müzik konseri verildi.

Akşam saatlerinde Şelale Meydanı’nda uluslararası halk dansları ve müzik gösterileri sahnelendi. Saat 22.00’de sahne alan Can Bonomo, sevilen şarkılarını festival katılımcıları için seslendirdi. Konser sonunda Alanya Belediye Başkanı Osman Tarık Özçelik, sanatçı Can Bonomo’ya çeşitli hediyeler takdim etti.

Festival açılışına Alanya Belediye Başkanı Osman Tarık Özçelik, Gazipaşa Kaymakamı Selami Korkutata, CHP İl Başkanı Nail Kamacı, CHP Parti Meclis üyesi Şengül Yeşildağ, CHP Alanya İlçe Başkanı Bülent Kandemir, AK Parti Alanya İlçe Başkanı Mehmet Tavlı ve çok sayıda vatandaş katıldı. Festival pazar günü son bulacak.

 

 

 

 

Özgün İçerik:  İstanbul Yerel Haberler (İY)
Kaynak: İHA-İhlas Haber Ajansı

Gastronomi şehri Hatay’da damak çatlatan 10 lezzet tescillendi

Tarihte farklı medeniyetlere ev sahipliği yapan gastronomi şehri Hatay’da damak çatlatan 10 lezzet, Türk Patent Enstitüsü tarafından coğrafi işaret verilerek tescillendi.

Hatay’da 5 Şubat 2023 tarihinde 25 olan coğrafi işaretli tescilli ürün sayısı, yapılan çalışmalarla 50’ye çıkarıldı.

Kahramanmaraş merkezli depremlerde büyük yıkıma uğrayan Hatay’da yaralar sarılmaya devam ediyor. Hatay Valisi Mustafa Masatlı’nın göreve gelmesiyle birlikte başlayan ihya sürecinde kentin kültürü de unutulmadı. Hatay Valiliği İl Planlama ve Koordinasyon Müdürü Mustafa Örgüt öncülüğünde gastronomi şehrinin lezzetlerinin tescillenmesi için çalışma başlatıldı.

Bölgeye özgü olan; Aşur Yemeği, Bakla Ezmesi, Peynirli İrmik Helvası, Taş Kadayıfı, Tuzlu Yoğurt Çorbası, Yaprak Sarması, Ekşi Aşı, Bahtenis Dolması, Fellah Köftesi ve Pirzolalı Yaprak Sarması Türk Patent Enstitüsü tarafından tescillenerek coğrafi işaret verildi. Yöreye özgü tescilli ürün sayısı 5 Şubat 2023 tarihinde 25’iken Hatay Valiliğinin çalışmalarıyla tescilli ürün sayısı 50’ye çıkarıldı. Tescillenen coğrafi işaretli lezzetler, Antakya ilçesi Gastronomi Çarşısı’nda düzenlenen programla tanıtıldı.

“Tescil olarak baktığımızda şu an itibariyle 50’ye çıkartmış durumdayız”

Hatay Valisi Mustafa Masatlı, 2 yıl içinde yapılan çalışmalarla coğrafi işaret tescil sayısını 50’ye çıkardık
Hatay Valisi Mustafa Masatlı, 2 yıl içinde yapılan çalışmalarla coğrafi işaret tescil sayısını 50’ye çıkardıklarını ifade ederek “Tarihi yüz binlere dayanan şehrimizin her yanı ve yönüyle yeniden ihya, inşa ve imarı noktasında da bizler afette Hatay modeli olarak ifade ettiğimiz çalışmalara başladık.

Şehrimizde şu ana kadar yapmış olduğumuz tespitlerde 600’den fazla yemek çeşidi var

Bu çalışmalarımızdan bir tanesi de smızın arttırılmasıyla ilgiliydi. Şehrimizde şu ana kadar yapmış olduğumuz tespitlerde 600’den fazla yemek çeşidi var.

Tescil olarak baktığımızda 5 Şubat 2023 tarihi itibariyle 25 olan coğrafi işaretimiz, bizler çalışmalarımızı bu alanda yoğunlaştırarak şu an itibariyle 50’ye çıkartmış durumdayız. Yani 2 yıllık bir süreçte coğrafi işaretli ürün sayımız neredeyse 2 katına çıkmış durumda. 80 coğrafi işaret de devam ediyor.

“Coğrafi işaretini biz bir milli mesele olarak görüyoruz”.

İnşallah önümüzdeki yılbaşına kadar bu çalışmalarımızda meyvelerini verecektir. 130’a yakın ürünümüzün coğrafi işaretini almış olacağız. Coğrafi işaretini biz bir milli mesele olarak görüyoruz. Çünkü bir ürünün mahrecini menşeini ancak bu şekilde algılayabiliriz.

O bakımdan bu coğrafi işaretler hem bizim kültürümüzün zenginliğini hem insanlarımızın bu noktadaki emeklerini bir manada tescil etmek anlamına geliyor. Bu 10 coğrafi işaretimizin, başta Hatay’ımız olmak üzere hayırlı olmasını diliyorum” dedi.

“Şehrimizin bu tür coğrafi işaretlerinin tescillenmesi; eğitim, sağlık, altyapı her alanda şehrimiz için mücadele gösteriyor ve destek veriyor”

Yöre için coğrafi işaretli ürün sayısının önemine değinen Hatay Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Öntürk, “Hatay’ımızın en önemli ve tanıtım yönünden ürünü olan gastronomimizi ayağa kaldırmanın gayreti içerisindeyiz. Biz kadim şehri Hatay’ı; tarih, kültür ve turizm şehri yapmanın var gücümüzle mücadelesini veriyoruz. Şehrimizin bu tür coğrafi işaretlerinin tescillenmesi; eğitim, sağlık, altyapı her alanda şehrimiz için mücadele gösteriyor ve destek veriyor” ifadelerini kullandı.

Özgün İçerik:  İstanbul Yerel Haberler (İY)
Kaynak: İHA-İhlas Haber Ajansı

Türk Mutfağı Haftası’nda Çanakkale’den geleneksel düğün yemekleri

Türk Mutfağı Haftası’nda Çanakkale’den geleneksel düğün yemekleri. Çanakkale’nin Ayvacık ilçesine bağlı Bektaş köyünde Türk Mutfağı Haftası kutlama etkinlikleri çerçevesinde geleneksel düğün yemeği etkinliği düzenlendi.

Türk Mutfağı Haftası’nda Çanakkale’den geleneksel düğün yemekleri. Çanakkale’nin Ayvacık ilçesine bağlı Bektaş köyünde Türk Mutfağı Haftası kutlama etkinlikleri çerçevesinde geleneksel düğün yemeği etkinliği düzenlendi.

Türk Mutfağı Haftası, Cumhurbaşkanlığının himayesinde, Kültür ve Turizm Bakanlığının desteğiyle 2022 yılından beri yurt içinde ve yurt dışında çeşitli etkinliklerle kutlanıyor. Türk Mutfağı Haftası’nın 2025 yılında teması “Türk mutfağının klasik yemekleri” oldu. Bu özel haftayı kutlama etkinlikleri çerçevesinde Çanakkale’nin Ayvacık ilçesine bağlı Bektaş köyünde “Geleneksel Düğün Yemeği Etkinliği” gerçekleştirildi. Etkinlik, Çanakkale İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü ve S.S. Bektaş Köyü Kadın Emeği Tarımsal Kalkınma Kooperatifi iş birliğinde organize edildi. Programda köy kültürünün önemli bir parçası olan düğün yemekleri tanıtılarak yerel lezzetler misafirlere ikram edildi.

Geleneksel düğün yemeği etkinliğine Çanakkale Valisi Doç. Dr. Ömer Toraman ve eşi Neşe Toraman da katıldı. Vali Toraman, bu anlamlı etkinlikte emeği geçen herkese teşekkür ederek geleneksel değerlerin yaşatılmasına katkı sunan vatandaşları tebrik etti.

Özgün İçerik:  İstanbul Yerel Haberler (İY)
Kaynak: İHA-İhlas Haber Ajansı

İsveçli Nicole, Türkiye’nin gönüllü turizm elçisi

Köy hayatını You Tube’da yayınlayan genç kızın videoları ilgiyle izleniyor.

ANTALYA (İHA) -Recep Karcı

Türkiye’nin gönüllü turizm elçisi: İsveçli Nicole. İsveç’ten Alanya’ya yerleşen 22 yaşındaki Nicole, köyde inekleri sağıyor, tandırda ekmek yapıp bahçedeki sebzeleri topluyor.  Köy hayatını You Tube’da yayınlayan genç kızın videoları ilgiyle izleniyor.

İsveç’te doğup büyüyen 22 yaşındaki Nicole Gheibi, ani bir kararla hayatını değiştirdi. Turizmin önemli şehirlerinden Alanya’ya yerleşip Türkiye’yi gezen ve sosyal medya için çektiği köy hayatı videolarıyla kısa sürede büyük ilgi gören genç fenomenin videoları izleyen hayranlarının sayısı giderek artıyor.

İsveç’in Helsingborg şehrinde dünyaya gelen Nicole Gheibi (22), sıcak iklimi ve samimi insanlarıyla bilinen Alanya’da 2021 yılında bambaşka bir yaşam kurdu.
 

İsveç'ten Alanya'ya Yerleşen Nicole Köyde İnekleri Sağıyor Tandırda Ekmek Yapıyor

Genç yaşta aldığı radikal kararla İsveç’teki  hayatını geride bırakarak Türkiye’ye yerleşen Gheibi, Alanya’nın kırsal bölgelerinde doğal yaşamı anlatan videolar çekmeye başladı. Köyde inek sağmaktan, tandırda ekmek yapmaya, bahçedeki sebzeleri toplamaktan birçok geleneksel anı kayıt altına alan Gheibi, sosyal medyada büyük bir beğeni topladı.

Sosyal medyada 320 bini aşkın takipçiye ulaşan genç fenomenin videoları milyonlar izlenirken, özellikle Türk izleyicilerden yoğun ilgi gördüğünü de söylemeden geçmedi. Paylaşımlarına gelen yorumlarda onu “Yabancı değil, bizden biri” olarak tanımlayan köy halkı da Nicole’yi kendilerinden biri olarak görüyor.

“Türkiye’yi çok seviyorum”

Aldığı ani kararla Türkiye’de yaşama kararı alan ardından ve Alanya’ya yerleşen sosyal medya içerik üreticisi Nicole, “Ailem Alanya’ya taşınmak istedi ben de bunu bir fırsat olarak gördüm. İsveç’ten kaçmak istiyordum. Orayı hiç sevmiyorum. Ben köy hayatı ve yeni kültürler keşfetmeyi seviyorum.  Türkiye’ye tatile geldiğimde köy hayatını gördüm.

“Köy hayatı bana huzur veriyor”

Köy hayatını çok sevdim, bana huzur veriyor. Sosyal medyadan beni görenler pozitif yorum yapıyorlar. Köy hayatını görenler iyi şeyler söylüyorlar. Türkiye’yi bundan dolayı çok seviyorum. Alanya çok güzel bir yer ve her şey var” dedi.

Nicole ile Alanya’ya tanıştıktan sonra beraber köy videoları çekmeye başlayan Selçuk Paksoy ise ‘’Nicole ile 2 yıl önce tanıştık. Ailesi de kendisi de çok güzel insanlar. Nicole ile değişik aktiviteler yapıyoruz videolar çekiyoruz ve köyleri geziyoruz” ifadelerini kullandı.

Kendini Türkiye’nin gönüllü bir tanıtım elçisi kabul eden Nicole, Türk yerel kültürü tanıtma çabalarını sürdürüyor.

by Recep Karcı-ANTALYA (İHA)

Gençler sanatla buluştu

Kocaeli Büyükşehir Belediyesi,  Seka Sanat İhtisas Merkezi’nde gençleri ağırladı

Etkinlikte ilk olarak Renklerle Hüsn-i Hat Atölyesi’nde hat sanatının incelikleri anlatıldı. Bilgileri dikkatle dinleyen gençler, daha sonra hat eğitmenlerinin rehberliğinde bu sanatı uygulamalı olarak yaptı.

İkinci etkinlik ise Sulu Boya Atölyesi’nde gerçekleştirildi. Burada ise konservatuvar eğitmenleri tarafından sulu boya teknikleri hakkında detaylı bilgi aktarıldı. Boya fırçalarını ellerine alan gençler yüreklerinden gelen duygularını renklerle buluşturdu.

Seka Sanat İhtisas Merkezi’nde Moda Akademisi

Kocaeli Seka Kâğıt Fabrikası yerleşkesinin bir parçası olan Taşlı Değirmen, Seka Kültür Havzası projesi kapsamında restore edilerek, Seka Sanat İhtisas Merkezi’ne dönüştürüldü. Kâğıt hamuru öğütme işleminin gerçekleştirildiği Taşlı Değirmen, Kocaeli’nin kültür ve sanat çalışmalarına ev sahipliği yapıyor.

Seka Sanat İhtisas Merkezi olarak adlandırılan tesis, eğitim ve sergi alanı olmak üzere iki bölümden oluşuyor. Kültür ve Sosyal İşler Dairesine bağlı Kültür Sanat  Konservatuvar Şube  Müdürlüğü ile Yaygın Eğitim Şube Müdürlüğü’ne bağlı olan eğitim alanlarında; geleneksel eğitim metotlarının ötesinde dinamik, gelişen, çok boyutlu ileri seviye eğitimler veriliyor. Moda Akademisi bu merkezde faaliyet gösteriyor.

Dünya trendlerine uygun sektörün ihtiyaçlarını karşılayabilecek nitelikte verilen eğitimlerle tasarımdan üretime; hazır giyim sektöründe alanında uzman kursiyerler yetiştirmek amaçlanmaktadır.

Moda Akademisinde temel karakalemden koleksiyon oluşturmaya kadar baştan sona geleneksel eğitim metotlarının ötesinde ileri seviye eğitimlerin, alanında uzman eğitmenler tarafından verileceği bir Akademis olacağı ifade edildi.

Moda Akademisi’nde Dokuz Farklı Bölümde Eğitim

Bilgisayarlı Modelistlik (Gerber) Eğitimi

Bilgisayarlı Tasarım (Photoshop, İllüstratör)

Dikiş Atölyesi (Dikim Teknikleri)

Drapaj Eğitimi

Erkek Modelistliği

Görsel Mağazacılık Ve Vitrin Tasarımı

Kadın Modelistliği

Moda Koleksiyon Geliştirme

Perakende Koleksiyonu Planlama Ve Uygulama

Özgün İçerik:  İstanbul Yerel Haberler (İY)
Kaynak: İHA-İhlas Haber Ajansı

Burdur’da Türk Mutfağı Haftasında yöresel lezzetler ikram edildi

Burdur’da Türk Mutfağı Haftasında yöresel lezzetler ikram edildi. Türk Mutfağı Haftası, Burdur’un coğrafi işaretli ve geleneksel lezzetleriyle Baki Bey Konağı’nda başladı.

Türk mutfağı konusunda farkındalık oluşturmak, markalaşmak ve Türk mutfağının sağlıklı, geleneksel özelliklerini yurt içi ve yurt dışında vurgulamak, bilinirliğini, sürdürülebilirliğini sağlamak amacıyla her yıl kutlanan Türk Mutfağı Haftası etkinlikleri Burdur’da Baki Bey Konağı’nda başladı.

Programda açılış konuşmasını gerçekleştiren İl Kültür ve Turizm Müdürü Mustafa Tokat; “T.C. Cumhurbaşkanlığı ve Sayın Emine Erdoğan Hanımefendi’nin himayelerinde, Kültür ve Turizm Bakanlığının desteği ile hazırlanan “Asırlık Tariflerle Türk Mutfağı” kitabından hareketle 21 – 27 Mayıs tarihleri arasında her yıl düzenli olarak kutlanan Türk Mutfağı Haftası Türk Mutfağının yemeklerinin yaşatılması, tanıtımı ve potansiyeline ulaşması konusunda önem teşkil etmektedir.

Bu hafta, kadim Türk Mutfağının olduğu kadar Burdur’umuzun yemeklerinin de yaşatılması, tanıtımı ve potansiyeline ulaşması açısından değer verdiğimiz ve üzerinde önemli durduğumuz bir etkinlik haftasıdır. Bu sene Türk Mutfağı Haftası mutfak kültürümüzün yapıtaşları olan “Türk Mutfağı’nın Klasik Yemekleri” ile kültürlerarası köprü kurmayı hedefliyor. Biz de Valiliğimiz koordinasyonda İl Kültür ve Turizm Müdürlüğümüz ve paydaşlarımız ile coğrafi işaretli ürünlerimizi ve daha önce belki de pek bilinmeyen lezzetlerimizi ön plana çıkaracağız” dedi.

Programda İl Özel İdare Genel Sekreteri Asım Ertilav ve Vali Yardımcısı Alperen Yılmaz’da haftanın önemine ilişkin konuşmalar gerçekleştirdi.

Konuşmaların ardından protokol üyelerine ve katılımcılara Burdur’un yöresel lezzetleri olan Tarhana Çorbası, keşkek ve un helvası ikram edildi.

4 gün sürecek programda Burdur’un farklı alanlarında yapılacak olan yöresele lezzetler tanıtılacak.

 

 

 

 

Özgün İçerik:  İstanbul Yerel Haberler (İY)
Kaynak: İHA-İhlas Haber Ajansı

“Masallarımız Grimm’den fazla”: Feyzioğlu’ndan gençliğe kültürel miras çağrısı

Anadolu, Mezopotamya ve Orta Asya’dan Avrupa’ya uzanan Türk coğrafyasından masalları toplayan Araştırmacı Yazar Yücel Feyzioğlu, İstanbul’da düzenlenen ‘Masaldan Millete, Milletten İradeye’ söyleşisinde, masalların milletleşme sürecindeki gücünü anlattı.

Yurtsever Güç Birliği Grubu’nun düzenlediği ‘Masaldan Millete, Milletten İradeye’ söyleşisi, İBB Ali Emiri Efendi Kültür Merkezi’nde gerçekleşti. Türk coğrafyasından masalları toplayarak 32 ciltlik bir diziyle Kaşgarlı Mahmut’tan beri en kapsamlı çalışmayı ortaya koyan Araştırmacı-Yazar Yücel Feyzioğlu, masalların toplumsal hafızadaki yerini ve milletleşme sürecindeki etkisini katılımcılarla paylaştı. Çağdaş psikolojiye uygun şekilde yeniden yorumladığı ve birçok dile çevrilen masallarıyla tanınan Feyzioğlu, kadim anlatıların kültürel birikimdeki önemine vurgu yaptı.

“Rusya içindeki Türk dünyası çok büyüktür”

“Türk mitolojisi, binlerce yıllık bir geçmişe sahip” diyen Feyzioğlu, ” Anadolu, Mezopotamya ve Orta Asya’dan gelen masallar ve efsaneler, bizim kültürel zenginliğimizin temel taşlarıdır. 1974 yılında Balkanlar, Anadolu ve Mezopotamya’dan masal derlemeye başladım. 1982’den itibaren ise Türk dünyasının geniş coğrafyasına uzandım. Örneğin, Rusya içindeki Türk dünyası çok büyüktür. Sibirya’da, mesela Abakan bölgesinde Rusların bir karış toprağı yoktur; orası tamamen Türk topraklarıdır. Abakan’ın başkent olduğu bu bölgede, 14 kilometre kuzeye giderseniz Üzüm Köyü’ne ulaşırsınız. 1862 yılında bu köyde doğan bir çocuk, yani Pora Hızıloğlu, Ruslar tarafından Nikola adıyla tanınmış bir isimdir. 1800’lerin sonlarında ve 1900’lerin başında, dört arkadaşıyla Çin ve Orta Asya’yı dolaşarak Türk geleneklerini, efsaneleri ve masalları derlemiş. Bu çalışmalar, benim için büyük bir ilham kaynağı oldu” açıklaması yaptı.

“Çok masalımız var, Çünkü coğrafyamız çok geniş”

Feyzioğlu, “Masal derleme süreci tek başına yapılacak bir iş değil. Ozanlar, aşıklar, bilim insanları, masal anlatan nineler ve dedeler Hepsinin katkısı çok büyük. Elimde şu an 3 bin 500’den fazla masal var ve bunların 648’i üzerinde yoğun bir çalışma yaptım. Karşılaştırma yaparsak, Grimm Kardeşler’in 263, Andersen’in ise 156 masalı var. Peki, bizim neden bu kadar çok masalımız var? Çünkü coğrafyamız çok geniş; dünyanın neredeyse dörtte biri bizim kültür coğrafyamızda yer alıyor. Gençlerimizin bu bilinci kavraması gerekiyor” dedi.

“Masallarımda sorunlar şiddetle değil, akılla çözülüyor”

“Masalları sadece derlemekle yetinmedim; çağdaş psikolojinin ihtiyaçlarına uygun şekilde yeniden yazdım” diyen Feyzioğlu, ” Geçmişte insanlar sorunları kılıçla, okla çözerdi. Ama günümüzde bu şekilde anlatamazsınız. Şiddet yerine neyi koydum? Aklı koydum. Masallarımda sorunlar akılla çözülüyor. Böylece, masallar hem bireylerin psikolojik ihtiyaçlarını karşılıyor hem de toplumsal bilinci güçlendiriyor.

Ödüller ve uluslararası etki

Çalışmaları birçok ödülle onurlandırılan Feyzioğlu sözlerini şöyle sürdürdü:

“Örneğin, Elginkan Vakfı’nın 2011 Türk Kültürünü Araştırma Ödülü’nü aldım. TRT’nin AB/Türkiye ilişkileri konulu yarışmasında “Danışman” öykümle birincilik kazandım. Türksoy’un 2019’da Cengiz Aytmatov adına verdiği ilk ödül de bana nasip oldu; bu beni çok onore etti. Masallarım Almanca, Rusça, Yunanca, Azerbaycanca gibi dillere çevrildi, ancak gönül ister ki daha çok dile ulaşsın. Almanya’da bu diziden yedi kitap yayımlandı ve büyük ilgi gördü. Son olarak, Hindistan’a yaptığım bir ziyarette Ekber Şah ve yakın arkadaşı, başveziriyle ilgili bir masal derledim. Ekber Şah, Babür Şah’ın torunu ve Hindistan’ı zirveye taşıyan bir liderdir. Başveziri, Ekber Şah’a sık sık itiraz eder, ama bu itirazların sebebini açıklayarak onun sevgisini kazanır. Bu hikâye, olağanüstü güzellikte bir anlatıdır. Şu anda bu masalı kitaplaştırmak için çalışıyorum. Masallar, ete kemiğe büründüğünde kültürümüzü geleceğe taşımaya devam edecek.”

“Grimm Kardeşler’in masalları Alman milletinin oluşumunda son derece etkili oldu”

Söyleşide konuşan Yurtsever Güç Birliği Grubu’ndan Dr. İbrahim Özkuş ise şunları söyledi:

“Bugünkü konumuz, ‘Masaldan Millete, Milletten İradeye’ temasıyla masalların millet olma sürecindeki etkinliği ve taşıdığı sorumluluk üzerine. Masallar; geçmişimizi, törelerimizi, inançlarımızı ve adetlerimizi nesilden nesile aktaran özlü anlatılardır. Bunlar, her türlü konunun derinlemesine özümsenerek kuşaktan kuşağa taşınmasını sağlayan en önemli unsurlardır. Bu nedenle, masallar millet olmamızda temel bir faktör olarak karşımıza çıkar. Dünyadaki en çarpıcı örneklerden biri, Grimm Kardeşler’in masallarıdır. Bu masallar, Alman milletinin oluşumunda son derece etkili olmuştur. Grimm masallarındaki objeler ve semboller, Almanya’nın her yerinde, yaşamın her alanında insanlarla varlığını sürdürür. Bu, geçmişten bugüne taşınan bir mirastır ve aynı şekilde geleceğe de aktarılmaktadır. Çünkü bu masalların özünde, Alman milletine özgü değerler yatmaktadır ve bunlar nesilden nesile masallarla devredilir. Dolayısıyla, masalların güçlü bir kültürel taşıyıcılık özelliği vardır. Bizler, Yurtsever Güç Birliği Derneği olarak bir sivil toplum kuruluşuyuz. Küçük bir topluluk olsak da amacımız, toplumumuzda kültürel bağları güçlendirmek ve kültürel değerlerimizi gün yüzüne çıkarmaktır. Bu toplantıyı da tam olarak bu amaçla düzenledik.”

Özgün İçerik:  İstanbul Yerel Haberler (İY)
Kaynak: İHA-İhlas Haber Ajansı

Terziler çırak yetiştirememekten dert yanıyor

 

Zanaat Mesleklerinin Geleceği Tehlikede..

Kilis’te 41 yıldır terzilik yapan Hasan Hüseyin Yıldırım, el emeği gerektiren “zanaat meslekleri”nin geleceği tehdit altında, dedi.
Gelişen teknolojinin ve eğitim sistemindeki değişimin, terzilik, marangozluk ve ayakkabıcılık gibi zanaatkarlık esasına dayanan bu melekler olan ilgiyi azalttığını ifade ediyor.

Meslek Öğrenmenin  Yolu Çıraklıkla Başlar

Terzi Hasan Hüseyin Yıldırım, "Geleneksel Zanaat Mesleklerinin sürdürülebilirliği için gençlerin çıraklığa yönelmesi gereklidir."
Terzi Hasan Hüseyin Yıldırım, “Geleneksel Zanaat Mesleklerinin sürdürülebilirliği için gençlerin çıraklığa yönelmesi gereklidir.”


1984’te çırak olarak başladığı mesleğini tutkuyla sürdüren Yıldırım, baba tavsiyesiyle girdiği bu yolda hem ustalığını hem de mesleğin dönüşümünü anlatıyor.
Geleneksel Zanaat Mesleklerinin sürdürülebilirliği için gençlerin çıraklığa yönelmesi gerektiğini vurgulayan Yıldırım, bu mesleklerin hem ekonomik hem de kültürel açıdan çok kıymetli olduğunu ifade ediyor. Kilis’teki bu hikaye, zanaat mesleklerinin geleceğinin tehlikede olduğuna dair önemli bir uyarı niteliği taşıyor.

Zanaat Meslekleri ve Terziliğin Kilis’teki Yolculuğu

Hasan Hüseyin Yıldırım, Zanaat Meslekleri arasında özel bir yere sahip olan Terzilik mesleğine 1984’te adım attı. Babasının “Temiz ve güzel bir meslek” tavsiyesiyle çıraklığa başlayan Yıldırım, bir usta terzinin çırağı olarak  yıllarca çalıştıktan sonra askerlik dönüşü kendi dükkanını açtı. “O günden beri bu mesleği bırakmadım,” diyen Yıldırım, Zanaat Mesleklerinin sabır ve tecrübe gerektirdiğini vurguluyor. Askerlik yıllarında dönemin Milli Güvenlik Konseyi Başkanı Kenan Evren’in kıyafetlerini bir hafta süreyle kendisinin ütülediği anısını  gururla paylaşıyor.

Çırak Bulamama Sorunu

Çıraklık Sorunu, Zanaat Mesleklerinin en büyük tehditlerinden biri. Yıldırım, geçmişte iş yerinde 4-5 kalfa çalıştırdığını, ancak şimdi sadece Suriyeli bir çırağı olduğunu belirtiyor. “Eğitim sistemindeki değişiklikler çırak bulmayı zorlaştırdı,” diyor ve 8 yıllık eğitimin ardından 12 yıla uzayan süreçte gençlerin esnaflığa yönelmediğini ekliyor.
Suriyeli çırakların bir dönem sektöre katkı sağladığını, ancak onların da ülkelerine dönmesiyle boşluk oluştuğunu ifade ediyor. “Terzilik gibi el emeği gerektiren mesleklerin sürdürülebilirliği, yeni nesillerin ilgisizliği nedeniyle risk altında. Geleneksel El Sanatlarının bu krizi aşması için acil çözümler gerekiyor.”

Terzilik ve Hazır Giyim: Değişen Tercihler

Yıldırım, "“Yaşlılar artık takım elbise giymiyor, bu da işlerimizi olumsuz yönde etkiliyor,” diyor.
Yıldırım, ““Yaşlılar artık takım elbise giymiyor, bu da işlerimizi olumsuz yönde etkiliyor,” diyor.


Terzilik
mesleği, hazır giyimin yaygınlaşmasıyla yeni bir meydan okumayla karşı karşıya. Yıldırım, gençlerin spor ve dar kesim hazır giyimi tercih ettiğini, özel dikim talebinin ise daha çok orta yaş grubundan geldiğini belirtiyor. “Yaşlılar artık takım elbise giymiyor, bu da işlerimizi olumsuz yönde etkiliyor,” diyor.

Zanaat Meslekleri, modern tüketim alışkanlıklarına uyum sağlamakta zorlanıyor. Zanaat Mesleklerinin estetik ve kişiselleştirilmiş değerine rağmen, hızlı ve ucuz hazır giyim, genç nesillerin önceliği haline gelmiş durumda. Bu durum, terzi dükkanlarının müşteri profilini ve iş hacmini dönüştürüyor.

Zanaat Meslekleri Nedir: El Emeğinin Değeri

Yıldrım, "Gençler, uzun süren çıraklık süreçleri yerine hızlı gelir getiren işlere veya üniversite eğitimine yöneliyor"şeklinde konuşuyor.
Yıldrım, “Gençler, uzun süren çıraklık süreçleri yerine hızlı gelir getiren işlere veya üniversite eğitimine yöneliyor”şeklinde konuşuyor.

Zanaat Meslekleri, el emeği ve ustalık gerektiren, genellikle nesilden nesile aktarılan mesleklerdir. Terzilik, marangozluk, örgücülük, demircilik, seramikçilik gibi meslekler, hem kültürel mirasın bir parçası hem de bireysel yeteneğin bir ifadesidir.
Bu meslekler, standartlaşmış fabrika üretiminden farklı olarak kişiselleştirilmiş, özgün ürünler sunar. Örneğin, bir terzi, müşterinin ölçülerine göre özel bir elbise dikerken, bir marangoz, el yapımı bir mobilya tasarlar. Zanaat meslekleri, toplumların tarihini, estetik anlayışını ve yaşam tarzını yansıtır. Ancak, bu mesleklerin teknolojik gelişmeler ve seri üretim karşısında direnecek gücü yok.

Zanaat mesleklerinin en büyük sorunlarından biri, çırak bulamama krizidir.
Çıraklık sorunu, terzi, marangoz ve örgücü gibi ustaların yeni nesillere bilgi ve tecrübe aktaramamasına neden oluyor.
Yıldrım, “Gençler, uzun süren çıraklık süreçleri yerine hızlı gelir getiren işlere veya üniversite eğitimine yöneliyor”şeklinde konuşuyor.

Eğitim sisteminin teorik  bilgiye odaklanması, pratik gerektiren meslek liselerinin ve çıraklık eğitim merkezlerinin cazibesini azaltıyor. Örneğin, Kilis’te Yıldırım’ın dükkanında çalışan tek çırak Suriyeli bir genç; ancak bu geçici bir çözüm. Usta-çırak geleneğinin zayıflaması, zanaat mesleklerinin sürdürülebilirliğini tehdit ediyor.

Ustalar, bir yandan ekonomik baskılarla mücadele ederken, diğer yandan mesleklerini geleceğe taşıyacak çırak bulamamanın kaygısını yaşıyor.

Çıraklık Sorunu ve Çözüm Önerileri

Yıldırım, Çıraklık Sorununa çözüm olarak meslek liseleri ve çıraklık eğitim merkezlerini işaret ediyor: “Teorik bilgiye dayanan orta öğretimde  başarısız olan gençlerimiz meslek liseleri ve çıraklık eğitim merkezlerine yönlendirilerek meslek öğrenmeleri sağlanabilir,” diyor.
Yıldırım, bu merkezlerin  hem lise diploması hem de ustalık belgesi alma imkanı sağladığını ifade ediyor.  Yıldırım’ın hikayesi, zanaat mesleklerinin sadece bir iş değil, aynı zamanda bir yaşam biçimi olduğunu gösteriyor.

 

Özgün İçerik: İstanbul Yerel Haberler (İY)
Kaynak: İHA-İhlas Haber Ajansı

Kadın Sürücülerin Taşımacılık Sektörüne Kazandırılması İçin Yeni Teşvikler Resmi Gazete’de Yayımlandı

Resmi Gazete’de Kadın Sürücüleri Destekleyen Yeni Düzenleme

Resmi Gazete’de yayımlanan önemli yönetmelik değişikliğiyle, kadın sürücülerin taşımacılık sektörüne entegrasyonunu teşvik eden yeni düzenlemeler hayata geçirildi. Bu adım, sektörde kadın istihdamını artırmayı ve güvenli, verimli taşımacılığın temelini güçlendirmeyi amaçlamaktadır.

Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı’nın Attığı Stratejik Adımlar

Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, 30 Kasım Dünya Şoförler Günü’nde gerçekleştirdiği ziyaret sırasında, Uluslararası Nakliyeciler Derneği (UND) ile yapılan görüşmede, kadın sürücülerin sektördeki yerini güçlendirecek projeleri yakından takip ettiklerini ve bu doğrultuda somut adımlar atacaklarını ifade etmişti.

Kendisinin de desteklediği Kadın Tır Sürücü Akademisi projesi, kadınların taşımacılık sektörüne katılımını artırmak amacıyla hazırlanan önemli bir girişimdir. Bakan Uraloğlu, kadın sürücülerin istihdamını teşvik eden bu projeyi yakından incelemiş ve hızlıca uygulanmasını kararlaştırmıştır. Bakanlık, kadın sürücülerin sektördeki yerini güçlendirmek adına bu alandaki çalışmalarını hızlandırmıştır.

Resmi Gazete’de Yayımlanan Yeni Düzenleme ve Çalışma Koşulları

15 Mayıs 2025 tarihinde yayımlanan “Karayolu Taşıma Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik” ile birlikte, kadın sürücülerin sektördeki varlığını artırmaya yönelik yeni teşvikler devreye alınmıştır. Bu düzenlemeye göre:

  • İstihdam edilen her bir kadın şoför için taşıt kartı ücretinde %95 indirim sağlanacaktır.
  • Son bir yıl içerisinde taşıt sayısının %10’u oranında kadın sürücü istihdam eden firmaların yetki belgesi süreleri ücretsiz olarak 3 ay uzatılacaktır.

Bu düzenlemeler, kadınların sektörde daha aktif rol almalarını sağlayacak ve şirketlerin kadın sürücü istihdamını teşvik edecektir.

Sektör Temsilcilerinden Gelişmeye Tam Destek

UND Yönetim Kurulu Başkanı Şerafettin Aras, yapılan düzenlemenin sektör açısından büyük katkılar sağlayacağını vurgulamıştır. Kendisi yaptığı açıklamada, “Kadın sürücü sayısını artırmak ve sektörde kadınların varlığını güçlendirmek amacıyla önemli çalışmalar yürütüyoruz. Bakanlığımızın bu hızlı ve somut adımı, sektörümüzün geleceği açısından büyük önem taşımaktadır.” şeklinde görüşlerini dile getirmiştir.

Aras, ayrıca, “Kadın Çalışma Grubu” öncülüğünde hayata geçirilen “Kadın Tır Sürücü Akademisi” projesine ilk günden itibaren aktif destek veren isimler arasında yer almış ve teşviklerin hayata geçirilmesinde emeği geçen bürokratlara sektörü adına teşekkür etmiştir.

Sonuç ve Gelecek Perspektifi

Bu yeni düzenlemeler, taşımacılık sektöründe kadınların varlığını artırmayı ve sektörün sürdürülebilir büyümesine katkı sağlamayı hedeflemektedir. Kadın sürücülerin sayısındaki artış, hem sektördeki çeşitliliği artıracak hem de taşımacılık hizmetlerinin kalitesini yükseltecektir.

Gelişmeleri yakından takip eden sektör temsilcileri ve ilgili paydaşlar, bu teşviklerin uzun vadede sektörün rekabet gücünü artıracağı görüşündedirler.

Kaynak

İHA – İhlas Haber Ajansı

Kilimler kadınların eliyle sonraki nesillere aktarılıyor

Van’daki kilim atölyelerinde kadınlar, unutulmaya yüz tutmuş dokumacılık sanatını sürdürerek sonraki nesillere aktarılmasını sağlıyor.

Van’da halk eğitim merkezi bünyesinde hizmet veren kilim atölyelerinden faydalanan kadınlar, motifleri büyük bir titizlikle işliyor. 100’den fazla deseni bulunan Van ve Hakkari yöresine ait kilimler, motifleriyle de yörenin kültürel zenginliğini yansıtıyor. Açılan atölyelerde onlarca kadın, unutulmaya yüz tutmuş dokumacılık sanatını yeniden canlandırıyor. İpekyolu ilçesine bağlı Bostaniçi TOKİ Toplum Merkezinde açılan atölyede kilimleri dokuyan kadınlar, hem aile bütçelerine katkı sağlıyor hem de unutulmaya yüz tutan dokumacılığı yaşatmaya çalışıyor.

İHA muhabirine açıklamada bulunan Bostaniçi TOKİ Toplum Merkezi Müdürü Zehra Günini, merkezde açılan 14 kurs ile hizmet verdiklerini ifade ederek, açılan kurslarda her yaş grubuna hitap ettiklerini söyledi. Günini, “14 hocamız ile beraber herkesin ilgisine göre kursumuz var. Giyim üretim teknolojisi, el sanatları, bilgisayar, kuaför, okuma-yazma, Kur’an-ı Kerim, drama ve fotoğrafçılık gibi her kesimden insanın ilgisine hitap edecek şekilde hizmet vermekteyiz” dedi.

Açılan kurslarda yaklaşık 100 kursiyerin yer aldığını ifade eden Günini, “Kursiyerlerimiz hocalarımızla beraber yeni şeyler öğrenerek ve ufuklarını açmaya çalışarak devam ediyorlar. Kadınların ilgisi çok yoğun. Özellikle hocalarımızın onlarla kurduğu aile ortamı onları buraya bağlıyor. Çünkü hocalarımız onlara bir kursiyer değil de bir aile gibi yaklaşarak derslerini o şekilde ilerletiyorlar ve bir belge sahibi oluyorlar. Bu belgede ileri ki zamanlarda onlara iş imkanı sağlıyor. Ayrıca kursiyerlerimiz burayı biraz da terapi olarak görüyorlar. Yaşadıkları sorunu, sıkıntıyı, o an işlediği bir kilimle ya da diktiği bir ürünle atabileceği bir ortam sağlıyoruz. Bunun yanında yine giyim üretim atölyemizde birçok kursiyerimiz kendisinin ve çocuklarının kıyafetlerini burada dikerek aile bütçelerine de katkı sağlayabiliyorlar” ifadelerini kullandı.

Kadınların özellikle kilim kursuna yoğun ilgi gösterdiğini belirten Günini, “Kilim, bizim kültürümüzü yansıtan ve unutulmaya yüz tutmuş bir şey. Biz de bunun unutulmasını istemiyoruz. Vesile Hocamız yılların verdiği tecrübeyle kursiyerlerine en güzel şekilde kilim dokumayı öğretiyor. Yöresel olan ve unutulmaya üz tutmuş bu geleneğimizi ilerletebilmek, tanıtabilmek bize çok mutluluk veriyor” diye konuştu.

Daha önce evde vakitlerini boşa harcadıklarını aktaran kadınlar ise “Kilim dokumak bize dertlerimizi sıkıntılarımızı unutturuyor. Ayrıca ailemize destek oluyoruz. Hem öğreniyor hem öğretiyoruz” dedi.kilimler kadinlarin eliyle sonraki nesillere aktariliyor a93a0564a616kilimler kadinlarin eliyle sonraki nesillere aktariliyor 41c519de336fkilimler kadinlarin eliyle sonraki nesillere aktariliyor 5265c3f56328kilimler kadinlarin eliyle sonraki nesillere aktariliyor 822a40b13b6e

Konya’nın Zirvesi Gevale Kalesi Turizme Kazandırılıyor

Konya’nın Zirvesi Gevale Kalesi Turizme Kazandırılıyor. Konya’nın merkez Selçuklu ilçesinde yer alan ve tarihi önemiyle dikkat çeken Gevale Kalesi’nde yürütülen restorasyon çalışmaları büyük bir titizlikle devam ediyor. Belediye Başkanı Ahmet Pekyatırmacı, çalışmaların son aşamasına geldiği kalede incelemelerde bulunarak, bu tarihi mirasın Konya turizmine kazandırılması adına gerçekleştirilen adımları yerinde inceledi.

Selçuklu Belediyesi, tarihe ve kültürel mirasa olan bağlılığını sürdürüyor ve bu kapsamda Takkeli Dağ’ın zirvesinde yaklaşık 1700 metre yükseklikte bulunan Gevale Kalesi’nin restorasyonunu hızla tamamlamayı hedefliyor. Bu bölge, Anadolu Selçuklu başkenti Konya’nın en önemli sembollerinden biri olma özelliği taşıyor ve birçok medeniyete ev sahipliği yapmış tarihi bir alan olarak dikkat çekiyor.

Restorasyon çalışmalarında özellikle 100’ün üzerinde sarnıcın konservasyonu ve restorasyonu gerçekleştirildi. Surların mikro enjeksiyon yöntemiyle sağlamlaştırılması ve diğer kalıntıların da restorasyonunun tamamlanmasına yaklaşıldı. Ayrıca, yürüme yolları, dehlizler, hamamlar ve ibadet mekanlarının restorasyon süreçleri de sona ermek üzere. Bu kapsamda, kalede 3. etap uygulamaları planlamalar dahilinde tamamlanmak üzere ve yapıların turizme açılması için hazırlıklar devam ediyor.

Başkan Pekyatırmacı, yaptığı açıklamada, “Yaklaşık 13 yıldır sürdürülen kazı ve restorasyon çalışmaları sonunda önemli bir noktaya geldik. Takkeli Dağ, Konya’nın 360 derece panoramik görünebildiği ve tarih boyunca birçok medeniyetin izlerini taşıyan önemli bir yer. Buradaki kazılarda pek çok keşfe imza attık ve çalışmalarımız planladığımız şekilde ilerliyor. İnşallah, bu çalışmalar tamamlandığında Konya’ya önemli bir turizm merkezine katkı sağlayacağız” dedi.

Turizm açısından büyük potansiyel taşıyan Gevale Kalesi’nde, restorasyon çalışmalarını tamamlayan ekipler, kalenin turizme kazandırılması için destinasyon yönlendirmeleri ve diğer tanıtım faaliyetlerini sürdürüyor. Ziyaretçiler, kaleyi ziyaret ettiklerinde hem tarihin derinliklerine yolculuk yapma fırsatı bulacaklar hem de Konya’nın eşsiz panoramik manzarasını görebilecekler. Bu deneyimlerin, fotoğraflarla ölümsüzleştirilecek ve bölgenin turizm potansiyeline katkı sağlayacak.

Kaynak: İHA-İhlas Haber Ajansı

Manavgat’ta Girit Mutfağıyla Lezzet Festivali Başladı

Manavgat’ta Girit Mutfağıyla Lezzet Festivali Başladı. Türkiye’nin turizm gelirleri içinde önemli bir paya sahip olan Manavgat, gastronomi turizmini yeni bir seviyeye taşımak amacıyla düzenlenen Uluslararası Manavgat Girit’ten Side’ye Kültür ve Lezzet Festivali ile dünya sahnesine çıktı. Manavgat Belediyesi’nin ev sahipliğinde gerçekleşen festival, renkli etkinlikleri ve kültürel zenginliğiyle dikkat çekti.

Festivalin açılış etkinlikleri, Side Antik Kenti’nde gerçekleştirilen kortej yürüyüşü ve Apollon Tapınağı’ndaki resmi açılış seremonisiyle başladı. Yabancı turistler ve vatandaşlar, cep telefonlarıyla görüntü çekerek bu eşsiz anları dünyayla paylaştı. Korteje katılanlar, bando eşliğinde coşkulu bir şekilde ilerlerken, Girit ve Side halklarının kültürel bağlarını güçlendiren bu etkinlik, büyük ilgi gördü.

Seremoni sırasında, Uluslararası Manavgat Girit’ten Side’ye Kültür ve Lezzet Festivali’nin resmi açılışı yapıldı. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Ulu Önder Atatürk ve tüm şehitler için saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından, Manavgat Belediye Başkanı Dr. Niyazi Nefi Kara söz aldı.

Başkan Kara, “Manavgat’ı gastronomi turizminde de cazibe merkezi haline getirmeyi amaçlıyoruz” diyerek, şunları ekledi: “Yalnızca yaz aylarının değil, yılın her mevsiminin keşfedilmeyi bekleyen bir kültür ve doğa hazinesi olan Manavgat’ı, bu festivalle turizmde yeni bir sayfa açıyoruz.”

Başkan Kara, festivalin, Girit’in denizle yoğrulmuş kültürünü Side’nin mistik sokaklarıyla buluşturduğunu ve bu sayede iki coğrafyanın tarihî ve kültürel bağlarının güçlendiğine vurgu yaptı. Ayrıca, Girit’ten gelen sanatçılar, şefler ve akademisyenlerin dans gösterileri, söyleşiler ve lezzet sunumlarıyla, iki toplum arasındaki bağların pekişmesine katkı sağladığını belirtti.

Girit’in Hanya şehrinden göç eden ve Side’de yaşayan hemşehrilerinin, Mübadele öncesi geleneksel mutfak kültürünü yaşattığını ifade eden Başkan Kara, “Manavgat Belediyesi ile Hanya Belediyesi’nin kardeş şehir olmasını da ilan ediyoruz.”

Festivalin açılışında, Hanya Belediyesi yöneticileri de dostluk ve kardeşlik mesajları verdi. Hanya Belediye Başkan Yardımcısı Eleni Zervoudaki ve Kültür Başkan Yardımcısı Ioannis Giannakakis, kültür ve lezzet kaynaşmasının önemine değindi. Giannakakis, sahnede sevilen Girit şarkısı seslendirdi.

Göz alıcı gösteriler ise Apollon Tapınağı’nın silüetinde gerçekleşti. Manavgat Belediyesi Folklor Ekibi ve Girit Halk Dansları Topluluğu, geleneksel danslarıyla izleyicilere unutulmaz anlar yaşattı. Usta müzisyenler Georgis Skounakis ve Emmanouil Ntaountakis’in seslendirdiği eserler, geceye ayrı bir renk kattı.

Ancak, coşkulu kutlamalar, aniden bastıran yağmur nedeniyle kısa sürdü. Yağmura rağmen, Giritli dansçılar ve müzisyenler, sahnede neşelerini kaybetmedi ve kutlamalara devam etti. Yağışa rağmen, turistler ve katılımcılar, kutlamalara alkışlarla eşlik etti.

Başkan Niyazi Nefi Kara, yağmur altında piyanoya geçen kızları İpek Kara ve solist İpek Dizdar’ın seslendirdiği şarkılara da katılarak, tempo tuttu. Bu anlar, festivalin ruhunu ve katılımcıların birlik ve beraberliğini gösterdi.

Festival kapsamında, Manavgat Girit Kültür Evi’nde düzenlenen resepsiyonda, Giritli göçmenlerin kültürel mirası ve Manavgat Belediyesi’nin müzesi tanıtıldı. Bu etkinlikte, benzer bir festivalin Girit’te de düzenlenmesi yönünde görüş birliğine varıldı.

Ancak, elverişsiz hava koşulları nedeniyle, festivalin akşam saatlerinde planlanan Sofia Vossou konseri iptal edildi. Tüm bu etkinliklerin ardından, organizasyonun sonunda, katılımcılar ve organizatörler, dostluk ve kültürel bağların pekişmesinin önemini bir kez daha vurguladı.

İzmit’te Yaşlılar İçin Yeni Sosyal Mekan: Saygınlar Kulübü Açıldı

İzmit’in gözde noktalarından Saat Kulesi yakınında hizmete açılan yeni sosyal yaşam alanı, 65 yaş ve üzeri vatandaşlara özel olarak düzenlendi. “Saygınlar Kulübü” adıyla faaliyet göstermeye başlayan bu merkez, yaşlı bireylerin hem sosyalleşmesini hem de aktif bir yaşam sürmesini amaçlıyor.

İzmit'te Yaşlılar İçin Yeni Sosyal Mekan: Saygınlar Kulübü Açıldı

Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin öncülüğünde hayata geçirilen projeyle, yaşlı nüfusun yaşam kalitesini artırmak ve onları yalnızlıktan kurtarmak hedefleniyor. Açılış töreninde konuşan Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Büyükakın, kulübün sadece bir sosyal tesis değil, aynı zamanda katılımcı ve üretken bir yaşam modeli sunduğunu belirtti. “İnsan ömrü uzadı, yaşam standartları değişti” diyerek, yaşlı bireylerin üretkenliklerine ve sosyal hayata katılımlarına verdiği önemi vurguladı.

İzmit'te Yaşlılar İçin Yeni Sosyal Mekan: Saygınlar Kulübü Açıldı

Büyükakın, kulübün içeriğinin, katılımcıların talepleri doğrultusunda şekilleneceğini ve çeşitli etkinliklerle zenginleştirileceğini ifade etti. Özellikle emekli öğretmenlerin çocuklara ders verebileceği, tarih bilen gönüllülerin turistlere rehberlik yapabileceği gibi çok yönlü imkanlar sunulacak. Ayrıca, engelli bireylere ve ailelerine destek sağlama amacıyla da çalışmalar yürütülecek.

İzmit'te Yaşlılar İçin Yeni Sosyal Mekan: Saygınlar Kulübü Açıldı

Başkan Büyükakın, yaşlı nüfusun artmasıyla beraber, artık yaşlanma kavramının değiştiğine dikkat çekerek, “Bugün 60 yaşındaki biri çok daha aktif ve sağlıklı olabiliyor”. Bu nedenle, Saygınlar Kulübü’nün bu yeni duruma uygun, üretkenliği ve iletişimi teşvik eden bir yaşam alanı olduğunu belirtti.

Proje kapsamında, yaşlıların refakatçileriyle de kullanabilecekleri alanlar bulunuyor. Ayrıca, projenin sadece bu merkezle sınırlı kalmayacağı ve tüm ilçelere yayılacağı sözünü veren Büyükakın, ulaşım konusunda da planlamalar yapıldığını, mevcut ring hatlarının ihtiyaçlara göre düzenleneceğini belirtti. Ulaşımın kolaylaştırılması adına 41Ç hattının güzergahı yeniden gözden geçirilecek.

Saygınlar Kulübü, Kocaeli’nin yaşlı dostu şehir vizyonunu bir adım ileriye taşıyan, hem fiziksel hem de zihinsel aktifliği destekleyen bir yaşam alanı olarak tasarlandı. Haftanın yedi günü, 10.00’dan 22.00’ye kadar açık olan merkezde, çeşitli egzersiz programları ve atölye çalışmaları düzenleniyor. Dijital okuryazarlık, sağlıklı beslenme, yaşlı hakları ve psikolojik destek seminerleri gibi eğitimler ile, kuşaklar arası etkileşimi artırmaya yönelik etkinlikler de gerçekleştirilecek.

Ayrıca, el sanatları atölyeleri, açık hava sineması, tiyatro gösterileri ve aromatik bitki yetiştiriciliği gibi birçok farklı aktivite de bu merkezde yer alacak. Bu sayede, yaşlılar hem eğlenip hem de yeni beceriler kazanma fırsatı bulacaklar.

Kaynak: İHA – İhlas Haber Ajansı

Editör: İstanbul Yerel Haberler (IY)

Aktif Yaşlanma için Saygınlar Kulübü: Kocaeli’de Yeni Bir Dönem

Saygınlar Kulübü: Kocaeli’de Yaşlılar İçin Yeni Bir Sosyal Merkez

İstanbul Yerel Haberler (IY) – Aktif Yaşlanma için Saygınlar Kulübü: Kocaeli’de Yeni Bir Dönem Kocaeli Büyükşehir Belediyesi İzmit Saat Kulesi’nin yanında yer alan Şelale Park’ı dönüştürerek 65 yaş ve üzeri bireyler için Saygınlar Kulübü’nü hizmete açtı. Başkan Tahir Büyükakın liderliğinde hayata geçirilen bu proje yaşlıların sosyal yaşamını desteklemeyi ve aktif yaşlanmayı teşvik etmeyi amaçlıyor. Sosyal belediyecilik anlayışıyla tasarlanan merkez, toplumsal dayanışmayı güçlendiren etkinlikleriyle yaşlı hizmetlerinde örnek bir model sunuyor.

İzmit’te Yaşlılara Özel Yaşam Alanı: Saygınlar Kulübü

Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, İzmit’in Saat Kulesi yakınında bulunan Şelale Park Kafe’nin yerine, 65 yaş ve üzeri vatandaşlar için sosyal bir yaşam alanı olan Saygınlar Kulübü’nü hayata geçirdi. 22 Nisan 2025’te gerçekleşen açılış töreni, Kocaeli halkının yoğun katılımıyla büyük bir coşku içinde yapıldı.

Daha önce Şelale Park Kafe olarak hizmet veren alan, 2025 başında kira sözleşmesinin sona ermesiyle boşalmıştı. Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, bu alanı 65 yaş ve üzeri bireylerin sosyal entegrasyonunu artırmak ve yaşam kalitelerini yükseltmek amacıyla “Saygınlar Kulübü” adıyla yeniden düzenledi.

“Saygınlar Kulübü”projesi Kocaeli’nin 12 ilçesine yaygınlaştırılacak

Açılışta konuşan Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Büyükakın, projenin sadece İzmit’le sınırlı kalmayacağını, Kocaeli’nin 12 ilçesine yaygınlaştırılacağını müjdeledi. Bu adım, yerel yönetimlerin yaşlı nüfusa yönelik sosyal projelerine örnek teşkil edecek bir vizyon olarak öne çıkıyor.

Saygınlar Kulübü, yaşlı bireylerin yalnızca dinlenip vakit geçirebileceği bir mekan değil, aynı zamanda aktif, üretken ve sosyal bir yaşam sürebileceği çok yönlü bir merkez olarak tasarlandı.

Kulüp, haftanın yedi günü 10.00-22.00 saatleri arasında hizmet veriyor ve geniş bir etkinlik yelpazesi sunuyor. Dijital okuryazarlık eğitimleri, sağlıklı beslenme seminerleri, psikolojik destek seansları, el sanatları atölyeleri, açık hava sineması, müzik dinletileri, tiyatro gösterileri ve aromatik bitki yetiştiriciliği gibi faaliyetler, yaşlıların hem öğrenmesini hem de sosyalleşmesini sağlıyor.

Emekli yaşlılar gençlere ders verecek, tarih meraklıları turistlere rehberlik yapacak

Ayrıca, kuşaklar arası etkileşimi teşvik eden programlarla, emekli öğretmenlerin çocuklara ders vermesi, tarih meraklılarının turistlere rehberlik yapması gibi etkinlikler düzenleniyor. Engelli bireylerin ailelerine destek hizmetleri de sunularak, toplumun farklı kesimlerine hitap eden bir dayanışma modeli oluşturuluyor. Bu çok yönlü yaklaşım, yaşlıların kendilerini değerli hissetmelerine ve topluma katkı sağlamalarına olanak tanıyor.

Başkan Tahir Büyükakın, “Yaşlanma bir son değil, yeni bir başlangıçtır.”

Başkan Tahir Büyükakın, açılışta yaptığı konuşmada, yaşlanmanın bir son değil, yeni bir başlangıç olduğunu vurguladı. Türkiye’nin 85 milyonluk nüfusunun %10,6’sının 65 yaş ve üzeri olduğunu hatırlatarak, yaşlanan nüfusun aktif tutulmasının toplumsal bir sorumluluk olduğunu belirtti. Büyükakın, Saygınlar Kulübü’nün yaşlı bireylerin yalnızlık duygusunu azaltmayı ve yaşam kalitelerini artırmayı hedeflediğini ifade etti. Kulübün, üyelerin ihtiyaçlarına göre şekillendirilebileceği bir alan olduğunu ve yaşlıların refakatçileriyle birlikte de mekanı kullanabileceğini ekledi. Ayrıca, giriş için üyelik şartı aranmadığını, ancak etkinliklerden haberdar olmak isteyenler için bir üyelik kartı sisteminin bulunduğunu açıkladı. Bu esneklik, kulübün kapsayıcı bir yaklaşımla tasarlandığını gösteriyor.

Projenin en dikkat çekici yönlerinden biri, Kocaeli’nin 12 ilçesine yayılacak olması. Büyükakın, uzak ilçelerden gelen yaşlıların ulaşım sorunlarını çözmek için ring hatlarının planlandığını ve mevcut 41Ç hattının bu ihtiyaca göre düzenleneceğini duyurdu.

Bu, projenin erişilebilirliğini artırarak daha geniş bir kitleye hitap etmesini sağlayacak. Saygınlar Kulübü’nün açılışı, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’ndan hemen önce gerçekleştiği için törende çocuklar da yer aldı ve katılımcılara bayrak dağıttı. Açılışta Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Akademi Kültür Sanat Topluluğu Müzik Grubu’nun performansları eşliğinde şarkılar söylendi, katılımcılar bu coşkulu atmosfere eşlik etti.

Saygınlar Kulübü’nün fiziksel düzenlemeleri

Saygınlar Kulübü’nün fiziksel düzenlemeleri de dikkat çekiyor. Alan, hem açık hem de kapalı mekanlarıyla geniş bir kullanım imkanı sunuyor. Açık alanda yapılan peyzaj düzenlemeleri, tahta döşemeler ve büyük saksılarla estetik bir görünüm kazandırılmış. İç mekanlarda ise yaşlıların konforu ve ihtiyaçları göz önüne alınarak düzenlemeler yapılmış. Kulüp, İzmit Körfezi manzarasıyla da üyelerine keyifli bir ortam sunuyor.

Ayrıca, ilerleyen dönemlerde tavla, briç veya satranç turnuvaları gibi etkinliklerin düzenlenmesi planlanıyor, hatta bilardo masalarının eklenmesiyle tesisin daha da zenginleştirilmesi düşünülüyor.

Saygınlar Kulübü, Kocaeli’de yaşlı nüfusun sosyal izolasyonunu azaltmayı ve onları topluma daha fazla entegre etmeyi amaçlayan örnek bir proje olarak öne çıkıyor. Projenin, diğer yerel yönetimlere ilham vermesi ve Türkiye’de yaşlı bireylere yönelik sosyal hizmetlerin gelişmesine katkı sağlaması bekleniyor.

Kocaeli halkı tarafından olumlu karşılanan bu girişim, aynı zamanda toplumda dayanışma ve birlikte yaşama kültürünü güçlendirecek bir adım olarak değerlendiriliyor.

İstanbul Yerel Haberler (IY)

Kadın Cinayetleri Sorunu Derinleşiyor

Kadına yönelik şiddetin evlerde yoğunlaşıyor, şüpheli ölümlerin aydınlatılmasında ciddi zorluklar yaşanıyor

İstanbul Yerel Haberler (IY) – Kadın cinayetleri ve aile içi şiddet, 2024’te hem Türkiye’de hem de küresel çapta artan bir kriz olarak dikkat çekiyor. BM Kadın Birimi verileri, kadına yönelik şiddetin evlerde yoğunlaştığını ve şüpheli ölümlerin aydınlatılmasında ciddi zorluklar yaşandığını gösteriyor. Şeffaflık ve hesap verebilirlik eksikliği, veri toplama sistemlerinin yetersizliğiyle birleşince, cezasızlık politikaları bu sorunu derinleştiriyor.

Kadın Cinayetleri ve Aile İçi Şiddet: 2024’te Küresel ve Yerel Kriz

2025’in ilk çeyreğinde, Nisan 2025 itibarıyla, kadın cinayetleri ve aile içi şiddet konusundaki küresel ve yerel gelişmeler, sorunun hala çözülemeyen bir kriz olduğunu gösteriyor. 2024 yılı, kadına yönelik şiddetin hem Türkiye’de hem de dünya genelinde endişe verici bir şekilde devam ettiğini ortaya koyan verilerle dolu bir yıl oldu. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun (KCDP) 2024 raporuna göre, Türkiye’de 394 kadın cinayeti işlenirken, 258 kadın şüpheli şekilde ölü bulundu. Bu rakamlar, veri tutulmaya başlandığından beri en yüksek seviyeye ulaştı.

Özellikle koruma kararı olmasına rağmen öldürülen 20 kadının varlığı, kolluk kuvvetleri ve yargı sistemindeki ihmallerin trajedilere yol açtığını gözler önüne seriyor. Türkiye’de şüpheli kadın ölümlerinin %82 oranında artması, etkin soruşturma eksikliği ve cezasızlık politikasının bu artışta önemli bir rol oynadığını vurguluyor.

2024’te Küresel Tablo ve Bölgesel Farklılıklar

2024’te küresel ölçekte de durum farklı değil. Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suç Ofisi (UNODC) ile BM Kadın Birimi’nin ortak çalışmasına göre, dünya genelinde her gün yaklaşık 140 kadın ve kız çocuğu, eşleri ya da aile bireyleri tarafından öldürülüyor. Afrika, 2023’te olduğu gibi 2024’te de 21 bin 700 kurbanla kadın cinayetlerinde lider konumunu korurken, Amerika ve Okyanusya’da artış gözlendi.

Latin Amerika’da, Latin Amerika Model Protokolü’nün uygulanmasındaki eksiklikler nedeniyle şüpheli ölümlerin aydınlatılması zorlaşırken, Avrupa’da bazı ülkeler (örneğin Fransa) şiddet ihbarlarına daha hızlı yanıt vererek cinayet oranlarını düşürme yolunda ilerleme kaydetti. Ancak, küresel veri eksikliği, bu sorunun tam boyutunu anlamayı zorlaştırmaya devam ediyor.

Aile İçi Şiddetin 2024’teki Yıkıcı Etkileri

Türkiye’de 2024’te aile içi şiddet, kadın cinayetlerinin ana tetikleyicisi olmayı sürdürdü. KCDP verilerine göre, 280 kadın evli oldukları erkekler, babalar, oğullar veya akrabalar tarafından öldürüldü. Bu, evlerin kadınlar için güvenli bir alan olmaktan çok bir tehlike merkezi haline geldiğini bir kez daha doğruladı.

Şiddet ihbarlarının göz ardı edilmesi, özellikle koruma kararlarının uygulanmaması, cinayetlerin önlenememesinde büyük bir faktör oldu. Örneğin, Manisa’da Sude Naz Ak’ın katilinin tahliye edilmesi ve Şanlıurfa’da Pınar Bulunmaz’ın failinin serbest bırakılması gibi vakalar, cezasızlık politikasının kadın cinayetlerini teşvik ettiğini gösterdi.

Ayrıca, 19 kız çocuğunun babaları tarafından öldürülmesi, şiddetin yalnızca kadınları değil, çocukları da hedef aldığını ortaya koydu.

Veri Toplama ve Şeffaflık: 2024’teki Gelişmeler

2024’te veri toplama ve şeffaflık konusunda bazı olumlu adımlar atıldı. BM’nin çağrıları doğrultusunda, bazı ülkeler cinsiyet temelli veri sistemlerini geliştirmeye başladı. Türkiye’de ise bu konuda ilerleme sınırlı kaldı. Euronews’in 2024 raporuna göre, Türkiye’de son yedi yılda şüpheli kadın ölümleri %82 artarken, resmi kurumlar bu ölümlerin çoğunu “intihar” olarak sınıflandırmaya devam etti.

Ancak, Latin Amerika Model Protokolü gibi rehberler, bu tür ölümlerin şüpheli kabul edilmesi gerektiğini ve şiddet geçmişi olan erkeklerin soruşturulması gerektiğini vurguluyor. BBC Türkçe’nin 2024’te yayımladığı bir haberde, şüpheli kadın ölümlerinde delil yetersizliğinin soruşturmaları zorlaştırdığı belirtilirken, ailelerin adliyelerde hukuk mücadelesi verdiği aktarıldı.

2023 BM Raporu: Kadın Cinayetlerinin Temel Verileri

Aynı konuda 2023 yılında yayınlanan BM Kadın Birimi Raporu’nda şu bilgiler yer almıştı: Dünya genelinde 85 bin kadın ve kız çocuğu erkekler tarafından kasıtlı olarak öldürülmüş, bu cinayetlerin %60’ı (51 bin) kurbanın yakın çevresinden kaynaklanmıştı. Rapor, kadınlar için en tehlikeli yerin evleri olduğunu vurgularken, Afrika’nın 21 bin 700 kurbanla başı çektiğini, Amerika ve Okyanusya’nın onu izlediğini belirtmişti.

Yakın bir partner veya başka bir aile üyesi tarafından işlenen kadın cinayetlerine ilişkin mevcut verilere göre ülkeler/bölgeler (2010–2023)
Yakın bir partner veya başka bir aile üyesi tarafından işlenen kadın cinayetlerine ilişkin mevcut verilere göre ülkeler/bölgeler (2010–2023)

Avrupa ve Amerika’da kadınların çoğu partnerleri tarafından öldürülürken, Asya ve Afrika’da failler genellikle aile üyeleriydi. BM Kadın Birimi İcra Direktörü Yardımcısı Nyaradzayi Gumbonzvanda, bu rakamların buzdağının yalnızca görünen kısmı olduğunu, çünkü birçok vakanın kayıt altına alınmadığını ifade etmişti.

Ayrıca, Fransa, Güney Afrika ve Kolombiya gibi ülkelerde şiddet ihbarlarının ardından önlem alınmamasının yeni cinayetlere yol açtığı tespit edilmişti. Erkek cinayet kurbanlarının sadece %12’sinin aile içi şiddetten kaynaklandığı, kadınlarda ise bu oranın %60’a ulaştığı raporda dikkat çeken bir diğer noktaydı.

– 2023’te Veri Eksikliği ve Bölgesel Farklar

2023 raporunda, küresel veri eksikliği de önemli bir sorun olarak öne çıkmıştı. Güney Afrika’da kadın cinayetlerinin %9’u yakın çevreden kaynaklanırken, Fransa’da bu oran %79’du. Bu farklılıklar, veri toplama sistemlerinin yetersizliğini ve ülkeler arasındaki şeffaflık farklarını gösteriyordu.

BM, kadın cinayetlerini önlemek için şeffaflık, hesap verebilirlik ve veri toplama sistemlerinin geliştirilmesi gerektiğini vurgulamıştı. 2023’te Türkiye’ye dair spesifik veriler raporda yer almasa da, Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu (KCDP)’nin aynı yılki raporunda 315 kadın cinayeti ve 248 şüpheli ölüm kaydedilmişti. Bu, 2024’teki artışın bir habercisi niteliğindeydi.

– Türkiye’de 2024’ün Rakamları ve Fail Profili

2024’te Türkiye’de kadın cinayetlerinin en çok evlerde (%57) gerçekleştiği, faillerin genellikle aile içinden (örneğin 166’sı evli olduğu erkek, 22’si oğlu) olduğu görüldü. DW Türkçe’nin 2023’te yayımladığı bir haberde, Türkiye’de kadın cinayetlerinin son 10 yılda düşüş eğiliminde olduğu iddia edilmişse de, KCDP verileri bu görüşü çürüterek artışın devam ettiğini kanıtladı.
2024’te ateşli silahlarla işlenen cinayetlerin ön planda olması, bireysel silahlanmanın da bu sorunda etkili bir faktör olduğunu gösterdi.

Araştırmacı Gazetecilik Ağı (GIJN) ise kadın cinayetlerinin medyada yeterince yer bulmadığını, Güney Afrika’da 2018-2020 arasında öldürülen kadınların sadece %4’ünün haber olduğunu belirtti.

Mücadele ve Çözüm Önerileri

Kadın cinayetleriyle mücadelede 2024’te bazı ülkeler somut adımlar attı. Örneğin, İngiltere ve Galler’de aile içi şiddete maruz kalan kadınların korunması için CPS Kadınlara ve Kızlara Yönelik Şiddet Raporu’nda önerilen politikalar uygulanmaya başlandı.

Türkiye’de ise 6284 sayılı Kanun’un etkin uygulanmaması eleştirildi. Avukat Esin İzel Uysal, Euronews’e verdiği demeçte, cezasızlık politikasının cinayetlerin temel sebebi olduğunu ve 6284’ün pratikte eksik kaldığını ifade etti.

Sonuç: Küresel ve Yerel İş Birliği Şart

Küresel çapta, BM’nin 2023 ve 2024 verileri, kadın cinayetlerinin önlenmesi için veri toplamanın ve şeffaflığın şart olduğunu gösteriyor.

Türkiye’de ise bu konuda hala ciddi eksiklikler mevcut. 2024’te 19 kız çocuğunun babaları tarafından öldürülmesi, şiddetin nesiller arası bir sorun olduğunu ortaya koydu.

Dünya Ekonomik Forumu’nun 2023 Cinsiyet Eşitsizliği Raporu’na göre, Türkiye 146 ülke arasında 124. sıradaydı ve bu eşitsizlik, kadın cinayetlerinin artmasında etkili bir faktör olarak kaldı.

Sonuç olarak, 2023 ve 2024 verileri, kadın cinayetleri ve aile içi şiddetin küresel bir kriz olduğunu doğruluyor. Türkiye’de cezasızlık, veri eksikliği ve politik yetersizlikler bu sorunu derinleştirirken, uluslararası düzeyde şeffaflık ve etkili politikalar için çağrılar artıyor. 2025’te bu krize karşı daha güçlü bir mücadele için hem yerel hem de küresel iş birliği şart.

İstanbul Yerel Haberler (IY)