Ana Sayfa Arama
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya

İletişim Virtüözü Berna S. Naipoğlu, “Güçlükler başarının değerini artıran deneyimlerdir.”

Başarının sırrı, inandığınız konuları savunmada yılmamak ve hayatın ürettiği engellerin

Başarının sırrı, inandığınız konuları savunmada yılmamak ve hayatın ürettiği engellerin her birinden ders almaktan geçer.

Yusra-Gundogdu-Author

Yüsra Gündoğdu
İstanbul Yerel Haberler

İletişim Virtüözü Berna S. Naipoğlu, “Başarının sırrı, inandığımız ve savunabileceğiniz konularda yılmamaktan, hayatın ürettiği engellerin her birinden ayrı bir ders alınması gerektiğini bilmekten, kendine güvenin ve inancın başarıya giden kapıyı açan anahtarlardan biri olduğunu unutmamaktan ve son olarak da şu gerçeği bilmekten geçiyor: “Güçlükler başarının değerini artıran deneyimlerdir.”

Bazı insanları yakından tanımak istersiniz, gayeniz onlardan: bilgi, tecrübe, ilham alabilmektir. Yüksek hitabeti, pozitif ruhu ve naifliğiyle bir başarı örneği; Berna Naipoğlu.

Berna S. Naipoğlu kimdir?

Berna S. Naipoğlu, iletişim ve marka yönetimi alanında uzun yıllar çalışan deneyimli bir iletişim danışmanıdır. Vakko bünyesinde kurumsal iletişim alanında görev almış; etkili konuşma, diksiyon, beden dili ve iletişim yönetimi denildiğinde akla gelen en saygın isimlerinden biridir. 2004 yılında kurduğu Bernaylafem İletişim ve Marka Yönetimi ajansının başkanlığını yürütmektedir.

Berna S.Naipoğlu ile gerçekleştirdiğimiz bu söyleşide; sosyal medyanın dilimize etkisinden kriz yönetimine, liderlik anlayışının dönüşümünden gençlerin kendini geliştirme süreçlerine kadar pek çok başlığı konuştuk. Naipoğlu, günümüz dünyasında yalnızca başarıların değil; karakterin, üslubun ve insan ilişkilerinin de görünür olduğunu vurgularken, iletişimin özünde hâlâ empati, nezaket ve güven duygusunun yattığını hatırlatıyor.

Kurumsal itibarın yeni dili; güven, tutarlılık ve temsil

Günümüzde liderlik anlayışının yalnızca başarılarla değil, tutarlılık ve güven duygusuyla şekillendiğini söyleyen Naipoğlu, sosyal medyanın etkisiyle liderlerin artık her yönüyle görünür hale geldiğini vurguluyor. Naipoğlu’na göre kurumsal itibarı belirleyen en önemli unsurlardan biri de, liderin söylemiyle eylemi arasındaki uyum.

Berna Naipoglu Yusra Gundogdu
İletişim Virtüözü Berna S. Naipoğlu, "Güçlükler başarının değerini artıran deneyimlerdir.” 6

Bence artık her şey tamamen şeffaflık üzerine kurulu. Eskiden bir liderin yaptığı işler daha ön plandaydı; bugün ise kim olduğu, nasıl konuştuğu ve kendini nasıl ifade ettiği çok daha görünür durumda. İnsanlar artık yalnızca sonuçlara değil, liderin davranış biçimine, söyledikleriyle yaptıkları arasındaki uyuma da dikkat ediyor.

İnsanlar artık sadece başarıya değil, karaktere de yatırım yapıyor

Çünkü artık herkes, bir liderin ne, nasıl davrandığını birebir takip edebiliyor. O kişinin duruşu, yaklaşımı ve tavrı da en az yaptığı işler kadar örnek oluşturuyor. Liderin söylediğiyle yaptığı arasında bir uyum yoksa, bu güven ve inanç duygusunu ciddi şekilde zedeliyor.

Bugün bir lider için yalnızca başarılı olmak yeterli değil; aynı zamanda güven veren, insanlara ilham olan ve geleceğe dair güçlü bir temsil sunan bir profil çizmesi gerekiyor. İnsanlar artık sadece “Bu kişi ne yaptı?” diye bakmıyor; “Bu kişi nasıl biri?”, “Nasıl bir değer sistemi var?” “Nasıl yaşıyor?” “Hangi değerleri savunuyor?” sorularını da soruyor.

Özellikle sosyal medyanın etkisiyle birlikte her şey çok daha görünür hale geldi. İnsanlar artık yalnızca başarı hikâyelerine değil, liderin gündelik hayattaki tavrına, insanlarla kurduğu ilişkiye, hatta beden diline kadar her detaya dikkat ediyor. Söylediğiniz bir cümleyle sergilediğiniz tavır arasındaki senkronizasyon çok önemli hale geldi.

Örneğin bir lider çevre duyarlılığından söz ediyorsa ama kendi yaşam pratiğinde bunu göstermiyorsa, insanlar bunu fark ediyor. Ya da bir kurum sağlıklı yaşamı savunurken, temsil biçimi bununla örtüşmüyorsa, inandırıcılık zarar görüyor. Çünkü artık insanlar yalnızca mesajı değil, mesajın taşıyıcısını da değerlendiriyor.

Bugün sosyal medyada herhangi biri bir konunun uzmanıymış gibi konuşabiliyor. Özellikle sağlık, spor, kişisel gelişim ya da toplumsal meselelerde çok fazla bilgi dolaşıyor. Bu nedenle insanlar artık daha seçici. Kimin gerçekten güven verdiğine, kimin söyledikleriyle davranışlarının örtüştüğüne daha fazla dikkat ediyorlar.

Dolayısıyla bir lider için retorik artık sadece “iyi konuşmak” değil. Retorik; samimiyet, tutarlılık, temsil gücü ve güven yaratabilme becerisiyle birlikte anlam kazanıyor. Temsil gücü güven yaratabilme becerisiyle birlikte örnek teşkil etmekle anlam kazanıyor. İnsanlar artık yalnızca ne söylediğinize değil, onu nasıl söylediğinize, nasıl yaşadığınıza ve ne kadar içselleştirdiğinize bakıyor.

Kısacası günümüzde kurumsal itibarı belirleyen en önemli unsurlardan biri, liderin söylemiyle eylemi arasındaki uyum. Çünkü insanlar artık yalnızca başarıya değil, iyiliğe ve karaktere de yatırım yapıyor.

“İtibar Yönetiminde Yeni Dönem: Sosyal Medya Gerçeği”

Geleneksel medya ile sosyal medyanın artık birbirini besleyen iki mecra olduğunu söyleyen Naipoğlu, dijital dünyada denetimsizliğin ciddi bir sorun yarattığına da dikkat çekiyor. Linç kültürünün bireysel hesaplar üzerinden hızla yayıldığını belirten Naipoğlu, marka ve kişilerin itibarını koruyabilmesi için kriz anlarında şeffaf, hızlı ve kontrollü iletişimin hayati önem taşıdığını vurguluyor.

Bugün geleneksel medya ile sosyal medya iç içe geçmiş durumda. Artık tamamen birbirinden ayrılan iki mecra değil; hatta çoğu zaman birbirini besleyen bir yapıdan söz ediyoruz. Geleneksel medya için yapılan bir çalışmada sosyal medya etkisi mutlaka hissediliyor, sosyal medya odaklı içeriklerde de geleneksel medyanın reflekslerini görebiliyoruz.

Ancak arada çok önemli bir fark var: Geleneksel medyada bir haberin yayınlanmadan önce geçtiği editoryal ve kurumsal bir süreç bulunuyor. Yanlış bir haber yapıldığında ise bunun hukuki ve kurumsal bir karşılığı var. Muhatap bulabiliyorsunuz, bir sorumluya ulaşabiliyorsunuz. Gazetede, televizyonda ya da bu kurumların dijitallerinde belli bir denetim mekanizması mevcut.

Sosyal medya ise daha bireysel ilerleyen bir alan. Bir marka açıklama yapıyor, bir kişi gündeme geliyor ve saniyeler içinde doğruluğu teyit edilmeden yorumlar, hakaretler, iftiralar dolaşıma girebiliyor. Üstelik çoğu zaman sahte hesaplar üzerinden yürütülen bu saldırıların bir muhatabı da olmuyor.

Elbette sosyal medyada çok değerli işler yapan, güçlü içerikler üreten şahane insanlar da var. Onlardan ilham da alıyoruz. Hatta geleneksel medya kuruluşlarının da artık sosyal medya kanalları bulunuyor ve onlar da bu dönüşümün bir parçası. Fakat bireysel hesapların bazılarının kontrolsüz şekilde hareket etmesi ciddi bir problem yaratıyor.

Bugün insanlar ekran başında saatlerce hiçbir şey üretmeden yalnızca eleştirmek, kötülemek ve linç etmek üzerine bir dil geliştirebiliyor. Oysa eleştiriyle hakaret arasında çok net bir çizgi var. Doğru bulmadığınız bir şeyi medeni biçimde eleştirebilirsiniz; fakat insanların kişilik haklarına saldırmak başka bir noktaya gidiyor.

Bence burada en önemli konu hem bireysel hem toplumsal olarak sınırlarımızı yeniden hatırlamak. Bir markanın ya da kişinin itibarı, kriz anlarında verdiği ilk refleksle korunur. Şeffaf olmak, doğru iletişim kurmak, hızlı ama kontrollü hareket etmek çok önemli. Aynı zamanda herkesin ifade özgürlüğünü kullanmayı bildiği kadar, başkalarının haklarına saygı göstermesi gerektiğini de unutmaması gerekiyor.

İtibar Yönetimi Artık Bir Lüks Değil, Zorunluluk

Dijital dünyada iletişim dilinin giderek sertleştiğine dikkat çeken Berna S.Naipoğlu, eleştiri ile hakaret arasındaki çizginin korunması gerektiğini vurguluyor. Markaların kriz anlarında profesyonel iletişim desteğine ihtiyaç duyduğunu belirten Naipoğlu’na göre, günümüzde itibarı korumanın yolu; doğru ve içeriği kuvvetli bilgi, dilin iyi kullanımı, empati ve güven veren bir iletişim anlayışından geçiyor.

Sosyal medya artık tamamen kontrolsüz bir alan değil. Özellikle influencer’lar ve dijital mecralarda faaliyet gösteren kişiler için hukuki süreçler daha görünür hale gelmeye başladı. Yapılan paylaşımlar, kullanılan dil ve oluşturulan içerikler artık daha fazla denetim altında. Ancak bu sürecin tam anlamıyla ne zaman oturacağını kestirmek zor. Umarım hızlıca gerçekleşir.

Linç kültürünün çoğu zaman sınırları aşan, kişisel haklara zarar verebilen bir noktaya ulaştığını düşünüyorum. Eleştiri elbette olmalı; fakat hakaret, küfür ve hedef göstermeye dönüşen bir dil hem bireyler hem de markalar açısından ciddi sonuçlar doğuruyor. Dijital ortamda bile etik ve saygı çerçevesinin korunması gerektiğine inanıyorum.

İtibar yönetimi ise çok daha uzun vadeli bir mesele. Markalar yıllar boyunca büyük yatırımlarla oluşturdukları güveni, yanlış bir kriz yönetimi nedeniyle kısa sürede kaybedebiliyor. Bu yüzden profesyonel iletişim desteği almak artık bir lüks değil, gereklilik. PR yalnızca bir organizasyon yapmak, bir ürünü veya hizmeti tanıtmak, medya iletişimini ve görünürlük sağlamak değildir; bir markanın geleceğini, algısını ve kriz anındaki duruşunu yönetmektir.

Bugün bazı kişiler ya da kişi “Ben çevrem sayesinde bunu yapabilirim” diye düşünüyor. Ancak kriz anında profesyonel iletişimin önemi ortaya çıkıyor. Çünkü sadece iletişim fakültelerinden mezun olmakta yetmiyor; iyi bir iletişim için sosyoloji, psikoloji bilgisi de gerekiyor. Anlayacağınız çok katmanlı bir alan. Çünkü sadece insanlara yalnızca bir ürün değil, aynı zamanda bir fikir ve duygu da sunuyorsunuz

Bence bu noktada en önemli şey, güncel ve doğru bilgiye sahip olmak ve bunu sunarken de nezaketi ve saygıyı kaybetmemek. Her konuda farklı görüşler olabilir; ancak ortak bir yaşam alanında bulunuyorsak birbirimize karşı belli bir üslubu korumamız gerekiyor. Günümüzde en büyük problemlerden biri de tam olarak bu: fikir ayrılıklarının saygı çerçevesinden çıkması. Oysa sağlıklı iletişimin temelinde empati, anlayış ve doğru iletişim yatıyor.

Hız Çağı, Konuşma ve Düşünme Biçimimizi Değiştiriyor

Dijitalleşmeyle birlikte iletişim dilinin giderek sadeleştiğini söyleyen Naipoğlu, hız çağının konuşma estetiğini de dönüştürdüğüne dikkat çekiyor. İnsanların artık daha kısa, daha hızlı ve daha tüketim odaklı iletişim kurduğunu belirten Naipoğlu’na göre, düşünmek ve anlamlandırmak için ayrılan zaman giderek azalıyor.

“Kesinlikle konuşma ve yazma biçimimizin değiştiğini düşünüyorum. Çünkü artık yazarken sesli harfler bile atılmaya başlandı; daha kısa yazılsın diye kelimeler eksiltiyor. Bu durum konuşma diline yansıyor. İnsanlar konuşurken harf yutmaya başladı. Eskiden daha uzun ve özenli kurulan cümleler, bugün kısa ve net bir hale geldi. Hitap biçimleri sıradanlaştı, emir kipleri çoğaldı.

Ama bu değişimin yalnızca olumsuz tarafına bakmıyorum. Hız çağının ve internetin bize kattığı çok büyük avantajlar da var. Özellikle gençler için dünyayı ve farklı hayatları gözlemleme imkânı doğdu. Hangi bölgede yaşarsanız yaşayın dünyanın her şehrini videolarla ve fotoğraflarla görebiliyor, dünyanın en ünlü müzeleri içine girmiş gibi gezilebiliyor, farklı deneyimlerden beslenebiliyor.

Bence insanın kendisini geliştirmesinin en önemli yollarından biri başka insanların hayatlarını incelemek ve biyografiler okumaktır. Derler ya hayat sadece kendi deneyimlerimizden ders alacak kadar uzun değil. Bu sebeple ben gençlik dönemimde en çok bunu yapardım. Başarılı insanların hayat hikâyelerini okur, onların hatalarından ve deneyimlerinden ders çıkarmaya çalışırdım. Mesela Michael Jordan’ın bir sözünden çok etkilenmiştim: ‘En büyük derslerimi, kaybettiğim maçlardan da çıkardım.’ Çünkü insanlar yalnızca kazandıklarından değil, kaybettiklerinden de öğreniyor.

Bugün ise hız çağında her şey çok çabuk tüketiliyor. İnsanlar bir bilgiyi sindirmeden hemen yenisine geçmeye çalışıyor. Beklemek, düşünmek ve anlamlandırmak için ayrılan zaman giderek azalıyor. Her şeye anında ulaşmak istiyoruz. Bu yüzden güzel ve doğru konuşma estetiğinin de zamanla aşındığını düşünüyorum.”

İletişim Sektöründe Deneyim, Teknik Bilgi Kadar Değerli

İletişim alanında başarılı olmanın yalnızca teorik bilgiyle mümkün olmadığını söyleyen Naipoğlu, gençlerin üniversite yıllarını kendilerini geliştirerek değerlendirmesi gerektiğini vurguluyor. Biyografi okumanın, insanları gözlemlemenin ve hayatın içinde aktif rol almanın önemine dikkat çeken Naipoğlu’na göre, gerçek donanım deneyimle şekilleniyor.

“Bence önce insanın kendini geliştirmesi gerekiyor. Teknik bilgi tek başına yeterli değil. Üniversitede dört yıl boyunca yalnızca derslere girip çıkmak, o bilgileri almak yeterli bir donanım sağlamıyor. Kitap okumak, insanları gözlemlemek, deneyim kazanmak, seyahat etmek, part time işlerde çalışarak hayatın içinde olmak çok önemli.

Özellikle iletişim sektörü sadece teorik bilgiyle yürüyen bir alan değil. İnsan ne kadar çok deneyim yaşarsa, olaylara bakış açısı da o kadar gelişiyor. Bu yüzden gençlerin kendilerini mümkün olduğunca farklı alanlarda beslemeleri gerektiğini düşünüyorum.

Üniversite eğitiminin de çok kıymetli olduğuna inanıyorum. Çünkü diploma yalnızca bir belge değil; o dört yıllık süreç insana çok şey katıyor. Ama üniversite hayatı sadece ders çalışarak geçirilirse eksik kalır.

Ben gençlere hep şunu soruyorum: ‘Dört yıl okudun, peki bu süreçte üniversiteye gitmek dışında kendin için ne yaptın?’ Eğer cevap sadece ‘ders çalıştım’ oluyorsa, bu bana yeterli gelmiyor. Çünkü iletişim alanında deneyim kazanmak, gözlem yapmak, insanlarla temas kurmak ve onları dinlemek hayatın içinde aktif olmak en az teknik bilgi kadar değerli.

Berna S.Naipoğlu, burada sözlerini tamamlarken, İletişim Uzmanı olarak buradan tüm genç meslektaşlarıma ve okurlarıma seslenmek istiyorum. Hani küçükken çok fazla soru sorup ebeveynlerimizi bıktırdığımızda aa tamam artık uzatma, icat çıkarma diye. O çocuk olmaya devam edip o çocuk ısrarı ile sorularımıza cevap aramaya devam edelim. Mevlâna Celaleddini Rumi “Birini tanımadıysan kimin ve neyin peşinde olduğuna bak, anlarsın” demiş. Ben hayallerimin ve başarının her daim peşinde oldum.

Uyumadan önce mutlaka düşünün bugün önce kendim için ne yaptım ne öğrendim ne deneyimledim ve sonrada başkaları için ne yaptım. Kurduğumuz hayallerimizin bir gün gerçekleşeceğine emin olacak kadar küçük bir dünyamız olsun. Bir gün o anlar yaşanacak, o sözler duyulacak. Çünkü o küçük dünyanın hiç durmadan atan yegâne damarı bizim inançlarımız, hayallerimiz ve başarılarımız.

*Yüsra Gündoğdu
İletişim Uzmanı
İstanbul Yerel Haberler