All posts by Pof. Dr. Murat Yeşil

Cilalı İmaj Devri

Tepeden başımıza imajlar yağarken, gerçekle imaj birbirine karıştığı yıllar yaşıyoruz..

Artık herkes kendi kendinin bir imajı. Birilerinin imaj yağdırmasına gerek yok. Çünkü günün sonunda sosyal medya hesabından yazdığın afili bir cümle ya da spor salonundan verdiğin fit/havalı görüntüyle akılda kalıyorsun. Devir cilalı imaj devri imajını kendin oluşturup fenomen olma devri. Herkes birer star ve bu uğurda “günde en az üç post yayınlanmakla mükellef sosyal medya memuru”. Devir ne olursa olsun tarz olma, kendini ortaya döküp saçma, olmayan özgüvenini dağlara taşlara yazdırma devri.

Entelektüel çalışma ve el emeği arasındaki fark

Entelektüel çalışma ve el emeği arasındaki fark artık bulanık; Batı toplumlarında giderek daha çok insan fit kalmak için kollarını ve bacaklarını kullanıyor, çalışmak içinse klavyede parmaklarını kullanıyor; fiziksel yorgunluk artık denklemin bir parçası değil, çünkü işin çoğunu makineler yapıyor ve bizim yalnızca tek işimiz var, yaşama ve tüketme işi.

En az 1814 Restorasyonu kadar modası geçmiş egemenlikçilerin zaman zaman ortaya çıkışlarına rağmen bugün elimizde küreselleşmiş bir toplum, yani yeni bir enternasyonal tipi var, bu kez o etkili; durumun bu kadar sinir bozucu olmasının nedeni de bu, zira bu durum bir gerçeklik, belirsiz bir romantik ideal değil.

Herkesin eğlendiği meşgalelere karşı alaka duyamamak…

Bunun hakkında düşünelim. Kendisiyle veriler yarattığımız cep telefonumuz, yani mal varlığımız bize ait, bizler üretim araçlarının sahibiyiz. Yabancılaşma son buldu; çalışma ve yaşam zamanı arasındaki fark kayboldu, zamanla tekrarlayan tekdüze görevleri yerine getirmek yerine onlarca farklı şey yapıyoruz ve iş artık sınırları olmayan bir akışkanlığa dönüştü.

Herkesin eğlendiği meşgalelere karşı alaka duyamamak… Kitapların içinde sıkışıp kalmak… Güzel ve zengin kızla yakışıklı,  bir o kadar da gururlu fakir oğlanın eksik olmadığı televizyona, dondurma tanıtırken kadını metalaştıran reklamlara, kitleleri uyuşturan futbola, insanları tek tipleştiren popüler kültür ibarelerine, vıcık vıcık yaşanan aşklara, sanatı bir marka  sanan salt düşüncelere, bir saniye bile tahammül edememek… Yani dünyanın neredeyse yüzde doksanına hakim olan her şeye bir dur diyebilmek.

Benim için son söz: Değiş ama başkalaşma,

 

Sosyal Medya ve Ruh Sağlığı

İnsan, yaşamak ve gelişmek için başkalarıyla birlikteliğe ihtiyaç duyan sosyal bir varlıktır. Uygun sosyal bağlantılar stresi, kaygıyı ve üzüntüyü hafifletebilir; sosyal bağlantının olmaması ruhsal (zihinsel) sağlık için ciddi riskler oluşturabilir (Mohamad ve ark., 2018).

Sosyal medya 2000’li yılların başından itibaren binlerce şeritli sanal yol üzerinde ilişkiler inşa ettiğimiz, kendimizi ifade ettiğimiz, kimliğimizi şekillendirdiğimiz ve çevremiz/dünya hakkında bilgi edindiğimiz bir alan oldu. Bugün çoğu insanın hayatının en önemli parçası haline gelen bu mecra zihinsel sağlıkla doğrudan bağlantılıdır (O’Keeffe & Clarke-Pearson, 2011).

Sosyal medya dünyaya ayak uydurmamıza yardımcı olan, bizi başkalarıyla buluşturan, eğlendiren ve bazen bizi bir oyun ortamına çekerek öngördüğümüzden daha fazla zamanımızı tüketen bir yaşam biçimi oldu; günümüzde artık onunla aşk-nefret ilişkisi içindeyiz (Zsila & Reyes, 2023).

Sosyal medya ayrıca bilgi paylaşma ve farklı içeriklere erişme, destek gruplarına katılma, tercihleri benzeşen insanlarla tanışma fırsatı sağlayan etkili bir araç. Yine bu mecra hem kamuoyu oluşturma hem de sivil katılımı kolaylaştırma, sır perdesi ardındaki efsaneleri ortadan kaldırma gücü de taşımaktadır (Bers, 2010). Çevrimiçi topluluklar sağlık koşulları, yaşam olayları veya günlük zorluklarla ilişkili etkileşimlerle aidiyet ve duygusal destek algısını artırabilir; buradaki arkadaşlıklar, ödüllendirici sosyal etkileşimler ve mizah COVID-19 salgını sırasında stres azaltıcı bir işlev gördü (Burkley, 2022).

İnsanların anlık tatmini, eve kapanması, kalması ve mağaza, sinema ve tiyatronun yüz yüze etkileşimden uzaklaşması açısından da sosyal medya kritik rol oynamaktadır. Sonuçta bizi gerçek olay ve insanlardan çok medyadaki imajlarla karşı karşıya bırakan ve yüz yüze iletişimi azaltan bu mecra dil becerilerini olumsuz etkilemektedir (Riva, 2012; Pea ve ark. 2012; Turner, 2015). Sosyal medyayla geçirdiğimiz süre gerçeklikle, avatarların ardındaki insanlarla ve hatta çevrimdışı yaşamımızda kim olduğumuzla bağımızı kaybetme, çarpık bir gerçeklik duygusu geliştirme riskini de artırır.

Bireylerin zorlandıklarında, keyifsiz duygu ve düşüncelere kapıldıklarında bir kaçış yöntemi olarak teknolojiyi kullanması, sağlıklı başa çıkma becerilerini engelleyebilmektedir. Çevrimiçi iletişimin anlık doğası muhakeme yürütme, hayal kurma, süreyi yönetme becerisi ve soruna odaklanmaya fırsat tanımamaktadır.(Karim ve ark., 2020).

Sosyal medya, haber alma ve bireysel özgürlüğü genişletirken bir yandan da yanlış bilgi akışları, algı operasyonları, radikalleşme, bilgi hırsızlığı, suç, terör, nefret söylemleri, mitler, yalan ve spekülasyonlarla yüklü ürkütücü bir ormandır (Fuchs, 2016). Bu ortam aynı zamanda bilgi ve gürültü kirliliği, şaşırtıcı bakış açıları, yarış, kıyaslama, şov ve tüketim odaklı yapısı ile kurgusal elemanların rol model olduğu bir “zombi”leşme arenasıdır. Özellikle çocuk ve ergenlerin mahremiyet/güvenlik/bağımlılık sorunları yanı sıra gelişimsel düzeylerini aşan içeriklerle dağılması, yaşlarına uygun rolleri ve yollarını şaşırma olasılıkları göz ardı edilemez. Yerli sosyal medyamız da aynı biçimde ağırlıklı olarak her şeyin metalaştığı, sahteleştiği, gerçeğin kolayca ters yüz edilebildiği, herkesin ve her şeyin istismar edilebilir, inanılabilir/yalanlanabilir, alışılabilir /normalleşebilir, karalanabilir/yüceltilebilir ve özenilebilir olduğu bir platformdur.

Sonuçta sosyal medya iki tarafı keskin bir kılıçtır. Bilinçli ve dengeli kullanıldığında öz saygıyı artırıp, ruh sağlığını geliştirebilirken, aynı zamanda yoğun stres, kendini başkalarıyla karşılaştırma baskısı, artan üzüntü ve izolasyonla psikolojik sorunları ağırlaştırabilir. Ergenlerde sistematik bir gözden geçirme çalışmasında sosyal medyada harcanan zaman, aktivite, yatırım ve bağımlılık kategorilerinin tümünde depresyon, anksiyete ve psikolojik sıkıntıyla bağlantı saptanmıştır (Keleş ve ark., 2019).

Ölçülü ve Dikkatli Kullanım

Sosyal medya kullanımı üzerinde araştırma yapmak onu kullanmayan bir kontrol grubu bulmak zor olduğu için güçtür.  Bu platformlardaki iletilerin büyük çoğunluğunun “iyi niyetli” olduğunu düşünmek fazla iyi niyetli bir yaklaşım olacaktır. Sanal platformdaki buluşmaların herhangi bir ara sokaktaki tanışmadan daha anlamlı olduğu düşünülemez.

2014 yılında sinir bilimcilerin yaptığı bir deney Facebook’un beynin kumar ve madde bağımlılığı ile aynı dürtüsel kısmını tetiklediği sonucuna varmıştır (Turel ve ark., 2014). Electronics Hub raporuna göre dünya genelindeki kullanıcılar günlük ortalama 6 saat 37 dakikayı, Türkler ise 7 saat 24 dakikalarını bir internet ekranına bakarak geçirmektedir (Pezzone 2023). Beğeni ve yorum takıntısının potansiyel ruhsal sorun kaynakları olduğu bilinmektedir. Elbette sosyal medya herkesi aynı şekilde etkilemiyor. Teknoloji kullanımından etkilenme derecesi ne kadar ve ne biçimde kullanıldığına, kişiliğe/mizaca, yaşa ve diğer bazı etkenlere göre değişmektedir.

İngiltere’de yapılan bir ankette (Royal Society for Public Health & Young Health Movement, 2017), 14-24 yaş arası Britanyalılar Facebook, Instagram, Snapchat ve Twitter’ın kendilerini ifade etme ve topluluk oluşturma konusunda ekstra alan sağladığını düşünseler de bu platformların kaygı ve depresyonu artırdığını, uykularını kısalttığını, zorbalığa maruz bıraktığını, beden imajı ve “FOMO” (“bazı fırsatları kaçırma korkusu”) endişesi yarattığını da bildirdiler. Bu sorunlar özellikle aşırı kullanıcılar arasında daha şiddetlidir. Aşırı kullanım yalnızlığı artırmış, öznel refahı ve yaşam doyumunu azaltmıştır. Kumar bağımlılığı ise başlı başına büyük bir risktir.

Sosyal Karşılaştırma ve Özsaygı

“Sosyal karşılaştırma” fenomeni kullanıcıların paylaşılan içerikler üzerinden kendilerini değerlendirmelerini ifade eder. Sosyal medya gönderilerine yönelik imrenme/kıskanma duygusu bireylerde düşük özsaygı ve yetersizlik hissi yaratarak kaygı ve depresyon düzeyini etkileyebilir (Scott, 2023). Paylaşımlarla beğeni toplayamamak reddedilmiş, yalnız veya önemsizlik hissettirerek örselenme kaynağı olabiliyor; beğeni rakamları gizlense bile bu platformlarda karşılaştırma ve yorumlar yapılabilmektedir.

Olumsuz beden algısı: Sosyal medya, gençlere kaçırılmış deneyimleri görebilecekleri bir pencere sunmanın yanı sıra, görünüşleri ve gerçekliği çarpıtıyor. Dijital dünyaya bir filtre uygulandığında gerçeğin ve yalanın ayrımı imkansızlaşıyor; bu da takipçilerde hem fiziksel hem de duygusal zorlanma oluşturabiliyor. İnsanlar mükemmel görünmeleri gerektiğini ve değerlerinin görünümlerine bağlı olduğunu düşünerek örselenebiliyor, ellerindeki filtrelenmiş Snapchat ve Instagram fotoğraflarına benzemek için plastik cerrahlara koşabiliyor.

Bedenin her noktasının cömertçe sergilendiği sanal dünya beden imajından memnuniyetsizliğe ve yeme bozukluklarına yol açabiliyor. Akışı photoshoplu resimlerle ve görünümleriyle para kazanan influencer’larla dolu olan özellikle genç kadınlar kendi görünümleri hakkında üzülecektir. Gerçekçi olmayan fotoğraflar beden imajı sorunlarıyla mücadele eden kişileri ve bedensel değişim dönemi yaşayan ergen ve gençleri daha fazla zorluyor.

Siber Zorbalık ve Psikolojik Etkileri

Sosyal medya, siber zorbalık olaylarına da zemin hazırlayabilir. Çevrimiçi tacize maruz kalmak, travma, depresyon ve intihar düşünceleri gibi ciddi psikolojik sorunlara yol açabilir. Depresyona neden olan diğer bir sosyal medya etkeni cinsel eğlencedir.

Gençler sosyal medyayı ne kadar erken kullanmaya başlarsa platformların ruh sağlığı üzerindeki etkisi de o kadar büyük olur. Bu durum özellikle kadınlar için geçerlidir.

Genç erkekler saldırganlığı “fiziksel” olarak ifade etme eğilimindeyken, kadınlar bunu başkalarını dışlayarak ve incitici yorumlar paylaşarak “ilişkisel” biçimde yaparlar. Sosyal medya bu tür etkileşim risklerini artırmaktadır.

Özellikle çocuk ve gençlerin telefonları aracılığıyla neler görebileceklerini, nelere erişebileceklerini, çocukların anlamadığı pek çok fotoğrafı, şiddet olaylarını düşünürsek sanal alemin ne denli korumasız olduğunu fark ederiz. Savaş ya da işkence, şiddet, cinayet görüntüleri korkunç etkiler doğurabiliyor.

Sosyal Medya Bağımlılığı ve Uykusuzluk

Tarihte hiçbir zaman parmağımızın ucunda bir dizüstü bilgisayar, akıllı telefon, bir tablet ya da e-okuyucu aracılığıyla bu kadar çok ve bu denli bunaltıcı ileti bombardımanına uğramamıştık.  Bu durum sadece ruhsal bir sorun değil, fiziksel aktivitede azalma, göz, omuz, bel, boyun sağlığı açısından da ciddi bir sorundur. Sosyal medya kullanımının niceliği yanında daha fazlasıyla niteliği, zihinsel sağlığı, dikkat, bellek, ilgi ve akademik performansı etkilemektedir.

YouTube, TikTok, Instagram ve Snapchat gençler arasında giderek popülerleşti. Kitap, makale ya da roman okumak gibi geliştirici ve rahatlatıcı etkinlikler günümüzde “romantik” birer hayale dönüştü.

Sosyal medyanın yemek, sosyal etkileşim ve cinsellik gibi keyifli aktivitelere benzer “ödüllendirici/iyi hissettirici” bir özelliği var. Platformlar doğrudan bağımlılık yaratacak şekilde tasarlanmış, yayınlar yapay zekâ tarafından kullanıcıya özgü seçilmiş, platformların her birine kaydırmayı sürdüreceğimiz şekilde yerleştirilmiştir. Bir tür “ürün” olduğumuz için oradan sıyrılma şansımız azalmaktadır. Tıklamaya devam ettikçe kendimizi stres yüklü malzemelerle dolu küçük bir yankı odasında, kaygı ve depresyon sürecinde buluyoruz.

Kadınların erkeklere göre sosyal medyaya daha fazla bağımlı oldukları bulunmuştur. Sosyal medya bağımlılığı riski taşıyan kullanıcılar sıklıkla depresif belirtiler ve düşük benlik saygısı (özgüven) bildirmektedir (Budak ve ark., 2015). Sürekli bildirimlere odaklanma bağımlılığı artırabilir. Bu durum, uyku düzenini bozabilir, uyku sorunlarına neden olur.

Yeni evli çiftler, tüm balayı boyunca eşlerden birinin selfie paylaşımı yapması nedeniyle balayı dönüşünde ayrılma kararı alabiliyor. İnsanlarla sohbet esnasında “bunu Instagram’da gördün mü?” soruları incitici, “en iyi” arkadaşımızın yeni bir “en iyi” arkadaş seçtiğini paylaştığı fotoğraflardan öğrenmek travmatik olabiliyor.

Dışlanma ve Yalnızlık Hissi

Kendini sürekli başkalarıyla karşılaştırmak, çoğu zaman daha kötü hissetmeye yol açabilir; bu ortamlarda aktarılan “olağandışı” deneyimleri asla yaşayamayacağımız düşüncesi negatif duygularımızı tetikleyebilir.

Arkadaş gruplarına ya da etkinliklere davet edilmeme gibi etkenler yalnızlık ve dışlanmışlık duygularını tetikleyebilir.

Sosyal medyada gönderileri okumak gibi pasif aktiviteler paylaşım yapmak gibi aktif kullanıma göre depresyonla daha çok ilişkilidir. Öte yandan kişilerarası güven, aile dinamiği gibi çevresel etkenler, sosyal medya kullanımından daha fazla etkiye sahip olabilir.

Bilinçli Kullanım/ Sosyal Medya Okuryazarlığı

Bilinçli kullanım, sosyal medya platformlarından en iyi şekilde yararlanmayı ve sağlıklı bir dengeyi sürdürmek demektir. Sosyal medya okuryazarlığı, medya metinlerinin çözümlenmesini ve onların kimler tarafından, hangi amaçla ve hangi koşullar altında üretildiğine dair farkındalığı anlatır.

Sosyal medya okuryazarlığındaki yetkinlik bu platformlarda dengeli, güvenli ve anlamlı deneyimler yaşama şansını artırır.

Sosyal medyada yer alan yalan, iftira, şiddet ve nefret odaklı, düşmanca, kutuplaştırıcı, saldırgan içeriklerher düşünceden insanın, özellikle de çocuk ve gençlerin inanılmaz kodlamalarla kimlik değiştirmelerine yol açabilmektedir.

Topluluklar arasında bilinçli bir iletişim ve saygı ortamı oluşturmak, siber zorbalıkla mücadelede değerli bir adımdır. Gerçek dünya ile çevrimiçi dünya arasındaki farkın bilinciyle sağlıklı sosyal bağlantılar oluşturmak, kendine saygıyı güçlendirmek önemlidir.

Destek gruplarına katılmak, bilgi edinmek ve pozitif içeriklere odaklanmak, sosyal medyanın olumlu yönlerinden faydalanma yolu olabilir. Aynı zamanda kendimize dijital sınırlar koymak ve çevrimiçi etkileşimleri gerçek dünyadaki sosyal bağlantılarla dengelememiz kritiktir.

Aşırı kullanımla ilişkili, ruh sağlığını ve günlük işleyişi olumsuz etkileyebilecek risklerle ilgili farkındalığın artırılmasına ihtiyaç vardır. Sorunun net çözüm yollarının başında ekran süresinin azaltılması gelir. Veriler, sosyal medyayı az kullanan tüketicilerin içerikten daha fazla hoşnut kaldığını göstermektedir.

Fiziksel aktiviteye istekli olmak, ekran nedeniyle hayatımızdan kaybolan şeylerle yeniden bağlantı kurmak, bu yönde küçük hedeflerle yola çıkmak ve bu yöndeki adımların olumlu etkilerinin farkına varmak mümkündür.

Sağlık Okuryazarlığı

Sosyal medya okur yazarlığı ve bunun önemli bir bileşeni olan sağlık okuryazarlığında, içerik üreticileri sürekli yeni stratejiler geliştirdiği için genel bir yetersizlik söz konusudur. Kaygılı bir insan sosyal medyada kaygılarının daha da kötüleşeceği mecraları arar ve aradığını da bulur; bilinçli okuryazarlar kaygılarını nelerin tetiklediğini ve farklı platformları kullanmanın nasıl hissettirdiğini analiz edebilirler.

Sağlık okuryazarlığı, kişinin sağlığıyla ilgili “sağlıklı” bilgilere ulaşması, bu bilgileri anlaması ve bu yöndeki kararlarında kullanabilmesi için gerekli olan entellektüel ve sosyal becerileri tanımlar. Görülen bilginin mutlaka teyit edilmesi önemlidir.

İnsanlar hasta olduklarında ilk olarak internetin başına geçiyor, araştırıyor ve kıyaslıyor ancak sorunlarını kendilerinden önce soranların yanlış sorularıyla aratıyor, gereksiz ve aşırı bilgi yığını altında yanlış sonuçlar elde edebiliyor. Sekiz Avrupa ülkesindeki bir ankette katılımcıların %47,6’sının, TC. Sağlık Bakanlığınca yürütülen başka bir araştırmada ise nüfusun %70’inin sağlık okuryazarlığı düzeyinin yetersiz olduğu görülmüştür.

Sosyal medyada sıradan sorunların ağır hastalık belirtisi olabileceği imaları doğru bilgilerin arasına serpiştirilmektedir. Bu bakımdan sağlık alanında resmî kaynakların referans alınması önemlidir. Beslenme, estetik vb. tıbbi olmayan sorunların tıbbi sorunlarmış gibi tanımlanmasına tıbbileştirme denilmektedir. Gizli veya açık olarak uygulanan stratejilerle sağlık haberleri öncelikle kadın okuyucuların hizmetine sunuluyor ve sağlık tıbbileştiriliyor.

Araştırmalar, özellikle Youtube gibi görsel içerik sunan sosyal medya platformlarının, sağlık okuryazarlığına genelde olumlu katkısı olduğunu gösteriyor.

Başta medya olmak üzere değişik kaynaklardan elde edilen sağlık enformasyonu hem aşırı sağlık kaygısına hem de çok yönlü istismara neden olmaktadır. Tıbbi bilgileri doktorların anlaşılır terimlerle ya da hastaların anlayabileceği biçimde açıklamaları zorunludur. Hastaların tanı ve tedaviyi anlamamaları halinde, sağlık hizmeti alma süreçleri yeniden başlamakta ve karmaşıklaşmaktadır.

Medya içeriklerinde sunulan sağlık enformasyonunun profesyonel editoryel süreçlerden geçirilerek tıbbi açıdan doğruluğunun güvence altına alınması büyük önem taşımaktadır. Ülkemizde resmi düzenlemelerin eksikliği, yanlış bilgilendirmelerin doğru olanlardan çok daha fazla olmasına neden olmuştur; dahası kimyacı/biyolog/astrolog/fizikçi/uzman/danışman//enerjici/din adamı(!) vb sağlık mensubu olmayan kişilerin sahte bilgilendirmeleri sağlık mesleği mensuplarının paylaşımlarının çok üstündedir.

Ebeveynler için kısa öneriler

İnsan yaşamındaki “hassas dönemler”, belirli yaşlar (ergenlik ve evden ayrılma dönemini içeren 11-19 yaş arası) veya yaşam değişikliklerinin olduğu zamanlardır. Z kuşağı gençliği önceki kuşaklara göre çok daha hızlı ve yoğun biçimde yararlı/toksik bilgilere erişebilen “dijital yerliler” konumundadır (Palley, 2012).

Gençlere bu siteleri yasaklamak gerçekçi değildir; internet onların sadece son partiler ve konuşmalardan haberdar olmalarının aracı olarak değil, çoğu zaman beklenen eğitim ve okul etkileşimleri, bir duyuru ve haber kaynağı olarak da gereklidir.

Çocukların sosyal medya aracılığıyla daha önce hiç tanışmadıkları insanlarla bağlantı kurması yaygın bir durumdur. Ebeveynler onların kullandıkları teknolojileri anlayıp sosyal medyada akıllıca gezinmelerine yardımcı olacak donanıma sahip olmak zorundadır. Çocukların ve gençlerin sosyal medyayı kullanırken güvenlik önlemlerini alması ve bu platformları ebeveyn rehberliği altında kullanmaları önemlidir. Ebeveynlerin, çocuklarına sosyal medya kullanımıyla ilgili sınırlar koyması ve sağlıklı alışkanlıklar geliştirmelerine yardımcı olması önemlidir.

Çocuklarımızın dijital refahları, beyin gelişimi, bilişsel ve duygusal gelişimleri, çevreyle ilişkileri şansa bırakılamaz. Becerilerin geliştirilmesi, çoğunlukla uygulamalı biçimde yani gerçek dünyaya maruz kalarak sağlanmalıdır. Amerikan Pediatri Akademisi’nin önerdiği ekran süresi çocuklar ve gençler için günlük iki saattir.

Gençler sosyal medyayı kullanmaya başladığında ebeveynler onlara gönderi ve mesajlarını inceleyebileceklerini iletebilir. Ebeveynlerinin görmesini istemiyorlarsa onları başkalarının göreceği bir mecrada da yayınlamaları doğru olmayacaktır.

Çocukların somut nesnelerin resimlerini paylaşabileceği ancak kendi fotoğraflarını yayınlayamayacağı kuralını önemseyin. Bu şekilde çocuklar, görünümlerine odaklanmadan da deneyimlerini paylaşabilirler.

Çocukların akşam yemeğinde telefonlarını bırakmalarını isteyen ebeveynler kendileri de buna uyabilir. Ebeveynlerin sosyal medyayı kullanma şekli çocukları için model oluşturacaktır.

KAYNAKÇA

Bers, M. (2010). Beyond computer literacy: Supporting youth’s positive de­velopment through technology. New Directions for Youth Development, 2010 (128), 13-23. doi:10.1002/yd.371

Budak, E., Taymur, İ., Aşkın, R., Güngör, B. B., Demirci, H., Akgül, A. İ., & Şahin, Z. A. (2015). Relationship between internet addiction, psychopathology and self-esteem among university students. The European Research Journal, 1(3), 128. https://doi.org/10.18621/eurj.2015.1.3.128

Burkley, S. (2022). Social media, humor, and crisis Health communication: Humor used to inform over social media during COVID-19. Eagle Scholar. https://scholar.umw.edu/student_research/477

Karim, F., Oyewande, A., Abdalla, L. F., Ehsanullah, R. C., & Khan, S. (2020). Social media Use and its Connection to Mental Health: A Systematic review. Cureus. https://doi.org/10.7759/cureus.8627

Keleş, B. Y., McCrae, N., & Grealish, A. (2019). A systematic review: the influence of social media on depression, anxiety and psychological distress in adolescents. International Journal of Adolescence and Youth, 25(1), 79–93. https://doi.org/10.1080/02673843.2019.1590851

Mohamad, M., Juahir, H., Ali, N. a. M., Kamarudin, M. K. A., Karim, F., & Badarilah, N. (2018). Developing health status index using factor analysis. Journal of Fundamental and Applied Sciences, 9(2S), 82. https://doi.org/10.4314/jfas.v9i2s.6

O’Keeffe, G. S., & Clarke-Pearson, K. (2011). The impact of social media on children, adolescents, and families. Pediatrics, 127(4), 800–804. https://doi.org/10.1542/peds.2011-0054

Palley, W. (2012). Gen Z: Digital in their DNA. New York, NY: Thompson. Retrieved  from  http://www.jwtintelligence.com/wpcontent/uploads/2012/04/F Internal_Gen_Z_0418122.pdf

Pea, R., Nass, C., Meheula, L., Rance, M., Kumar, A., Bamford, H., … & Zhou, M. (2012). Media use, face-to-face communication, media multitasking, and social well-being among 8-to 12-year-old girls. Developmental psychology, 48(2), 327-336. Doi: 10.1037/a0027030

Pezzone Study identifies which countries spend the most time staring at their screens. Techspot, April 29, 2023

Royal Society for Public Health & Young Health Movement. (2017). StatusOfMind social media and young people’s mental health and wellbeing. In rsph.org.uk (E1 8AN). Royal Society for Public Health. Retrieved December 15, 2023, from https://www.rsph.org.uk/static/uploaded/d125b27c-0b62-41c5-a2c0155a8887cd01.pdf

Riva, G., Baños, R. M., Botella, C., Wiederhold, B. K., & Gaggioli, A. (2012). Positive technology: using interactive technologies to promote positive functioning. Cyberpsychology, Behavior, and Social Networking, 15(2), 69-77. DOI: 10.1089/cyber.2011.0139

Scott, E., PhD. (2023, August 11). The stress of social comparison and how to limit comparing yourself to others. Verywell Mind. Retrieved December 15, 2023, from https://www.verywellmind.com/the-stress-of-social-comparison-4154076

T.C. Sağlık Bakanlığ. (2020). Türkiye’nin Sağlık Okuryazarlığı Düzeyi Ölçüldü. In sggm.saglik.gov.tr. Retrieved December 10, 2023, from https://sggm.saglik.gov.tr/TR,57003/turkiyenin-saglik-okuryazarligi-duzeyi-olculdu.html#

Turel, O., He, Q., Xue, G., Lin, X., & Bechara, A. (2014). Examination of neural Systems Sub-Serving Facebook “Addiction.” Psychological Reports, 115(3), 675–695. https://doi.org/10.2466/18.pr0.115c31z8

Zsila, Á., & Reyes, M. E. S. (2023). Pros & cons: impacts of social media on mental health. BMC Psychology, 11(1). https://doi.org/10.1186/s40359-023-01243-x

Prof. Dr. Rüstem Aşkın
Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı

Psikiyatri & Psikoterapi

Zulüm Payidar Olmaz

Zulüm Payidar Olmaz. On bir ayın Sultanı, merhamet ve şefkatin  sembolü Ramazan-ı şerîf ayındayız. Ama   Gazze”deki annelerin acısı dinmiyor. Dünya da yaşıyan 8 milyar insanın gözü önünde, maalesef  2 milyar Müslümanın tasasız bakışları altında kış şartlarındaki Gazze’de bebekler, o günahsız yavrular, soğuktan buz kesmekte; donarak ölmekteler!

Ramazan ayı başlarken de Siyonist İsrail, her zaman Ramazan ayında yaptığı gibi yine Müslümanların Kudüs-i Şerif’e girip ibadet etmelerine mâni olmak maksadıyla yaş sınırlaması, yol kesme, acımasızca şiddet ğöstererek her  türlü zorbalıklar çıkarıyor. İlk kıblemize postal ve silahıyla girip ibadet eden kardeşlerimizi darbedip onları hırpalıyor.

Gazze’de bebekler, zulümden, soykırımdan, açlıktan veya donarak ölür ve bu bebek ve çocuk ölümleri devam ederse Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarını hatırlatmak gerekiyor. Bu savaşlar da yaklaşık 80  milyondan fazla insan hayatını kaybetti.

Dünya da bu zülüm herkesin gözü önünde devam ederken, başta dünyanın bütün iplerini yeniden elinde tutmaya karar veren ABD’nin  başındaki Trump ve ekibi olmak üzere Siyonist Yönetimler , ve kurulu düzenleri  bozulmasın diye zalımın yanında yer alan Müslüman dünyası, suskunluğa bürünmüş halklar  bir Gazzeli çocuğun ahıyla neler yaşanacağını belki de bu nesiller görecek.

Sözümüz, başta  İsrail Gazze ye  acımasızca saldırırken, bomba yağdırırken sivilleri hedef alıp kadınları, çoluk çocuğu katleden Katil Netanyahu gibi politikacıları  Oval Ofis”de baştacı edenlere. Nitekim, zülme ortak olan  Avrupa ile ABD arasındaki çatlaklar şimdiden  büyüdü daha da büyüyecek…

21. Yüzyıl: Türkiye’nin Yüzyılı Olacak mı?

21. Yüzyıl, “Türkiye’nin Yüzyılı” olacaktır. 100 yıl, bir asrı ifade eder. Yıl dönümler önemlidir. Doğum günü, evlilik yıldönümü gibi… Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun yüzüncü yılı da hepimiz için büyük anlam ve gelecek nesiller için bir vizyon geliştirme fırsatıdır. Nasıl bir vizyon? Şöyle ki… Çoğu cumhuriyet ile yönetilen 200 civarında devlet olduk ama ülke kimliklerimiz zayıfladı.

Artık, dünya nüfusunun çoğunluğu doğduğu yerde yaşamıyor. Yeni küresel güçler oluştu. İnternet ve uydu yayınları, kripto paralar, çok uluslu şirketler ve dünya dışına açılım… Türkiye Başaracak. Yukarıda altını çizdiğim gelişmelere nazaran buna karşılık Savurma sanayisini kendi imkanlarıyla üretebilen ve askeri harcamalarında dışarıda bağımlığlığı iyice azaltan Türkiye ekonomik, sosyal, teknolojik gelişmeye ve refaha daha çok kaynak ayırma fırsatı buldu. hızlı bir gelişme trendine girdi.

Türkiye’de sağlık da sosyal güvenliğin bir parçası haline geldi. Bu sanayi için zorunluydu. Pandemi ile birlikte görüldü ki sağlık, dünyanın geleceği ile de doğrudan ilgilidir. Geleceğin cumhuriyet anlayışında konu sadece yönetim şekli değildir. Sağlık, eğitim, çevre (gıda-tarım) uzay oluşturulacak vizyonun konularından bir kaçıdır. Malum artık Dünya Ticaret

Örgütü, Birleşmiş Milletler, G20, Paris Sözleşmesi, Kyoto Anlaşması yeterince etkin olamıyor. Sorunlar artmaya devam ediyor. Türkiye Uzak ve Yakın Doğu , Körfez ülkeleri ,ABD ve Avrupa ve Afrika ülkeleriyle ile iyi ilişki kurarak, Batı teknolojilerini öğrenmeyi ve transfer etmeyi başardı. Her sektörde dünya pazarlarında önemli yer almaya başladı.  Türkiye coğrafi avantaj ve yetişmiş insan gücüne dayalı olarak teknolojik sıçramayı ve ekonomik kalkınmayı başaracaktır.

Tıpkı teknolojik sıçramayı yapan, Japonya, daha sonra Güney Kore, Singapur ve Tayvan ve sonrasında Çin, Hindistan ve Avustralya gibi ülkelerin yaptıklarını bizde yapıyoruz. Akıllıca küresel yatırımlara zemin hazırlanması, teknolojide ve üretimde hızlı gelişme sağlanması 2010 yılına gelindiğinde, Gelişme Yolundaki Ülkeler, dünya GSYH’nın, küresel ekonomi öncesinde yüzde 20’sine sahipken, küresel ekonomi döneminin sonlarında bu payı yüzde 59’lara, dünya Ticaret hacmindeki paylarını da, oldukça düşük bir seviyeden yüzde 50’lere çıkardı.

Bu gelişmeler, sermaye transfer eden ülkeleri rahatsız etti. Ayrıca, küresel ekonomi döneminde gelişmiş ve gelişme yolundaki ülkeler gelirlerini, yukarıda belirtildiği gibi defalarca katladılar, ancak bu gelir artışları büyük çapta uluslararası şirketlere ve belli gruplara yansıdı topluma ve özellikle alt gelir gruplarına yeterli refah sağlayamadı, gelir dağılımı bozuldu. Ayrıca gelişmiş ülkelerden başka ülkelere kayan sermaye Batı’da özellikle ABD’de işsizliği de etkiledi.

Neticede, 2010’lardan sonra ABD, küresel ekonominin aleyhe döndüğünü görerek, bu istemin negative etkilerini frenleme politikası uygulamaya, ithal ettiği mallara, Çin başta olmak üzere yüzde 35’lere varan gümrük tarifeleri uygulamaya başladı, yani korumacılık politikasına döndü. ABD orijinli küresel şirketlerin ABD içinde yatırımcılara özendirilmesi ve sermayenin serbest dolaşımını kısıtlayıcı tedbirler aldı.

Küresel, kâr odaklı liberal ekonomi tartışılır hale geldi, belki sona erdi demek de doğru olur. 2002 seçimlerinde yeni kurulan Adalet ve Kalkınma Partisi tek başına iktidar oldu ve CHP de muhalefet partisi olarak Meclis’te yerini aldı. Yeni iktidar iyi bir başlangıç yaptı, ve halka güven Verdi ve ülkenin geleceği ile ilgili morali ve ümidi hızla arttı. İki partili meclis, uyum içinde çalışarak AB ile uyum yasaları meclisten mutabakatla geçirildi, 2005 yılında AB ile katılım müzakereleri başlatıldı. ABD ve çevre ülkelerle iyi ilişkiler kuruldu.

Bu ortamda ülkeye dış kaynak girişi de artışa geçti. AK Parti’nin birinci döneminde 22 milyar dolarlık satış ve özelleştirme de yapıldı. Bu dönemde ekonomide ortalama yüzde 7 büyüme gerçekleştirildi. Ak Parti döneminde en başarılı gelişme; karayolu, havayolu altyapılarının geliştirilmesi ve ulaşımın kolaylaştırılması alanlarında oldu. Körfez ülkeleri ve Suudi Arabistan ilişkilerine de büyük bir yer vermek istiyorum.

Bu ülkeler arasında ticaret ,turizm ,inşaat ve enerjiden savunma sanayi ile yeni teknolojilere kadar ulaşan geniş bir işbirliği hedefleniyor.. Benim bizzat görüşme fırsatı bulduğum aralarında Suudi Arabistan prenslerinin de olduğu mega projelerin sahibi firma sahipleri,

Türk müteahhit firmalarını ülkelerine davet edip karşılıklı iş birliği imkanları değerlendirmek ve inşaat işlerini vermek istiyorlar. İki ülke arasında mega projelerin gerçekleşmesinin yanı sıra ,altyapı ve üstyapı konularında iş birliği sağlanması, Türk müteahhitlerin Suudi Arabistan inşaat projelerini yaptırmak istemektedirler. Türkiye ile Suudi Arabistan arasındaki ticaret, iki ülke arasındaki kriz sırasında durmadı, düşük seviyelere inmiş olabilir ama sürekli devam etti.

Giyim, kumaş, halı, yapı taşı ve mermer gibi bu malzemeler piyasada giderek artan talep görmektedir. Suudi Arabistan’ın Sanafir ve Tiran adaları ile artacak olan Kızıldeniz’de nüfuzu var ve  2030 ile önemi artıyor ve Suudi Arabistan, Vizyon 2030’a yaptığı yatırımın güvenliğini artırmak istiyor.. Şimdi sıra Suriye’yi inşa etmek.

İslam Ülkelerinin İşbirliği İçin Aracı Diller ve Kültürlere İhtiyacı Yok

İslam Ülkelerinin İşbirliği İçin Aracı Diller ve Kültürlere İhtiyacı Yok. İslam dünyası; tarihi zenginliği, doğal güzellikleri, müthiş ekonomik potansiyeliyle, gelişmesinin önündeki engelleri aşmak isteyen 57 ülkeye sahip büyük bir güç haline geldi bugün. Genç nüfusu, dinamik iş dünyası ile dünyanın gözünü çevirdiği bu ülkelerin büyük bir kısmının karşısına, bugüne kadar hep sömürgeciler çıkmış.

Bu süreçte çok büyük yaralar almış, dolayısıyla bir türlü istediği refaha kavuşamayan ülkeler var. Bu noktada şüphesiz ihtiyaç duydukları şey, samimi bir dost eli, insanca yaklaşan kardeş bir ülke, güven veren, kendisini sömürmeyecek bir iş dünyası…

Coğrafi konumu ve stratejik önemiyle dünyanın dikkatle takip ettiği Türkiye; hem doğulu hem batılı, hem Avrupalı hem Asyalı, gittiği yerlere katkıda bulunan anlayışıyla, dünyada ender ülkelerin başında geliyor.

Bu yönüyle Türkiye; Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın da yıllardır başlattığı bir süreci, bugün daha da ileriye taşıyarak, “kazan-kazan” ilkesiyle birlikte geleceğe umutla koşuyor.

Şüphesiz, İslam ülkelerinin bu büyük hedefe ulaşmak için yatırım, üretim, ihracat, yeni pazarları keşfetmek, yeni fırsatları ve imkânları değerlendirmek gerekiyor. Özetle, büyük firmalarımızın “dünya markası” olma yolunda koşması gerekiyor. Bunu yaparken de İslam ülkelerinin birbiriyle yapacakları her türlü dirsek teması, ticaret alanında daha hızlı mesafe alınmasını sağlayacak.

İşte burada Türkiye’nin rolü çok önemli. Türkiye artık güçlü bir ülke olarak umut veriyor. Bölgemizde de İslam dünyasında da önemli bir aktör. Sadece siyaset alanında değil hem bilim hem ekonomi alanında son 15 yılda önemli açılımları var. Türkiye lokomotif bir ülke ve İslam dünyasındaki bütün ülkelerin Türkiye’den çok beklentileri var.

Yarınlara farklı bakmalıyız. Var olan zenginlikleri insanlar için iyi kullanmak gerekiyor. Refah seviyesinin artırılması önemli. İslam’a göre ekonomi ve bilim yan yana gitmeli. Yani bilimsiz bir ekonomi mümkün değil.

İslam dünyası olarak tüketici konumundan, üretici bir konuma geçmeliyiz. İthal etmek yerine herkesin kendisini değiştirmesi, üretmesi gerekiyor. Bunun tek yolu bilimsel alandan geçiyor. Eğitim müfredatımızı değiştirmemiz, üretici gençler yetiştirmemiz gerekiyor. En önemlisi de projeler üretmemiz gerekiyor. Batıya bağımlı olmamak gerekiyor.

İslam coğrafyası kendi dillerini kullanmalı. Orta Asya Türk Cumhuriyetleri arasında ortak dil kullanımı için büyük bir adım atıldı. Artık İslam dünyasının dillerini de bilmemiz, öğrenmemiz gerekiyor.

Afrika’dan Türkiye’ye kardeşimiz geliyor ama ortak dil İngilizce… İngilizce, sadece bir yabancı dil olarak kalmalı. İslam ülkeleri birbirlerinin dillerini öğrenmeli. Türkçe, Arapça İslam dünyasındaki ülkelerin dilleri neyse onu öğrenelim. Birbirimizin kültürlerini bilelim. Aracı diller, kültürler olmasın. İslam coğrafyasındaki ülkeler olarak bizim kendi dilimize, kültürlerimize dönmemiz gerekiyor.

Güzelliğin Değişen Kodları

Güzelliğin Değişen Kodları. Yeni Statü Sembolü: Canlı, Işıltılı Ciltler ve Renkler. Güzellik algısının yeni sembolü haline gelen makyaj rutini kadınların yeni favorisi haline geldi. Kozmetik alanının her geçen gün yükselişi makyaj trendini de peşinden emin adımlarla yükseltiyor. Bundan beş yıl öncesinin statü simgesi olan ‘Selfie Makyajı’ yerine artık yeni güzellik simgemiz; yıldız gibi parıldayan canlı, pürüzsüz cilt görünümlü makyajlar.

Kaliteli yaşam akımı, moda haftalarında kullanılan makyajsız görünümler, feminist akımlar ile birlikte makyajın bir gereklilik olmadığı, kadınların kendini ifade etme biçimi olduğunu göstermektedir. Bu noktada devreye giren makyaj ürünleri kadının kendinin daha iyisi mottosuyla canlı renklerle varlık göstermeye devam ediyor.

Gelin makyaj trendlerini hep birlikte inceleyelim:

En güncel trendlerden biri olan, minimalliğin tersi bir tavra sahip olan mob wife ile smokey göz makyajı, kalem ile çerçevelenmiş ve belirginleştirilmiş kahve dudaklar ona eşlik eden yoğunlaştırılmış bronzer bu makyaj akımının temelini oluşturmaktadır.

Hailey Bieber ile özdeşleşmiş, kendisinin imzasını taşıdığı ve onun adlandırdığı bu makyaj akımında baskın olan tonlar pembedir.

Yoğun ve canlı görünümü sağlayacak allık kullanımı, gözlerde ve dudaklarda parlaklığı sağlayacak parlatıcılar yer almaktadır. Soft bir görünüm veren bu makyaj trendinin güçlü konumunu ve popülerliğini koruyacağı kesin.

  • LATINA MAKEUP

Latina makeup, kaş ve göz makyajının yoğun olarak uygulandığı ve bronzer’lar yardımıyla yüz hatlarının belirginleştirildiği bir makyaj stili. Yoğun kirpik görünümü, belirgin kaş çizgileri, bolca ışık oyunu ve kontür detayı, Latin makyajının vazgeçilmezleri arasında bulunuyor.

Günümüzde çok yaygın ve popüler olan bu trend ister renkli makyajdan hoşlanan ister klasik makyaj severler için ideal bir alternatif. Dudaklarını daha nötr tonda tercih ederek günlük kombinlerle veyahut kirpiklerinizdeki dolgunluğu artırıp cesur bir dudak rengi ile gece stiline dönebilirsiniz.

Latina Makeup herkesin stiline hitap edebilecek modası geçmeyecek makyaj türü…

Son yıllarda popülerlik kazanan ve kısa zamanda trend olan bu akım, aşırı makyajdan kaçınmaya, cildin doğal güzelliğini ön plana çıkarmaya ve güzellik ürünlerinin seçiminde doğal içeriklere öncelik vermeye dayanıyor. Genelinde doğal ve hafif makyaj ile fresh bir görünüm elde edilmektedir.

Yoğun fondötenler yerine, hafif yapılı ve cildi sıkıca kapatmayan ürünler tercih ediliyor. Bu şekilde, cilt nefes alabilir ve doğal bir ışıltıya sahip olabilir. Clean Girl akımının dikkat çeken bir diğer yönü de güzellik ürünlerinin içeriklerine ve markaların sürdürülebilirlik politikalarına verilen önemdir.

Doğal ve organik içeriklere sahip ürünler tercih edilirken, hayvanlar üzerinde test yapmayan ve çevre dostu ürünlerin tercih edilmesi bu trendin önemli özelliklerinden ve tercih edilebilirliğini yükselten bir olgu. Bu şekilde hem cilt sağlığı hem de çevresel sürdürülebilirlik sağlanmaktadır.

Herkes için güzellik mottosuyla yola çıkan bu akımlar, birçok kadının hayatında ve olmaya da devam edecekler. Kadının birlikte kendini iyi hissettiği bu akımlar kadınlara kişisel bir güzellik deneyimi sunuyor.

Her kadın güzeldir mottosuyla kendine bakmaya, kendini sevmeye ve güzelleştirmeye adamış tüm kadınlar için makyajın trendlerini ve püf noktalarını sunmaya çalıştım, herkese keyifli okumalar.

Yalnızca Kadın Olmak

Vedat Türkali “Düşündüğünü söylemekten korkmaya başlarsa bir kişi, düşünmekten de korkmaya başlar.” demiş. Bizler yaşam boyunca bir şeylerin cevabını ararız ve irdeleriz. Hayatımın her evresinde kadın olgusunu irdelemiş ve toplum içerisindeki varlığını sorgulamışımdır.

Kadınlık, bulunduğumuz toplum nezdinde esasen ev üzerinden tanımlanan bir olgudur. Kadınların görünmeyen emeği bu ev eksenli tanımlanma halidir. Meta üretimi, harcanan emeği görünmez hale getirmektedir. “Özel Olan Politiktir” sözü kadınların ev içerisinde karşılıksız gösterdikleri emeklerin doğal değil toplumsal ve politik olduğuna işaret etmektedir.

Her daim, her şeyi çözebilen kabiliyete sahip olarak yaşamak zordur. Bu durumu hemen hemen her kadın hissediyordur. Hayat, her yönüyle işlerini çözen bir ruha sahip olan savaşçı kadınlar yaratıyor. Baktığımızda “yuvayı dişi kuş yapar” mantalitesinden daha da ileri bir boyuta geldi kadın imgesi. Artık toparlayan, düzenleyen, iyileştiren, güzel görünen, iyi seçimler yapan, yaşamın her alanında aktif yer alan kadınların dönemindeyiz.

Aslında her birimiz birbirimizi ve kendimizi motive etmeye çalışan gerilla ruhlara sahibiz. Hedeflerimizi belirliyor, bunun yanı sıra sorumluluklarımızı ihmal etmeden gün içerisinde bin bir iş çözerek amansız bir emek sarf ediyoruz. Anlatması gereken kadın, hata yapmaması gereken kadın, hatta kadınlar arasında bile konuşulan yine kadın. Bitmeyen kadınlığımızı kalıplara sokmaya çalışıyoruz.

Demet Evgar; günümüz kadın sorunsalını 50. Altın Kelebek Ödülleri Töreninde ‘En İyi Kadın Oyuncu’ ödülünü alırken şöyle ifade ediyor:

Kadın meselesi; çok derin, eski ne kadar coşkulu da olsa, yaralı da bir mesele. Her geçen gün gündem değişse de bazı gerçekler değişemiyor. 20 yıldır bu işi yapan bir kadın olarak şunu söyleyebilirim; kadın olmaktan çok mutluyum ama samimi söylüyorum Demet Evgar değil de Mehmet Evgar olsaydım benim için işler biraz daha kolay oluyor olacaktı. Kadın meselesini ne zaman yarılamış oluruz erkeğin de birinci meselesi olduğunda ve kadının eşit hak ve özgürlüklere sahip olamaması bir insan hakları ihlali olarak görüldüğünde…

Kadın olgusunun önemini anımsamamız gereken şu günlerde tüm güzellik algılarını yıktığımız, ev içi rollerimizden arındığımız, sahip olduğumuz güçlü irade, kabiliyet ve bizi biz yapan değerlerimizle cinsiyetleştirilmeden var olabildiğimiz bir toplum içerisinde yaşamayı diliyorum. Kadın demek emek demek, kadın demek ilerlemek demektir. Kadınların emeğiyle şekillenen yarınlara birlikte yürümek dileğiyle…

 

Trump, Grönland’ı Satın Alma ve Kanada’yı İlhak Etme Konusunda Ciddi mi?

Trump’ın  Grönland ve Kanada Sevdası

Son dönemde uluslararası tartışmalara damga vuran iki isim dikkatleri üzerine çekti: ABD Başkanı Donald Trump ve milyarder girişimci Elon Musk. Trump, Grönland’ı satın alma ve Kanada’yı ABD’ye dahil etme yönündeki tartışmalı açıklamalarıyla gündeme gelirken, Musk’ın Avrupa siyaseti üzerine yaptığı yorumlar niyetleri ve olası sonuçları hakkında spekülasyonlara yol açtı.

Donald Trump’ın Grönland’ı satın alma fikri ilk olarak 2019’da gündeme geldiğinde, bu düşüncesini stratejik bir varlık olarak tanımlamıştı. Teklif, o dönemde olduğu gibi bugün de ihtiyatla karşılanıyor. Yakın zamanda Trump, Grönland’a olan ilgisini yeniden dile getirirken Kanada’nın ABD’ye katılma ihtimaline ilişkin açıklamalar yaparak tartışmaları yeniden alevlendirdi.

Grönland’ın cazibesi, nadir toprak elementleri, petrol ve doğal gaz gibi zengin doğal kaynaklarından ve Arktik’teki stratejik konumundan kaynaklanıyor. İklim değişikliği nedeniyle buzların erimesi, yeni ticaret yolları ve kaynak fırsatlar ortya çıkarıyor ve bölgenin jeopolitik önemini artırıyor. Trump’ın Grönland’a yönelik açıklamaları bu bağlamda anlam kazansa da Kanada’yla ilgili retoriği, modern jeopolitik çerçevede nadiren dile getirilen ilhak ve toprak genişletme temalarını barındırıyor.

  • Danimarka ve Kanada’dan Gelen Tepkiler

Grönland’ın yönetiminden sorumlu olan Danimarka Krallığı, satış fikrini kesin bir dille reddetti. Danimarkalı yetkililer, Trump’ın teklifini “saçma” olarak nitelendirirken, Kraliçe II. Margrethe, Grönland’ı daha belirgin hale getiren bir kraliyet armasıyla mizahi bir yanıt verdi.

Kanada ise Trump’ın açıklamalarını büyük ölçüde abartılı buluyor. Kanadalılar için bu tür öneriler, güneydeki komşularından bağımsızlık ve kültürel farklılıklarına dayanan ulusal kimliklerine meydan okuyor. Kanada’da kamuoyu tepkisi büyük ölçüde olumsuz oldu ve bu durum, Amerikan Birleşik Devletleri ile birleşme fikrine karşı güçlü bir ulusal gurur ve direnç olduğunu ortaya koyuyor.

  • Jeopolitik ve Hukuki Gerçekler

Toprak elde etmek amacıyla zor kullanma fikri, özellikle Birleşmiş Milletler Şartı’na aykırı olduğu için uluslararası hukuka ters düşüyor. Zorla yapılacak bir ilhak, ABD’yi diplomatik açıdan izole edecek ve ciddi ekonomik ve politik sonuçlar, hatta diğer ülkelerden yaptırımlar doğuracaktır. Grönland’ın müzakere yoluyla bile satın alınması, Danimarka ve Grönland halkının onayını gerektiren yasal, lojistik ve politik engellerle doludur.

  • Arktik’teki Stratejik Çıkarlar

Trump’ın tekliflerinin gerçekleşme olasılığı düşük olsa da bu teklifler, Arktik’in küresel jeopolitik önemi bağlamında gerçek stratejik çıkarları yansıtıyor. Rusya, Çin ve ABD, bölgedeki etkilerini artırmak için rekabet ediyor ve Grönland’ın konumu, bu stratejik denklemde önemli bir parça. Grönland’a yönelik yenilenen ilgi, Trump’ın kişisel emellerinden bağımsız olarak ABD dış politikasının uzun vadeli gündeminde yer alabilir.

Bir Milyarderin Küresel Diplomasiye Girişi

Elon Musk’ın etkisi, Tesla ve SpaceX’in CEO’su ya da X’in (eski adıyla Twitter) sahibi olmanın ötesine geçiyor. Platformu aracılığıyla Musk, siyasi ve sosyal konulara dair cesur yorumlarıyla tartışmalara yol açıyor. Avrupa siyaseti üzerine yaptığı son açıklamalar, özellikle ABD’nin Birleşik Krallık’ı “özgürleştirmesi” gerekip gerekmediği konusunda düzenlediği bir anket ve bunun Avrupa’daki protestocu hareketlerle ilişkilendirilmesi, ciddi tepkilere neden oldu.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Musk’ı açıkça eleştirerek onu Avrupa’daki popülist ve tepkici siyaseti desteklemekle suçladı. Musk’ın yorumları, bazı Avrupa ülkelerindeki aşırı sağ grupları cesaretlendirdi ve onun etkisinin yerel siyasi dengeler üzerindeki etkisi konusunda endişelere yol açtı.

  • Musk’ın Felsefesi ve Motivasyonları

Musk’ın açıklamaları, büyük ölçüde özgür konuşma ve devlet müdahalesinin en aza indirilmesi önceliklerini savunan libertaryen felsefesine dayanıyor. Bu bakış açısı, özellikle Avrupa’nın sosyal medya platformlarına yönelik daha müdahaleci düzenleyici yaklaşımıyla çelişiyor. Fransa ve Almanya gibi ülkeler, nefret söylemi ve yanlış bilgiyi engellemek için katı yasalar uygularken Musk, bu politikaları ifade özgürlüğüne aykırı olarak eleştiriyor.

İdeolojinin ötesinde, Musk’ın ticari çıkarları da bu açıklamalarda rol oynuyor olabilir. Örneğin Tesla, Avrupa pazarlarından önemli bir gelir sağlıyor ve Musk’ın yorumları, kurulu düzen karşıtı görüşleri savunan grupların desteğini kazanma girişimi olarak görülebilir.

  • Avrupa Demokrasileri İçin Sonuçlar

Musk’ın eylemleri, demokrasilerin teknoloji ve yönetişim arasındaki kesişimi nasıl yönettiği konusundaki zayıflıkları gözler önüne seriyor. Musk’ın X üzerinden tartışmalı fikirleri yayma gücü, teknoloji devlerinin siyasi söylemi şekillendirmedeki sorumluluğu hakkında soruları gündeme getiriyor. Avrupa liderleri, Musk’ın açıklamalarının demokratik kurumları baltalama potansiyeline karşı temkinli davranıyor.

  • Demokrasi, Egemenlik ve Teknoloji

Trump ve Musk’ın eylemleri, küresel bir dünyada ulusal egemenliğin erozyonuna dair daha geniş endişeleri yansıtıyor. Trump’ın teklifleri, ulusların toprak bütünlüğünü tehdit ederken, Musk’ın açıklamaları teknoloji devlerinin sınırlar ötesinde siyaset üzerinde etkili olabileceğini gösteriyor.

  • Bireysel Gücün Yükselişi

Trump ve Musk gibi figürlerin uluslararası meselelerdeki önemi, bireysel etkilerin artan rolünü vurguluyor. Bu eğilim, bireysel aktörlerin küresel sonuçları şekillendirmedeki sorumluluğu ve hesap verebilirliği hakkında önemli soruları gündeme getiriyor.

  • Teknoloji İki Ucu Keskin Bir Kılıç

X gibi platformlar bilgiye erişimi demokratikleştirirken, aynı zamanda yanlış bilgi ve manipülasyon potansiyelini de artırıyor. Bu zorluklar, teknoloji ve uluslararası ilişkilerin şekillendirilmesinde sağlam yönetişim çerçevelerine duyulan ihtiyacı ortaya koyuyor.