Rusya’dan Ukrayna müzakereleri için yeşil ışık

Moskova, ABD’nin arabuluculuğuyla sağlanan üç günlük ateşkesin ardından Ukrayna’daki savaşın sona erdirilmesine yönelik müzakerelerin de yakında yeniden başlamasını bekliyor.

Müzakerelerden sorumlu Kremlin temsilcisi Yuri Uşakov, Rus devlet televizyonuna yaptığı açıklamada, ABD adına müzakere eden Özel Temsilci Steve Witkoff ve ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner’ın “yakın bir zamanda” görüşmeler için tekrar Moskova’ya geleceğini dile getirirken, bununla ilgili somut bir tarih vermedi.

Uşakov, Moskova ile Kiev arasında Pazartesi günü sona erecek üç günlük ateşkesin ABD tarafıyla 48 saat süren ve “kolay olmayan” telefon görüşmelerinin ardından sağlandığını hatırlattı. Witkoff ve Kushner, daha önce de savaşan taraflar arasında birçok kez müzakerelere aracılık etmiş, ancak bu müzakerelerde bir ilerleme kaydedilememişti.

75323966 403
Rusya’nın müzakerelerden sorumlu temsilcisi Yuri Uşakov, Ukrayna’nın “er ya da geç Donbas’tan çekilmeyi kabul edeceğini” öne sürdüFotoğraf: Alexander Zemlianichenko/REUTERS

ABD’li arabulucuların şu an Ortadoğu’daki savaşla meşgul olduğunu ifade eden Uşakov, bir kez daha Rusya’nın, Ukrayna Silahlı Kuvvetleri’nin Donbas’tan çekilmesi halinde savaşı sona erdirmeye hazır olduğunu vurgulayarak “Ukrayna’da bunu yapmaları gerektiğini biliyorlar ve er ya da geç zaten yapacaklar” dedi.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, Moskova’nın bu şartını bugüne dek kategorik olarak reddetti. Donetsk bölgesinde yer alan ve Kiev açısından stratejik öneme sahip Kramatorsk ve Slovyansk şehirlerine Rus birlikleri uzun süredir giremiyor. Zelenskiy de, Kremlin’in bu şehirlerin Rusya’ya teslim edilmesi talebine karşı çıkıyor.

Ateşkes ihlalleriyle ilgili raporlar

Trump’ın Cuma günü duyurduğu üç günlük ateşkesin ardından savaşan taraflar Pazar günü de birçok ihlal olduğunu bildirdi. Ancak gözlemciler, genel durumun ateşkes öncesine oranla belirgin şekilde daha sakin olduğunu vurguluyor. Özellikle normalde görülen, iç bölgelerdeki enerji tesislerine yönelik saldırılar iki gündür gerçekleşmedi.

76838909 403
Ukrayna Savaşı’nda İHA’lar çok önemli rol oynuyorFotoğraf: Ashley Chan/ZUMA/IMAGO

Rusya Savunma Bakanlığı Pazar günü, şu ana kadar ateşkesin 16 binden fazla kez ihlal edildiğini iddia etti. Bunlar arasında tek tek atılan ateşler de sayılıyor. Ayrıca 57 Ukrayna insansız hava aracının düşürüldüğü de ifade edildi. Ukrayna Genelkurmay Başkanlığı ise Rus tarafından 150’den fazla saldırı yapıldığını açıkladı. Kiev hava kuvvetleri, düşürülen 27 Rus insansız hava aracı saldırısı tespit ettiklerini bildirdi.

Ukrayna’nın doğusundaki Harkov’da yetkililere göre bir insansız hava aracı bir konut bloğuna isabet etti. Aralarında iki çocuğun da bulunduğu beş kişinin bu saldırıda yaralandığı belirtildi.

 

dpa / ET,SÖ

 

Yabancı yatırımcıya kapı açan düzenleme TBMM’de

AKP, varlık barışı ve ihracatçılar için kurumlar vergisi gibi yeni mali düzenlemeleri içeren kanun teklifini bugün TBMM’ye sundu. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in ve ekonomi yönetiminin bir süredir üstünde çalıştığı 15 maddelik teklifin detayları da AKP TBMM Grup Başkanı Abdullah Güler tarafından açıklandı.

TBMM’ye sunulan teklifteki düzenlemeler, ihracat odaklı bir şekilde Türkiye’ye daha çok yatırım çekmeyi, Türk vatandaşlarının yurtdışındaki varlıklarını tekrar ülkeye kazandırmayı ve Türkiye’yi küresel şirketler için bölgesel bir merkez haline getirmeyi hedefliyor.

Yabancı yatırımcıların ülkeye çekilmesi

Düzenleme ile rekabet gücünün artırılması ve imalat sanayine yönelik doğrudan yabancı yatırımların (FDI-Foreign Direct Investment) teşvik edilmesi için imalatçı ihracatçılar için kurumlar vergisi yüzde 9’a indiriliyor.

Ayrıca diğer ihracatçılar için de kurumlar vergisi yüzde 14’e düşürülüyor.

Teklifle Türkiye’ye yerleşmeyi tercih edenler için de yeni düzenlemeler getiriliyor. Buna göre Türkiye’ye yerleşmek isteyenler için yurt dışından elde ettikleri gelirlerden 20 yıl boyunca vergi alınmaması öngörülüyor. Son üç yılda mükellefiyeti bulunmayan bu kişilerden veraset yolu ile mal intikallerinden ise vergi oranını yüzde 1 olarak uygulanacak.

Güler’in açıkladığı yeni düzenlemeye göre ayrıca İstanbul Finans Merkezi katılımcılarının transit ticaret faaliyetlerinden elde ettikleri kazanç indirimi yüzde 100’e çıkartılarak tam muafiyet sağlanıyor.

Yeni nesil şirketlerin kuruluş maliyetleri de minimum düzeye düşürülüyor.

Varlık Barışı yeniden getiriliyor

Düzenlemenin önemli maddelerinden biri de çok tartışılan varlık barışı uygulaması.

Bu kapsamda yurt dışında bulunan para, altın, döviz ve menkul kıymetler 31 Temmuz 2027’ye kadar ekonomiye kazandırılmaya çalışılacak.

70299058 403
Varlık barışına yurt dışındaki altınların Türkiye’ye getirilmesi de dahilFotoğraf: Tolga Bozoglu/dpa/picture alliance

Sadece yurt dışı değil, yurt içinde olan ancak kayıtlı olmayan varlıkların da banka ve aracı kurumlara bildirilerek sistemde yer alması sağlanacak.

Normalde yüzde 5 olarak uygulanan vergi oranı, varlıkların devlet iç borçlanma senetleri (DİBS) veya kiragri listeistanbul  sertifikalarında tutulma taahhüdüne göre sıfıra kadar inecek. Düzenlemenin bu konuyla ilgili önemli hususu ise bu varlıklar için hiçbir suretle vergi incelemesi yapılmayacağının kanuni teminat altına alınması olacak.

Muhalefet özellikle varlık barışında getirilen miktarların nereden bulunduğu ve yeniden gri listeye girilebileceği yönünde eleştirilerde bulunuyordu. Maliye ve Hazine Bakanı Mehmet Şimşek de varlık barışı hakkında “Yurt dışında bulunan Türk sermayesini yeniden ülkeye kazandırarak finansal piyasaları daha derin ve güçlü hale getirmeye çalışıyoruz” demişti.

AKP Meclis Grup Başkanı Güler, düzenlemeyi tanıttığı basın toplantısında soru üzerine bu varlık barışı ile gelecek miktar konusunda bir etki analizi yapılmadığını ancak öncekilerden daha yüksek bir miktar beklediklerini kaydetti.

İstanbul Finans Merkezi’ne teşvikler

Düzenleme ile İstanbul Finans Merkezi’ne yönelik teşvikler de genişletiliyor.

Merkezde çalışan ve yurt dışı tecrübesi bulunan personele sağlanan gelir vergisi istisnası tüm katılımcı kurum çalışanlarını kapsayacak şekilde yaygınlaştırılıyor. Ayrıca finansal hizmet ihracatı kazançlarına uygulanan yüzde 100 kurumlar vergisi indiriminin süresi 2031’den 2047’ye uzatılıyor, finansal faaliyet harçlarına yönelik muafiyet süresi ise 5 yıldan 20 yıla çıkarılıyor.

Teklifle aynı zamanda tekno girişim şirketleri için de kolaylıklar sağlanıyor.Bu şirketlerin çalışanlarına verilen pay senetlerindeki vergi istisnası genişletiliyor. İstisna sınırı yıllık brüt ücretin bir katından iki katına çıkarılırken söz konusu payların tam istisna ile elden çıkarılması için gereken süre 12 yıldan 6 yıla indiriliyor.

Türkiye’yi “en üst lige” taşıma hedefi

Teklifin TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu çalışmalarına yarın başlanması bekleniyor. Komisyondan teklifin geçmesinin ardından genel kurul aşamasına gelmesi bekleniyor. İktidarın planı bu ay içinde teklifin yasallaşması yönünde.

76618125 403
Maliye ve Hazine Bakanı Mehmet Şimşek Fotoğraf: Murad Sezer/REUTERS

Bakan Şimşek, Nisan ayı sonunda imalatçı ihracatçılar için kurumlar vergisinin düşürülmesini de içeren yeni ekonomi paketindeki önceliğin doğrudan yatırım çekmek ve Türkiye’yi küresel ölçekte cazibe açısından “en üst lige” taşımak olduğunu kaydetmişti. “Bu sıradan bir teşvik paketi değil” diyen Şimşek, teklifi “kapsamlı bir ekonomik konumlanma stratejisi ve bir vergi mimarisi” olarak nitelendirmişti.

Amedspor Süper Lig’de: Çözüm sürecine nasıl yansır?

1972 yılında kurulan Amedspor, resmi adıyla da Amed Sportif Faaliyetler Kulübü, tarihinde ilk kez Süper Lig’e yükseldi. Diyarbakır’dan bir takımın 16 yıl sonra ilk kez Süper Lig’e yükselmesi bölge halkında büyük sevinç yarattı, sokaklar kutlama yapanlarla dolup taştı.

“Üç büyükler” olarak anılan köklü spor kulüplerinden de Amedspor’a tebrik mesajları geldi.

Bu başarının yankısı tribünlerle de sınırlı kalmadı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ekibi “yürekten tebrik ettiğini” ifade etti, MHP lideri Devlet Bahçeli de tebrik mesajında birlik, dayanışma ve “kardeşlik hukuku” vurgusu yaptı.

Peki, yıllardır tartışmaların odağında yer alan Amedspor’un bu başarısı, ülkedeki siyasi ve toplumsal dengeleri nasıl etkiler? Belirsizliklerle dolu bir dönemeçte olan çözüm sürecine katkısı olur mu?

Demirtaş’ın rüyası gerçek mi oluyor?

DW Türkçe’ye konuşan gazeteci Murat Sabuncu var olan risklere ve kutuplaştırma çabalarına rağmen Amedspor’un Süper Lig yolculuğunun getireceklerinden umutlu. Ekim 2024’te Bahçeli’nin girişimi ve çağrısıyla başlayan yeni çözüm sürecine yöneltilen eleştirilerden birinin “toplumdan kopukluk” olduğuna dikkat çeken Sabuncu’ya göre Amedspor’un başarısı bu köprüyü kurmak için önemli bir fırsat olabilir.

Cezaevindeki eski HDP lideri Selahattin Demirtaş’ın T24’te sürece ilişkin kaleme aldığı yazıda “Amedspor ile Trabzonspor arasında oynanacak bir kardeşlik maçı” önerdiğini hatırlatan gazeteci, şimdi bu hayalin bir şekilde gerçek olacağına dikkat çekti.

74735250 403
Eski HDP lideri Selahattin Demirtaş, çözüm sürecinin toplumsallaşmasına yönelik önerileri arasında Trabzonspor’la Amedspor arasında bir kardeşlik maçını da sıralamıştıFotoğraf: Mehmet Masum Suer/ZUMA Wire/IMAGO

Sabuncu, “Amedspor ve taraftarları Türkiye’nin dört bir yanına gidecek. Ve memleketin dört bir yanından sporcular, sporseverler Diyarbakır’a gelecek” diyen Sabuncu, Güney Afrika’da ragbiyi çatışma alanı olmaktan çıkartarak bu spor dalına uzlaştırıcı bir rol atfeden Nelson Mandela örneğine işaret etti.

Amedspor’u hedef alan tribünleriyle ünlü takımların atkılarıyla basın toplantısı yapan milliyetçi parti liderlerine dikkat çeken Sabuncu, “Ama benim tahminim Türkiye’nin makul çoğunluğunun böyle bir ayrıma fırsat vermeyeceği ve Amedspor’un süper ligdeki varlığının barışa katkı sağlayacağı” şeklinde konuştu.

Amedspor Başkanı Nahit Eren: Ortak değerler oluşturulmalı

Diyarbakırlı akademisyen Vahap Coşkun da futbolun toplumsal barış ve birlikte yaşama kültürü açısından “hem potansiyeller hem de tehlikeler” barındırdığına dikkat çekiyor.

“Burada iki yönlü bir sorumluluktan bahsediyoruz” diyen Coşkun, Amedspor’un ülkedeki genel atmosfere olumlu katkı sunma yönündeki niyetini açıkça ifade ettiğini hatırlatarak diğer kulüplerin Amedspor’a nasıl muamele edeceklerinin de belirleyici oalcağına işaret etti.

Coşkun, “Yani Amedspor buraya gelen bütün kulüpleri misafir edecek, onları en iyi şekilde karşılamaya çalışacak. Gittiği yerlerde de eğer bu şekilde bir muamele görse bu iş kuşkusuz süreci rahatlatacak olan unsurlardan bir tanesi olur. O nedenle burada çok büyük bir potansiyel var” şeklinde konuştu.

Amedspor Başkanı Nahit Eren’e göre de genel olarak Türkiye’de toplumsal kutuplaşmayı ortadan kaldıracak ortak değerler ve semboller oluşturulması, ortak alanlar yaratılması gerekiyor.

DW Türkçe’ye takımının Süper Lig’e çıkmasını değerlendiren Eren, “Ben Amedspor’un böyle bir dönemde bu başarısıyla toplumda yeni pozitif bir etki yarattığına inanıyorum. Ve durduğu yer, temsil ettiği değerler ya da toplumun kendisine biçtiği anlam ve değer itibariyle Türkiye’de kabulü bence süreç açısından önemli bir gelişme diye niteleyebiliriz” dedi.

Amedspor ismiyle gelen kırılma

Nefret söylemleri, disiplin cezaları, tribünlerden gelen ırkçı göndermeler, zaman zaman taraftar desteği olmadan oynanan karşılaşmalar.

Amedspor, görece kısa sayılabilecek tarihinde birçok tartışmalı süreci ardı ardına yaşadı. Özellikle kulübün kamuoyundaki görünürlüğünün arttığı son on yılda, takımın karşı karşıya kaldığı yaptırımlar, tepkiler ve güvenlik gerekçeli uygulamalar daha sık gündeme geldi.

1985 yılına kadar “Melikahmet Turanspor” olarak top koşturan Amedspor’un ismi, sponsor firmanın desteğini çekmesiyle önce Melikahmetspor olarak değişti. 1990’da Diyarbakır Belediyesi bünyesine alınmasından sonra da defalarca isim değişikliği yaşayan kulüp, 2014 tarihli kongrede “Amedspor” ismini benimsedi.

65797132 403
Dicle Üniversitesi Öğretim Üyesi Vahap CoşkunFotoğraf: Privat

Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi Vahap Coşkun’a göre, bu isim değişikliği ve sonrasında ortaya çıkan tepkiler kulüp açısından önemli bir dönüm noktası oldu. “Amed isminin Kürtler’deki algısı Amedspor’a yönelik muazzam bir kitle ilgisi ve desteğini getirdi” diyen Coşkun o dönemde Bahçeli’den Erdoğan’a pek çok siyasinin de bu isme tepki gösterdiğini hatırlatıyor.

Takımın daha sonraki süreçte de yaptırımlar ve fiili yasakların yanı sıra sık sık ırkçılıkla karşı karşıya kaldığına dikkat çeken Coşkun’a göre, yaşanan bu zorlu süreç, bir yandan kulüp üzerindeki baskıyı artırırken diğer yandan da takıma desteği büyüten bir unsur oldu.

“Farklı siyasi partilerden, hayat tarzlarından, yaşam pratiklerinden gelenlerin Amedspor etrafında kenetlendiğini” belirten Coşkun, “Bugün baktığınızda her hafta kendi evinde oynadığı maçlarda 30 – 35 bin kişiyi tribünlere çekebilen ve diğer taraftan televizyon yayınları en fazla takip edilen takımlardan biri Amedspor” ifadelerini kullandı.

Amedspor nasıl Kürt kimliğinin sembolü haline geldi?

Kürt Çalışmaları Merkezi (KSC) Direktörü Reha Ruhavioğlu da Amedspor’un gelinen noktada “bütün Kürtlerin ortak takımı olmak” gibi bir potansiyel taşıdığına dikkat çekiyor. Amedspor’u Süper Lig’e taşıyan Iğdır FK karşılaşmasında Iğdırlıların dahi daha çok Amedspor’u desteklediği eleştirilerine dikkat çeken Ruhavioğlu, “Bunun haklılık payı var çünkü Iğdır’da Kürt toplumu, iddiası olmayan bir Iğdır yerine, Süper Lig’e çıkma ihtimali yüksek olan ve değerlerin ortak değerlerimizin de taşıyıcısı olan şeyi Amedspor’u desteklemeyi tercih ediyor” diye konuştu.

“Amedspor’un Süper Lig’e yükselmesi, Kürtlerin bazı sembol ve değerlerinin daha kamusal, ana akım alanında görülmesi gibi bazı sonuçları da beraberinde getirecek” diyen Ruhavioğlu sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu süreç bozulmadığı sürece, bunlara karşı devletten eskisi kadar sert tepkiler, sert blokajlar gelmeyecektir. Çünkü Süper Lig artık dünya arenasında olduğunuz, dünyanın gözünüzün üstünde olduğu bir yer. Burada ikinci ligteki, birinci ligteki gibi keyfi engellemeler söz konusu olmaz.”

77042215 403
Amedspor – Esenler Erokspor maçında tribünlerde açılan bir Amedspor pankartıFotoğraf: Yasin Akgul/AFP

Takımın uzun süre çeşitli siyasi ve toplumsal tartışmaların odağında yer almasının, bazı şirketlerin sponsorluk konusunda çekimser davranmasına yol açtığını da vurgulayan Ruhavioğlu’na göre, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve MHP Genel Başkanı Bahçeli’den gelen tebrik mesajları, kulübün kamuoyundaki meşruiyet algısını güçlendirerek bu alandaki çekinceleri kısmen azaltabilecek bir etki yaratabilir.

Hedef yalnızca Süper Lig’de tutunmak değil

Artık Süper Lig’de mücadele edecek olan Amedspor için öncelikli hedeflerden biri kurumsallaşma.

Diğer yandan taraftarlar, orta ve uzun vadede takımın yalnızca ligde kalmaya değil Avrupa kupaları dahil daha büyük hedeflerle sahaya çıkması gerektiği görüşünde.

“Taraftar için Amedspor, bir semt takımı, bir şirket yapısı ya da dar bir çevrenin kulübü değildir. Onlar için bu arma; bir kimliğin, bir duruşun ve bir hafızanın sembolüdür” diyen Amedspor Barikat Grubu Başkanı İbrahim Aygürt, Süper Lig sınavında sahadaki rekabet kadar, saha dışındaki yaklaşımların da belirleyici olacağına dikkat çekiyor.

“Duruşumuzdan felsefemizden taviz vermeyeceğiz” diyen Aygürt, “Var gücümüzle daha profesyonel daha akıllıca bir sistemle Süper Lig’de kalıcı olup en yüksek hedefler için mücadele etmeye devam edeceğiz” diye konuştu.

ABD’nin Almanya’da neden çok sayıda askeri üssü var?

Almanya Başbakanı Friedrich Merz ile ABD Başkanı Donald Trump arasında son günlerde tırmanan gerilim, ABD’nin Almanya’daki askeri varlığını yeniden gündeme taşıdı.

Başbakan Merz, geçen hafta Başkan Trump’ı “Amerikalıların İran savaşında belli bir stratejisi olmadığını” söyleyerek eleştirmiş ve Amerikalıları kastederek “Tüm bir ulus, Tahran tarafından aşağılanıyor” diye konuşmuştu.

Donald Trump da “Merz ne konuştuğunu hiç bilmiyor” diyerek öfkesini dile getirmişti.

Bu atışmanın ardından Trump Almanya’daki ABD’nin askeri varlığını azaltma tehdidinde bulundu. ABD’nin artık Savaş Bakanı olarak adlandırıldığı Savunma Bakanı Pete Hegseth de Almanya’dan 5 bin askerini çekeceklerini söyledi. Pentagon sözcüsü Sean Parnell ise “Çekilmenin önümüzdeki altı ila 12 ay içinde tamamlanmasını öngörüyoruz” diyerek planı somutlaştırdı.

ABD’nin Almanya’da halihazırda 35 ila 39 bin askeri bulunuyor. Ayrıca yaklaşık 13 bin ABD Hava Kuvvetleri mensubu da Almanya’da konuşlu.

Trump’ın Almanya ve Avrupa’ya yönelik asker çekme tehdidi ise aslında yeni değil. Trump, ilk başkanlık döneminde de bunu Almanya ile yaşadığı anlaşmazlıklar sırasında sık sık dile getirmişti. 

ABD’nin Almanya’daki askeri varlığı sadece Almanya, Avrupa veya NATO için büyük önem taşımıyor. ABD için de Almanya’daki bu mevcudiyet büyük bir öneme sahip.

Almanya’daki en önemli ABD üsleri hangileri?

ABD askerleri, Almanya’nın özellikle ülkenin güney ve güneybatısındaki yaklaşık 20 bölgeye dağılmış durumda. Küçük askeri merkez ve depolar da sayıldığında bu sayı 40’a yaklaşıyor.

Ramstein ve Spangdahlem

Rheinland-Pfalz eyaletindeki Ramstein Üssü ise ABD’nin kendi toprakları dışındaki en büyük hava üssü. Burası Ortadoğu, Afrika veya Doğu Avrupa’daki birliklere ekipman ve malzeme teminatı için lojistik bir merkez konumunda.

ABD Hava Kuvvetleri’nin Avrupa’daki ana karargâhı olan Ramstein, tüm Avrupalı NATO ortaklarının da hava sahasını gözetliyor. Ramstein’da ayrıca Ortadoğu’da kullanılan insansız hava araçları (İHA) için hayati önem taşıyan bir uydu röle istasyonu bulunuyor. Dünya’nın eğimi ABD’den doğrudan kontrolü engellemesi sebebiyle sinyaller ABD’den önce Ramstein’a, Ramstein uydu röle istasyonu aracılığıyla da Asya’daki İHA’lara iletiliyor.

76248141 403
Ramstein Hava Üssü Almanya için ekonomik açından da önem taşıyor Fotoğraf: Thomas Frey/dpa/picture alliance

Ramstein üssü Avrupa, Afrika veya Ortadoğu’dan yaralı askerlerin nakli ve hızla tedavilerinin başlaması bakımından da kilit konumunda. Bu bölgelerde yaralanan ABD askerleri önce Ramstein üssüne, buradan da hemen komşu kentte bulunan Landstuhl Bölgesel Tıp Merkezi’ne naklediliyor. Landstuhl’daki askeri tıp merkezi, ABD’nin yurt dışındaki en büyük askeri hastanesi. Bu iki tesis de askerler, sivil çalışanlar ve aileleri dahil 50 binden fazla ABD’liyi kapsayan Kaiserslautern Askeri Topluluğu’nun (KMC) bir parçası.

Landstuhl’un yaklaşık 120 kilometre kuzeybatısında, Almanya’daki ikinci büyük ABD hava üssü olan Spangdahlem bulunuyor. Spangdahlen, operasyonel bir muharebe üssü. Burada savaş ve kriz zamanlarında hızlı müdahale gücü olarak işlev görmesi planlanan ve yaklaşık 20 adet F-16 savaş uçağından oluşan bir “avcı filosu” konuşlu.

Filo, NATO’nun doğu kanadının güvenliğini sağlamaya hizmet ederken acil durumlarda karşı tarafın hava savunmasını etkisiz hale getirme konusunda uzman.

Stuttgart ve Wiesbaden

Ramstein ve Spangdahlem, ABD ordusunun “operasyonel yumrukları” sayılırken Stuttgart ve Wiesbaden’daki komutanlıklar da “stratejik beyni” olarak görülüyor.

Stuttgart kentinde hem ABD Avrupa Komutanlığı (EUCOM) hem de ABD Afrika Komutanlığı (AFRICOM) karargâhları bulunuyor. Avrupa ve Afrika’daki tüm ABD askeri faaliyetleri buradan yönetiliyor.

Wiesbaden’da da Avrupa ve Afrika’daki tüm ABD kara kuvvetlerinin karargâhları bulunmakta.

Burada ayrıca Ukrayna ordusu için Batılı ülkelerin temin ettiği silahların Kiev’e teslimatları ve Ukrayna askerlerine yönelik eğitim programları koordine ediliyor.

Grafenwöhr ve Hohenfels

Nürnberg’in doğusundaki bu iki Bavyera belediyesinde ise ABD ordusunun Avrupa’daki en önemli eğitim merkezi olan Müşterek Çok Uluslu Hazırlık Merkezi (JMRC) bulunuyor. Grafenwöhr, gerçek mühimmatla silah sistemleri eğitiminin yapıldığı, dünyanın en büyük ve en modern askeri eğitim alanlarından birine ev sahipliği yapıyor.

Hohenfels kentinde kurulu yapay köylerde de bazen sivillerin de fügüran olarak katılımıyla gerçekçi savaş senaryoları canlandırılıyor.

77016572 403
Hohenfels’daki askeri üste askerler tatbikat yaparken Fotoğraf: Christof Stache/AFP

Bu iki bölgede ülkeler arası işbirliğini geliştirmek amacıyla her yıl binlerce NATO askeri eğitim alıyor.

Büchel

Rheinland-Pfalz’daki Büchel Hava Üssü ise ABD ve Almanya tarafından resmi olarak teyit edilmiş olmasa da Almanya’da kalan tek nükleer silah sahası kabul ediliyor.

Almanya, diğer Avrupa ülkeleri gibi, NATO’nun “nükleer paylaşım” olarak nitelenen programına dahil. Bu da ABD’nin Avrupa’da nükleer silahlar depoladığı ve acil bir durumda bunların Avrupalı NATO ortaklarının askeri uçaklarınca hedefe taşınacağı anlamına geliyor.

Stockholm Barış Araştırmaları Enstitüsü (SIPRI) gibi kuruluşlar, ABD’nin burada 15 ila 20 taktiksel atom bombası bulundurduğunu tahmin ediyor. Büchel Hava Üssü, Alman ordusunun özel eğitimli bir hava kuvvetleri filosu ile burada depolanan silahların bakımı ve onarımı için bir ABD mühimmat destek filosuna ev sahipliği yapmakta.

Almanya’da neden bu kadar çok ABD üssü var?

Bunun kökeni İkinci Dünya Savaşı sonrasında oluşan düzene dayanıyor. Müttefiklerin Nazi Almanyası’na karşı kazandığı zaferin ardından ülkenin batısı üç işgal bölgesine ayrılmıştı: İngiliz, Fransız ve ABD bölgeleri. Sonuncusu esas olarak Almanya’nın güneyi ve güneybatısını kapsıyordu. Bu yüzden ABD birlikleri bugün hâlâ burada yoğunlaşmış durumda.

Soğuk Savaş’ın başlamasıyla birlikte Batı Almanya, yenilmiş bir ülke olmaktan çıkıp ABD’nin müttefiki bir ülkeye dönüşmüştü. Federal Almanya Cumhuriyeti, Varşova Paktı’nın iki üyesi Doğu Almanya ve Çekoslovakya ile doğrudan sınırı olan bir cephe konumundaydı.

Hem Batı Almanlar hem de Amerikalılar, Sovyetler Birliği’ne karşı caydırıcılık görevi görecek kalıcı bir ABD askeri varlığına büyük önem verdi. Hatta 1985’te bir ara burada 250 binden fazla ABD askerinin konuşlandırıldığı kaydediliyor.

Berlin Duvarı’nın 1989/90’da yıkılmasından ve Sovyet rejiminin çöküşünden sonra da Almanya, stratejik konumu nedeniyle ABD için avantajlı kalmaya devam etti. Buradaki mevcut üsler, Ortadoğu ve Afrika operasyonlarını desteklemek ve Rusya’ya karşı NATO’nun doğu kanadını korumak için kullanıldı.

Üslerin ekonomik önemi ne kadar büyük?

ABD üslerinin bulunduğu bölgelerin belediyeleri için ABD askeri üsleri önemli bir ekonomik faktör. Üslerin çoğu kırsal bölgelerde bulunuyor ve buralarda ABD ordusu bölgedeki en büyük yatırımcı ve işveren konumunda.

Toplamda 10 binden fazla Alman sivil doğrudan ABD ordusu için çalışıyor; dolaylı olarak ise 70 binden fazla Alman sivilin istihdamı bu üslere bağlı. ABD, bu üsler için her yıl milyarlarca euro yatırım yapıyor.

Sadece Kaiserslautern Askeri Topluluğu, bölge ekonomisine yılda ortalama 3,5 milyar euro katkı sağlıyor.

Dijital vergi krizi: ABD’den Türkiye’yi baypas hamlesi

Dünya Ticaret Örgütü’nde (DTÖ) Türkiye ve Brezilya’nın itirazı nedeniyle yaşanan dijital vergi krizinde ABD yeni bir hamleye hazırlanıyor. Türkiye ve Brezilya dijital ürünlerden de gümrük vergisi alınmasında ısrar ederken ABD’nin, bu iki ülkeyi baypas edecek alternatif bir karar açıklamaya hazırlandığı bildirildi.

Normalde dijital ürün ve hizmetler, fiziksel mallar gibi gümrük vergisine tabi değil. Yani; Netflix, Spotify, Windows, Adobe, App Store gibi yüksek işlem hacimlerine sahip ve bir çoğu ABD merkezli şirketlerin satışlarından ülkeler gümrük vergisi alamıyor.

Türkiye ve Brezilya, genelde kendi aleyhlerine işleyen bu sisteme itiraz ediyor.

Anlaşma 28 yıldır uzatılıyor

Konu Mart ayında, Kamerun’un başkenti Yaounde’de düzenlenen üst düzey DTÖ toplantısında ele alındı. Kamerun’a giden Türkiye heyetinde Ticaret Bakanı Ömer Bolat da yer almıştı.

O toplantıda dijital içeriklere ilişkin gümrük muafiyeti, iki ülkenin itirazı nedeniyle uzatılamadı.

1998’de kabul edilen ilgili anlaşma; film, müzik ve yazılım gibi dijital içeriklerin sınır ötesi satışında gümrük vergilerini yasaklıyor. 28 yıldır yenilenen anlaşmanın şimdi rafa kalkma ihtimali DTÖ’nün küresel ticaret kuralları belirleme rolü açısından bir gerileme olarak değerlendiriliyor.

Konu, özellikle ABD, Avrupa Birliği, Kanada ve Japonya gibi büyük dijital şirketlere sahip DTÖ üyeleri için öncelikli.

ABD alternatif metin hazırladı

Haber ajansı Reuters’a bilgi veren beş diplomata göre, yarın Cenevre’de yapılacak DTÖ toplantısı öncesinde ABD, Brezilya ve Türkiye arasındaki çıkmazın aşılması pek olası görünmüyor.

Reuters’ın gördüğü ve 1 Mayıs tarihli bir taslak metin, ABD ve bazı üyelerin alternatif bir plan önerdiğini gösteriyor. Buna göre, bu ülkeler dijital ürünlere kendi aralarında vergi uygulamamaya devam edecek.

Diplomatlara göre, DTÖ’yü devre dışı bırakan ve daha az sayıda ülkeyi kapsayacak yeni metin ABD tarafından önerildi.

Kıdemli bir diplomat, şu ana kadar Güney Kore, Japonya, Avustralya ve Yeni Zelanda gibi bazı ülkelerin ABD’nin planına destek verdiğini, DTÖ içinde bir ilerleme sağlanamazsa bu modelle ilerleneceğini söyledi.

İlerleyen günlerde daha fazla sayıda ülkenin bu anlaşmaya katılabileceği değerlendiriliyor.

ABD’nin DTÖ Büyükelçisi Joseph Barloon, “İki ülkenin (Türkiye ve Brezilya) karşı çıkması nedeniyle gümrüksüz işlemlerde uzatma sağlanamamasının, DTÖ’nün modern ticaret sorunlarına yanıt vermekteki yetersizliğini gösterdiğini” söyledi.

DTÖ üyeleri Kamerun’da en az 4 yıllık uzatma talep ediyordu.

DW,Reuters / MUK,BK

Devlet Bahçeli’nin açıklamaları MHP’de nasıl yankılandı?

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin dün meclis grup toplantısında hem CHP’ye mutlak butlan ihtimali hem de çözüm süreciyle ilgili yaptığı açıklamalar siyasette büyük yankı uyandırdı. PKK lideri Abdullah Öcalan’a “Barış Süreci ve Siyasallaşma Koordinatörlüğü” verilmesini öneren Bahçeli, “mutlak butlan” davasını anmadan da CHP’nin “zedelenmemesi gerektiğini” söyledi.

CHP lideri Özgür Özel de Bahçeli’nin açıklamasına kayısız kalmadı. Özel bugün yaptığı açıklamada Bahçeli’nin sözlerini “kıymetli ve önemli” bulduğunu söyleyerek “Bir siyasi parti, diğer siyasi partiye yargı yoluyla usulsuzlüğe karşı çıkarak sadece centimenlik göstermez. Kendisinin de vücut bulduğu zemini de savunuyor olarak. Biz bir yıl tek başına CHP’yi değil, demokrasiyi savunuyoruz” dedi.

Ankara’da şimdi Bahçeli’nin açıklamalarının ne anlama geldiği ve etkilerinin neler olacağı tartışılıyor. Peki MHP’de bu iki konuda ne düşünülüyor? Bahçeli’nin açıklamaları kendi partisinde nasıl yankı uyandırdı?

MHP “mutlak butlan” hakkında ne düşünüyor?

DW Türkçe’nin MHP kulislerinden edindiği bilgiye göre partide mutlak butlan sürecinin fazla uzadığı ve gündemi gereksiz meşgul ettiği düşünülüyor. MHP’lilere göre “mutlak butlan” davasında toplanması gereken deliller toplandı ve artık bu konuda bir karar çıkması gerekiyor ki toplumda “siyasetin yargıyı programladığı” algısı oluşmasın.

DW Türkçe’nin konuştuğu MHP’li yetkililer, “Bahçeli’nin mutlak butlan ile ilgili verdiği mesajlarda Türkiye’nin temel değerleri ve milli meselelerinin gündelik siyasi konular ve gelişmelerle karıştırılmaması gerektiğine dikkat çektiğini” söyledi.

Bahçeli’nin sözlerini “bazen bir tuğlayı çekmeye çalışırken temele de zarar verebilirsiniz” uyarısı olarak yorumlayan bir MHP’li yetkiliye göre liderleri bu sözüyle konuya dair hassasiyetini aktardı.

Bahçeli, dünkü grup konuşmasının ardından CHP’ye “mutlak butlan” ihtimali ile ilgili düşüncesinin sorulması üzerine şunları söylemişti:

“CHP, Cumhuriyet’in kurulduğu günden bu yana var olan en önemli siyasi bir kurumdur. Bu kurumun içinin karıştırılması, parçalanması, hukuki yönden zedelenmesi veya farklı amaçlarla kullanılmasına müsaade edilmemesini temenni ederiz.”

74486317 403
CHP Genel Başkanı Özgür ÖzelFotoğraf: Efekan Akyuz/REUTERS

MHP güçlü muhalefeti neden istiyor?

MHP lideri aynı zamanda CHP’nin “ayrımdan, sert eleştirilerden, beraber olduğu insanları küçümseyerek yoluna devam edeceği yerde milletle buluşmayı tercih etsin ve üzerine düşeceği tarihi sorumluluğu üstlenmiş olsun” demişti.

DW Türkçe’nin konuştuğu MHP’li yetkililere göre “güçlü bir ana muhalefet” Türkiye için çok kritik ve bu nedenle ana muhalefet olarak gördükleri CHP’nin kontrolden çıkmasının iktidara da zarar vereceği düşünülüyor. MHP’liler “dengeyi kaybetmiş bir muhalefetin” ülke için de tehlikeli olacağını ifade ediyor.

MHP’lilere göre CHP’nin 38. Olağan Kurultayı’nın üstünden çok fazla zaman geçti ve ayrıca “mutlak butlan” ilan edilmesi hukuki olarak tüm sistemleri olumsuz etkileyebilir ve olası bir kararın bütün hüküm ve sonuçları ortadan kaldıracak şekilde netice doğurması hukuk güvenliği açısından da bazı sorunları beraberinde getirebilir.  

Bu arada CHP’nin 38. Olağan Kurultay’ına ilişkin ceza davasının yeni duruşması bugün yapıldı. Savcı İBB itirafçısı Adem Soytekin’in tanık olarak dinlenmesini isterken mahkeme bu talebi kabul etti ve duruşmayı erteledi. Bu dava şu anda istinafta bulunan “mutlak butlan” davası ile aynı dava değil. Ancak ceza davası olan ve aralarında tutuklu durumdaki İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da yargılandığı davadan çıkacak kararın “butlan davasını” etkileyeceğine ilişkin yorumlar bulunuyor.

Bir süredir özellikle iktidara yakın basında ve çevrelerde de istinaftan “mutlak butlan” kararının çıkabileceği yönünde haberler ve açıklamalar gelmeye başlamıştı.

“Konu CHP’deki bazı kesimler tarafından gündemde tutuluyor”

Bahçeli’nin konuşmasından sonra MHP Hukuk ve Seçim İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız da sosyal medya hesabından “mutlak butlan” davasıyla ilgili yaptığı paylaşımda, “Kılıçdaroğlu ve ekibi hukuken yetkili hale gelebilir” ifadelerini kullandı.

Genel olarak MHP’nin görüşü “mutlak butlan” davasının fazla uzatıldığı ve gündemi fazla meşgul ettiği yönünde. Cumhur İttifakı ortağı MHP’ye göre CHP ile ilgili sızdırılan özel hayat görüntüleri ya da bu tür haberler de gündemi yanlış yönlendiriyor.

MHP’yi yetkililerin dikkat çektiği bir diğer husus bu konunun asıl CHP içindeki bazı kesimlerce sürekli gündemde tutulduğu yönünde.

“CHP içinde silahları hazır, şarjörleri dolu bir şekilde bekleyenler var” diyen bir yetkili, bu nedenle tartışmaların devam ettiğini, yoksa sadece iktidar yönüyle devam edecek olsaydı konunun bu kadar uzun sürmeyeceğine dikkat çekiyor.

CHP Genel Başkanı Özgür Özel de dünkü grup konuşmasında isim vermeden eski Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu ve destekçilerini kastederek şunları kaydetmişti:

“Saraydan medet umanlara, milletin ve delegenin vermediğini saraydan dilenenlere sesleniyorum: Bırak saraylara mermer olmayı, toprak ol ki bağrında güller yetişsin.”

MHP yeni çözüm sürecine odaklanılmasını istiyor

MHP’ye göre aslında iktidarı ve muhalefetiyle “Terörsüz Türkiye” sürecine odaklanılmalı ve seçim sürecine girilmeden önemli adımlar atılmalı.

İktidarı bir süredir süreçte adımlar atmaya zorlayan MHP’ye göre seçim döneminde atılan adımlar seçime yönelik bir hamle gibi değerlendirileceği için yapılan şeylerin değeri azalabilir. MHP’liler o nedenle sürece yönelik adımların seçimsiz dönemde atılmasının kamuoyunda “ilkeli davranıldığı” kanaati oluşturacağına dikkat çekiyor.

MHP’li yetkililer “Terörsüz Türkiye” sürecinin seçime endekslenebilecek bir konu olmadığını söyleyerek bunun nedeni olarak “neyin siyaseten faydalı olabileceğinin” analizinin yapılamıyor olmasına işaret ediyor. Bu süreçte “bunu yaparsam şöyle bir siyasi sonuç doğurabilir” denilemediğini ve üzerine plan yapılamadığını söyleyen MHP’liler, siyaseten neyin fayda neyin zarar getirebileceğinin net olmadığını belirtiyor.

Bahçeli’nin ve MHP’nin bu süreçle ilgili hiçbir zaman siyasi hesap içinde olmadığı da hatırlatılıyor ve zamanın geçmesinin bedelinin “Türkiye’nin içinde bulunduğu coğrafya itibariyle ağır olabileceği” vurgulanıyor.

Bu arada MHP’ye göre bu süreçte devlet kurumları arasındaki eşgüdüm de çok önemli ve devletin bir kararlılığı olduğu zaman o kararlılığın çerçevesinde herkesin üzerine düşeni doğru zamanda yapması gerekiyor.

PKK’nın silah bırakıp bırakmadığı meselesi

Bu arada iktidar partisi PKK’nın süreçte söz verdiği gibi silahları tam anlamıyla bırakmadığını belirtirken TBMM’nin ortak raporunda da PKK’nın silah bırakmasının teyidi kritik eşik olarak tanımlanıyor.

MHP’li bazı yetkililere göre de PKK’nın silahlarını arzu edilen seviyede bırakmadığı doğru. Ancak Ortadoğu’nun içinde bulunduğu durumda böyle bir örgütten silah bırakmayı “tam ve eksiksiz şekilde” beklemek de çok realist bir bakış açısı olmayabilir.

72521340 403
PKK geçen yılın Temmuz ayında sembolik bir silah bırakma töreni düzenlemişti Fotoğraf: Ceerwan Aziz/dpa/picture alliance

Bu sürece “daha ilkesel boyutta” bakılması gerektiğini söyleyen MHP’liler, terör örgütünün faaliyetlerini bozma konusunda bir irade gösterdiğini, bazı adımlar attığını ve bedeller de ödediğini söyleyen MHP’liler, hep karşı tarafın adımlar atmasını beklemenin bu tür süreçlerin gerçekliğine ters bulduklarını belirtiyorlar.

Karşı tarafın “terörü bitirme cesaretini kaybetmemesi, şevkinin kırılmaması” gerektiğini düşünen MHP’ye göre bu nedenle Bahçeli’nin de daha önce belirttiği bazı “bebek adımların” iktidar tarafından atılması gerekiyor ve “en kötü iş; yarım bırakılan iş.”

Bu arada bazı iktidar yetkililerinin süreçte “hızlı bile gidildiğine” yönelik yorumlarını göreceli bulan MHP’liler, hız tanımının herkese göre farklı olabileceğini, her şeyin bir anda bitmeyeceğinin kendilerinin de farkında olduğunu ancak Ortadoğu ile ilgili gelişmelerin bazı adımların artık atılmasını şart koştuğuna dikkat çekiyor.

Bahçeli dünkü grup konuşmasında PKK lideri Abdullah Öcalan için statü tanımlama çağrısında bulunarak, Cumhur İttifakı’nın yalnızca seçim dönemlerinde kurulan bir sandık birlikteliği olmadığını dile getirmişti. Bahçeli, “Türkiye’nin terörle mücadelesinde kabine, bürokrasi ve Cumhur İttifakı unsurları aynı hedefe bakmalı, aynı istikamete yürümeli, aynı tarihi sorumluluğun ağırlığını taşımalıdır” demişti.

Trump etkisi: Avrupalıların ABD’ye güveni azalıyor

Avrupa’da yapılan güncel bir kamuoyu araştırması, Donald Trump’ın ikinci kez başkanlık koltuğuna oturmasından yaklaşık bir buçuk yıl sonra, giderek daha fazla Avrupalının ABD’den bağımsız olmayı istediğini ortaya koydu.

Perşembe günü Bertelsmann Vakfı tarafından yayımlanan araştırma sonucuna göre, artık Avrupa Birliği (AB) vatandaşlarının neredeyse dörtte üçü (yüzde 73) Avrupa’nın kendi yolunu izlemesi gerektiği görüşünde. Buna göre, daha fazla bağımsızlığı savunanların oranı 2024’ten bu yana 10 puan arttı.

Katılımcıların yüzde 58’i de ABD’yi artık güvenilir bir ortak olarak görmediği yönünde görüş bildirdi. Ankete göre ABD’nin AB’nin en önemli ortağı olarak algılanma düzeyi 20 puan düşerek yüzde 31’e geriledi. Analizde, kutuplaştırıcı bir ABD başkanının ve artan jeopolitik gerilimlerin Avrupa’daki kamuoyunu etkilediği belirtildi.

Avrupa’nın kendi kapasitesine yatırım çağrısı

Bertelsmann Vakfı’ndan Florian Kommer, ABD’yle ortaklığın geri dönülmez biçimde kaybolmadığını, ancak verilerin transatlantik ilişkiler üzerinde daha derin ve yapısal bir baskıya işaret ettiğini söyledi. Kommer, “Siyaset, bu mesajı artık somut adımlara ve Avrupa’nın kendi kapasitesine yönelik anlamlı yatırımlara dönüştürmelidir” çağrısında bulundu.

Almanya’dan yaklaşık 5 bin Amerikan askerinin çekileceğinin açıklanmasının ardından Berlin ve AB temsilcileri, Avrupa’nın gelecekte kendi güvenliği için daha fazla sorumluluk üstlenmesi gerektiğini vurgulayan mesajlar vermişti.

Çin’e yönelik şüpheci yaklaşım sürüyor

Diğer yandan araştırmaya göre Washington’dan daha fazla bağımsızlık arayışı, Çin’e daha fazla yönelinmesine yönelik bir talebe işaret etmiyor. Avrupalıların Pekin’e yönelik şüpheci yaklaşımının sürdüğü görülürken, Batı İttifakı içinde farklı ittifak talepleri göze çarpıyor. Araştırma sonuçlarına göre, Birleşik Krallık ve Kanada’nın stratejik ortaklar olarak önemi artıyor. NATO’ya verilen yüzde 63’lük destek ise İttifak’a desteğin istikrarlı biçimde sürdüğüne işaret ediyor.

Araştırma kapsamında Eylül 2024’te AB genelinde 26 bin 454 kişi ve Birleşik Krallık’ta 2 bin 974 kişiyle görüşülürken, Mart 2026’da 18 bin 97 AB vatandaşı ve 2 bin 50 Birleşik Krallık vatandaşı ankete katıldı.

dpa,Reuters/SÖ,TY

Eren Keskin’e Almanya’da İnsan Hakları Ödülü verilecek

İstanbul’da yaşayan İnsan Hakları Derneği (İHD) Merkez Yürütme Kurulu üyesi,  insan hakları savunucusu, avukat Eren Keskin, merkezi Almanya’nın Köln kentinde bulunan Gerhart ve Renate Baum Vakfı tarafından verilen 2026 Gerhart Baum İnsan Hakları Ödülü’ne layık görüldü. 

31 Mayıs’ta Köln’de düzenlenecek törenle verilecek ödül, 2025’te hayatını kaybeden Alman siyasetçi ve insan hakları savunucusu Gerhart Baum’un anısını yaşatmayı amaçlıyor.

Vakıf, ödülün insan hakları mücadelesinde örnek teşkil eden, artan ırkçılık ve aşırı sağa karşı özveriyle çalışan kişilere verildiğini belirtti.

Törende, Köln merkezli sivil toplum örgütü KulturForum TürkeiEuropa’nın (Türkiye Avrupa Kültür Forumu) kurucusu, gazeteci ve belgesel yönetmeni Osman Okkan sunum konuşmasını yapacak. Programda ayrıca Köln Belediye Başkan Yardımcısı Derya Karadağ’ın selamlama konuşması ve Kuzey Ren Vestfalye (NRW) Eyalet Meclisi Başkan Yardımcısı Berivan Aymaz ile söyleşiler yer alacak. Keskin ise etkinliğe canlı bağlantıyla katılacak.

Etkinlik kapsamında yönetmen Maria Binder’in Eren Keskin’in yaşamının anlatıldığı “EREN” adlı belgeselinden bir bölüm gösterilecek.

Programın moderatörlüğünü Bettina Böttinger üstlenecek. Etkinlik, Gerhart ve Renate Baum Vakfı, KulturForum TürkeiEuropa ve Comedia Theater Köln işbirliğiyle düzenleniyor.

Gerhart Baum kimdir?

1932’de Dresden’de doğan Gerhart Baum, Almanya’nın önde gelen liberal siyasetçilerinden ve insan hakları savunucularından biriydi.

Liberal çizgideki Hür Demokrat Parti (FDP) içinde sol‑liberal kanadın en güçlü temsilcilerinden biri olarak tanındı.

Baum, 1978–1982 yılları arasında İçişleri Bakanlığı yaptı. Bu dönemde hem iç güvenlik hem de vatandaş hakları arasında denge kurmaya çalışan yaklaşımıyla dikkat çekti.

Siyasetten ayrıldıktan sonra da insan hakları, veri koruma, devlet gözetiminin sınırlandırılması ve mağdur hakları alanlarında aktif bir hukukçu olarak çalışmayı sürdürdü.

15 Şubat 2025’te Köln’de hayatını kaybeden Baum, Almanya’da demokratik değerlerin ve insan haklarının en etkili savunucularından biri olarak anılıyor

DW/TY,DA

İsrail boykotunun gölgesinde Eurovision’a geri sayım

Avusturya’nın başkenti Viyana’nın bu yıl ev sahipliği yapacağı 2026 Eurovision Şarkı Yarışması önümüzdeki hafta başlıyor. Yarı finaller 12 ve 14 Mayıs’ta, final aşaması ise 16 Mayıs’ta düzenlenecek.

Ancak yarışma heyecanının artmasından öte Eurovision aylardır yine siyasi tartışmaların odağında. Nedeni ise geçmiş yıllarda da olduğu gibi İsrail’in katılımı. Bu yıl çok sayıda ülke yarışmayı boykot ediyor. 

Organizatörler ise yarışmanın her ne kadar apolitik olduğunu söylese de artık görmezden gelinmesi giderek zorlaşan siyasi gerilimler, Eurovision’u siyasi bir arenaya dönüştürmüş durumda.  

Viyana en son 2015 yılında Eurovision’a ev sahipliği yapmıştı. Yarışma 70’inci yıldönümünde kültür ve çeşitlilikle özdeşleşen bu şehre bu yıl geri dönecek. Beklentiler ise yüksek: Yarışmanın insanları bir araya getirmesi ve “kapının herkese açık olduğu” mesajını vermesi hedefleniyor.

Slogan da bu mesaja uygun seçildi: “United By Music – In The Heart Of Europe” (Müzikle Birleşiyoruz – Avrupa’nın Kalbinde).

Ancak mevcut tablo bunun tersini yansıtıyor. 

İsrail tartışmaların merkezinde

Tartışmaların odağında olan İsrail, Noam Bettan tarafından seslendirilen ve bir aşk şarkısı gibi görünen “Michelle” ile Viyana’da temsil ediliyor. Ancak Gazze savaşı nedeniyle çok sayıda Batılı aktivist ve kültür dünyasından bazı kesimler, İsrail’in yarışmadan çıkarılmasını ya da boykot edilmesini talep ediyor.

72578901 403
Geçen yıl İsrail adına yarışan Yuval Raphael, “New Day Will Rise” adlı şarkısıyla ikinci olmuştu. Yoğun tepkilere rağmen İsrail, bu yıl da yarışmaya katılıyorFotoğraf: Jens Büttner/picture alliance/dpa

Son olarak 1100’den fazla sanatçı açık bir mektuba imza atarak net bir mesaj verdi: İsrail katıldığı sürece Eurovision yapılmamalı. “No Music For Genocide” (Soykırıma Müzik Yok) girişimine destek verenler arasında Peter Gabriel, Massive Attack, Roger Waters, Macklemore ve Brian Eno gibi uluslararası isimler de bulunuyor.

Ancak tepkilere rağmen Avrupa Yayın Birliği’nin (European Broadcasting Union – EBU) tutumu değişmiş değil: Yarışmanın, hükümetlerin değil yayın kuruluşlarının birliği olduğu vurgulanıyor. Böylece İsrail, Eurovision’un parçası olmaya devam ediyor. 

Kıdemli ülkelerden boykot

Bazı ülkeler ise net tavır aldı. İrlanda, Hollanda, Slovenya ve İzlanda gibi geçmişte Eurovision’un müdavimleri arasında yer alan ülkeler, yarışmaya katılmıyor.

Son olarak İspanya da boykota katıldı. Böylece Eurovision’un en büyük finansörleri arasında yer alan ve “Big Five” (Büyük Beşli) olarak adlandırılan beş ülkeden biri, bu yıl yarışmada yer almıyor. Bu daha önce hiç yaşanmamıştı. Bu ülkeler her yıl doğrudan yarışmaya katılma hakkına sahip. 

Ayrıca bazı ülkelerde Eurovision televizyonlardan da canlı olarak yayınlanmayacak. Son olarak dünya genelinde yaklaşık 170 milyon izleyiciyi ekran başına toplayan etkinliğin bu yıl daha az izleyiciye ulaşması bekleniyor.

74064833 403
“Yalnız değilsin Gazze” pankartları eşliğinde İsrail karşıtı çok sayıda protesto gösterisinin yapıldığı İspanya’da, hükümetin siyasi, ekonomik ve kültürel konulardaki resmî tavrı da bu doğrultuda. Eurovision’un en büyük finansörlerinden olan İspanya, İsrail’in katılımı nedeniyle bu yıl yarışmayı boykot ediyor Fotoğraf: Eric Renom/SOPA Images/ZUMA/picture alliance

Romanya’nın şarkısına eleştiri

Jeopolitik konuların yanı sıra Romanya’nın şarkısı da tartışmalara yol açtı. Alexandra Capitanescu’nun “Choke Me” (Boğ Beni) adlı şarkısının “genç kadınların sağlığı ve refahına yönelik kaygı verici bir umursamazlık” sergilediği öne sürüldü. Bu tespit, İngiliz gazetesi Guardian’da yer aldı. 

Capitanescu şarkıda “İhtiyacım olan tek şey senin sevgin, onun beni boğmasını istiyorum” sözlerini kullanıyor. Şiddeti yüceltme eleştirilerinin ardından sanatçı Reddit üzerinden yaptığı açıklamada “Choke Me”nin bir metafor olduğunu, kişinin kendi üzerine kurduğu baskıyı ve iç korkularını anlattığını belirtti. Başlık ve nakaratın kelimesi kelimesine anlaşılmaması gerektiğini söyledi.

Bu tepki, ortamın ne kadar hassas hale geldiğini gösteriyor. Eskiden sadece sıra dışı bir sahne şovu olarak görülebilecek şeyler artık ayrıntılı biçimde analiz edilip yorumlanıyor. Ancak şarkıyla ilgili tartışmalar şimdilik azalmış görünüyor.

Ukrayna’dan Almanya bağlantılı şarkı

Ukraynalı şarkıcı Viktoria Leléka da Berlin’de ortaya çıkardığı bir şarkıyla yarışıyor. Sanatçı, etnopop ve müzikal unsurlarını birleştiren eserle Eurovision hayranlarının kalbini kazanmayı hedefliyor.

Bir televizyon röportajında Almanya ve Almanca’yı çok sevdiğini anlatan Leléka, Rusya’nın ülkesine yönelik saldırıları sürerken Ukrayna’ya ve ülkesinin zengin kültürüne ses vermenin kendisi için ne kadar önemli olduğunu söyledi. 

77057710 403
Ukrayna’yı temsil edecek olan Leléka, yarışmanın favorileri arasında gösteriliyorFotoğraf: Paul Bergen/ANP/picture alliance

Ukrayna, Eurovision’un en başarılı ülkelerinden biri kabul ediliyor ve neredeyse her zaman final adayı olarak görülüyor. Son olarak Kalush Orchestra, “Stefania” ile 2022’deki yarışmayı kazanmıştı.

Siyasi gerilimlerin sürdüğü dönemde Leléka’nın “Ridnym” adlı şarkısı, içsel dönüşümü, korkuyla baş etmeyi ve umutsuz görünen durumlarda bile umut bulabilmeyi anlatıyor. 

Favoriler ve trendler

Müzikal açıdan bakıldığında ise tipik bir Eurovision yaşanacağı görülüyor: Büyük duygular, güçlü sahne tasarımları ve dans edilebilir enerjik elektropop şarkıları.

İsveç, İtalya ve Fransa gibi geleneksel favorilerin yanı sıra son günlerde yeni bir iddialı isim öne çıktı: Yunanistan, “Ferto” (“Ver şunu!”) adlı parçayla Akylas’ı yarışa gönderiyor. Sonsuz tüketimi konu alan tempolu tekno şarkısı bahis şirketlerinde hızla yükseliyor.

Finlandiya da ilk yarı finalde yer alıyor ve pop-klasik tarzındaki ikilinin de yarışmayı kazanma şansı yüksek görülüyor.

Ev sahibi Avusturya ile Big Five üyesi Almanya içinse tablo daha zayıf görünüyor. Her iki ülke doğrudan finale katıldığı için yarı finallerde sahne alma fırsatı bulamıyor.

77044968 403
Yunanistan’ı temsil edecek Akylas, ilginç tavır ve tarzıyla daha şimdiden viral olmaya adayFotoğraf: Paul Bergen/ANP/picture alliance

Türkiye ise 2013 yılından yarışmadaki puanlama sistemi nedeniyle Eurovision’a katılmıyor. 

Eurovision Asia geliyor

Avrupa’nın gözü Viyana’dayken Asya’da da dikkat çekici bir gelişme yaşanıyor. 14 Kasım’da Bangkok’ta başlaması planlanan Eurovision Asia ile uzun süredir gündemde olan proje gerçeğe dönüşebilir.

Filipinler, Güney Kore ve Vietnam dahil on ülke şimdiden katılım sözü verdi.

Eurovision’u ABD’de hayata geçirme girişimi ise başarısız olmuştu. 2022’de düzenlenen American Song Contest tek seferlik bir organizasyon olarak kaldı.

Türkiye’nin Çelik Kubbe sistemi: ASELSAN üretime hız verdi

Türkiye’nin 2024’te tanıttığı hava savunma sistemi Çelik Kubbe’nin ana üstlenicilerinden biri olarak faaliyet gösteren ASELSAN, bu yıl teslim edeceği Çelik Kubbe unsuru sayısını yüzde 50 artıracağını duyurdu.

İstanbul’daki savunma sanayisi fuarı SAHA 2026 esnasında Reuters‘ın sorularını yanıtlayan ASELSAN Genel Müdürü Ahmet Akyol, entegre ve çok katmanlı hava savunma sistemi Çelik Kubbe için gerçekleştirdikleri üretim ve teslimatlara dair bilgi verdi.

Son yıllarda savunma sanayisi üretimini ciddi oranda artıran ve yurt dışındaki tedarikçilere bağımlılığını azaltan NATO üyesi Türkiye, uzun süredir kapsamlı bir hava savunma sistemine ihtiyaç duyuyor. İran savaşında Türkiye hava sahasına giren İran füzeleri, yakınlardaki NATO hava savunma sistemlerince düşürülmüştü.

77064174 403
Çelik Kubbe sistemi içinde SİPER, HİSAR, KORKUT ve KANGAL gibi farklı savunma unsurları yer alıyor. Fotoğraf: Kemal Aslan/REUTERS

150’den fazla teslimat planlanıyor

Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığı, Çelik Kubbe’nin geliştirilmesi için geçen yıl Türk savunma sanayisi şirketleriyle 6,5 milyar dolarlık sözleşmeler imzaladı. Reuters‘a konuşan Akyol, bu sözleşmelerin yaklaşık 3,2 milyar dolarlık bölümünün ASELSAN’la yapıldığını belirtti.

Akyol, ASELSAN’ın Çelik Kubbe’ye yönelik teslimatları 2026’da yarı yarıya artıracağını ifade etti. Geçen sene Türk Silahlı Kuvvetleri’ne 100’e yakın Çelik Kubbe unsuru teslim ettiklerini söyleyen ASELSAN Genel Müdürü, bu sayıyı 150’nin üzerine çıkaracaklarını açıkladı.

Türkiye’nin SİPER füzesi

Akyol, ASELSAN tarafından teslim edilecek ürünler arasında erken uyarı radarlarının yanı sıra elektronik harp ve savunma sistemlerinin bulunduğunu belirtti.

Akyol ayrıca, Çelik Kubbe’nin yüksek irtifa savunma şemsiyesini karşılayan SİPER adlı füzenin üçüncü ve dördüncü nesilleri üzerinde çalıştıklarını söyledi. ASELSAN, ROKETSAN ve TÜBİTAK SAGE tarafından geliştirilen SİPER füzesi, 100 kilometreyi aşkın menzile sahip.

77064207 403
Çok katmanlı hava savunma sistemi Çelik Kubbe’nin unsurlarından biri de KORKUT sistemiFotoğraf: Kemal Aslan/REUTERS

Çelik Kubbe sistemi devrede mi?

Çelik Kubbe; alçak, orta ve yüksek irtifa tehditlerine karşı farklı sistemlerin birlikte çalışmasını öngören bir yapı olarak tasarlanıyor. Sistem içinde SİPER, HİSAR, KORKUT ve KANGAL gibi farklı savunma unsurları yer alıyor. 

Bu mimarinin temelinde hava savunmasının yalnızca füzelerden ibaret olmadığı gerçeği yatıyor. Radarlar, erken uyarı sistemleri, komuta-kontrol yazılımları ve uydu bağlantıları gibi birçok unsur birlikte çalışarak hava savunma ağını oluşturuyor.

Çelik Kubbe kısmen devrede ancak tüm mimari henüz tamamlanmış değil. Tam kapasite için hedef yılı olarak 2028 gösteriliyor. 

“İHA’lar dünyanın her yerinde tehdit”

ASELSAN’ın önümüzdeki yıllardaki portföyünün yaklaşık üçte birinin Çelik Kubbe unsurlarından oluşacağını ifade eden Akyol, insansız hava araçlarını (İHA) önlemeye yönelik sistemler üzerine de çalışacaklarını aktardı.

ASELSAN Genel Müdürü, “İHA önleme şu anda dünyanın her yerinde bir sorun. Buna sadece savunma olarak bakmayın, sanayi güvenliği için de gerekli. İHA’lar sorunsuz bölgelerde bile bir tehdit” dedi.

DW,Reuters/CÖ,TY

CHP sahaya çıkıyor: “Savunmadan hücuma” geçebilecek mi?

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), belediyelere ve partiye yönelik yargı operasyonları ile artan baskılara karşı mücadele alanını genişletme kararı alırken, bu kapsamda bugün itibarıyla tüm kadrolarıyla ülke çapında saha çalışmalarına başlayacağını açıkladı.

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi (CAO) Yürütme Kurulu Toplantısı sonrası basın açıklaması yaparak CHP’nin 81 il ve 973 ilçede yoğun bir programla sahaya çıkacağını duyurdu ve şöyle konuştu:

“Hep sordunuz ‘CHP ne yapacak?’ diye. En iyi savunma hücumdur. Bugünden itibaren CHP bu kötülükleri yapanlara karşı, iktidarı değiştirmek ve adaleti getirmek için savunmadan hücuma geçiyor, sahaya gidiyor. 4 Mayıs 2026 itibarıyla 106 bin sandık görevlimiz, o gün oy kullanacak sandıklarındaki kişilerle birebir görüşmeye başlıyor. Bu, iki ayda 186 bin hedef sayısına ulaşacak.”

Sahaya çıkma kararı nasıl alındı?

Yargı operasyonların ülke genelindeki farklı CHP’li belediyelere uzanması ile Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş ve farklı kesimlerde parti olarak yeni bir politika izlenmesi gerektiğine ilişkin açıklamalar yapılmıştı.

Bu çerçevede Özel başkanlığında Parti Meclisi’nin (PM) Nisan ayı sonundaki 7 saatlik toplantısında partinin “tüm kadrolarıyla sahaya inmesi” kararı alınmıştı. Merkez Yönetim Kurulu toplantısının ardından da Parti Sözcüsü Zeynel Emre CHP’nin 4 Mayıs’tan itibaren tüm kurumları ile halkla buluşacağını duyurmuş, “Ülkenin gerçeklerini anlatacağız. Asla durmayacağız, asla pes etmeyeceğiz, asla boyun eğmeyeceğiz” demişti.

CHP’nin yeni yol haritasına göre saha çalışmaları dört ana başlıkta yürütülecek ve bunlar “güvenlik, ekonomi, sosyal devlet ile adalet ve demokrasi” olarak sıralanıyor. Milletvekilleri, PM ve MYK üyeleri, Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi’ndeki politika kurulu başkanları ve örgütler koordineli şekilde her il ve ilçede esnaf, pazar, sicil toplum ve meslek odalarını ziyaret ederek, parti programını ve ülke sorunlarına çözüm önerilerini anlatacak.

CHP’nin saha çalışmalarının şu anda tarihi belirsiz olan seçime kadar kesintisiz şekilde sürmesi planlanıyor.

“Mutlak butlan” ve ceza davasının etkisi

Öte yandan, sahaya inme kararı alan CHP üstünde iktidarın 2023’teki kurultay ile ilgili “mutlak butlan” ilan etme ve aynı kurultayla ilgili ceza davası farklı kollardan devam ediyor.

DW Türkçe’nin konuştuğu üst düzey CHP’li yetkililer “mutlak butlan” dosyasının Özgür Özel’in en başta dediği gibi sonuç değil süreç odaklı sürdürüldüğünü belirterek, şu yorumu yapıyorlar:

“Mutlak butlan çıkacak olursa, anlayın ki seçim yakındır. Çünkü iktidarın amacı CHP’yi tam seçim öncesinde bir karışıklığa sürüklemek ve o esnada şu anda konsolide olan CHP oylarının kaçmasını sağlamak. Bu nedenle hukuki olmayan bu dosya tamamen siyasi amaçlıdır ve seçime endekslidir.”

CHP’nin Özgür Özel’i genel başkan seçtiği 38. Olağan Kurultayı’nda şaibe olduğu iddiasıyla açılan dava şu anda istinaf aşamasında.

Bu arada bu hafta ceza davasının yeni duruşması da yapılacak. CHP’nin 38. Kurultayı’na şaibe karıştığı iddiasıyla Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 12 sanığın yargılanması 6 Mayıs’ta Ankara 26. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülmeye devam edilecek. En son 1 Nisan’da görülen duruşmada eski İstanbul Büyükşehir Belediyesi Halk Ekmek Yönetim Kurulu Başkan Vekili Özgen Nama’nın ifadesinin bir sonraki duruşmada alınmasına karar verilerek duruşma ertelenmişti.

“Bugünden itibaren yeni bir aşamaya geçiyoruz”

Özel, 2023 kurultayından bu yana böyle bir “seferberlik hali” için örgütleri ve üyeleri sokaktan hiç çekmeden, sürekli bir hareketlilik ve hazırlık halinde tuttuklarını belirterek, şimdiye kadar yapılan mitingler ve toplantılara dair bilgi verdi.

CHP liderinin verdiği bilgiye göre parti yerel seçim kampanyasında 105 miting yaptı. Yerel seçimin ardından ise 21 büyük halk buluşması, 9 tematik miting düzenlendi.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasıyla mitingler sürdürülürken, 19 Mart 2025’ten bu yana 107 adet “İrade Milletindir” mitingi yapıldı.

Özel, “Kasım 2023’ten beri toplam 242 kez meydanlarda olan milletimize demokrasiyi kurtarmadan eve dönmemeleri çağrısını yapıyoruz” diyerek, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bugünden itibaren hep beraber yeni bir aşamaya geçiyoruz. Milletimiz yıllardır her alanda adaletsizlik yaşıyor. Gelirde adalet yok, vergide adalet yok, mahkemelerde adalet yok, sosyal hayatta adalet yok. Bitmeyen bir ekonomi krizin ortasındayız, iktidar değişmediği takdirde krizin biteceğine yönelik en ufak bir inanç, en ufak bir gösterge de yoktur.”

 

Bakanlık tepki gösterdi, Bosch Anneler Günü reklamını çekti

Bosch Türkiye’nin Anneler Günü için hazırladığı “Tam bi’ anne hikayesi” başlıklı reklam filmi, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın tepkisine yol açtı. Radyo Televizyon Üst Kurulu da (RTÜK) söz konusu reklam hakkında inceleme başlatıldığını açıkladı.

Reklamda biri mağaza görevlisi diğeri müşteri iki kadının mağaza içinde annelik üzerine sohbet ederken kadınlardan birinin evcil hayvanından bahsettiğinin ortaya çıkması sosyal medyada tartışma yaratmıştı. Şirket gelen tepkiler üzerine filmin yayından kaldırıldığını duyurdu.

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada reklam filmine tepki göstererek, “Annelik, reklam diline indirgenerek değersizleştirilecek bir kavram değildir” ifadesini kullandı.

Göktaş, mesajında şöyle dedi:

“Annelik, reklam diline indirgenerek değersizleştirilecek bir kavram değildir. Bir çocuğun hayatına sevgiyle dokunan, onu büyüten, koruyan ve geleceğe hazırlayan her kadın —biyolojik ya da koruyucu— gerçek bir annedir. Bu bağ; sadece bireysel değil, aynı zamanda toplumsal sürekliliğin temelidir.

Sevginin her biçimi elbette kıymetlidir. Ancak annelik gibi derin ve kurucu bir değerin, iletişim stratejileri uğruna esnetilmesini ve sıradanlaştırılmasını kabul etmiyoruz. Annelik; bir iletişim kurgusu değil, bir neslin ve bir geleceğin taşıyıcısıdır. Bu değerin, hak ettiği hassasiyetle ele alınması bir tercih değil, bir sorumluluktur.”

RTÜK’ten inceleme

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) Başkanı Mehmet Daniş de sanal medya hesabından reklam filmi hakkında inceleme başlatıldığını duyurdu. Anne–evlat bağının ticari kaygılarla sembolleştirilmesinin kabul edilemeyeceğini belirten Daniş, aile kavramı üzerinden “değer erozyonuna” izin vermeyeceklerini ifade etti.

Daniş şu ifadeleri kullandı:

“Anne sevgisi; insan hayatındaki en derin, en kurucu ve en vazgeçilmez bağdır. Kainattaki tüm canlılara duyulan sevgi elbette kıymetlidir. Hayvanlara merhamet, bizim kültürümüzün de inancımızın da önemli bir parçasıdır. Buna itirazımız yok. Ancak anne–evlat bağı gibi derin, kurucu ve toplumsal devamlılığın temelini oluşturan bir değerin; ticari kaygılarla esnetilmesi, sembolleştirilmesi ve sıradanlaştırılması kabul edilemez.” Deniş, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’nun “aile kavramı üzerinden ekranlarda bir değer erozyonuna hiçbir suretle izin vermeyeceğini” hatırlattı ve raklam filmi hakkında inceleme başlatıldığını duyurdu.

ANKA,DHA/TY,BÖ

 

Çin’in çip atılımı küresel teknolojiyi nasıl etkiliyor?

Çin’in çip atılımı küresel teknolojiyi nasıl etkiliyor?

Çin’in çip atılımı küresel teknolojiyi nasıl etkiliyor?. ABD gelişmiş çiplerin yani yarı iletkenlerin ihracatına dört yıl önce kısıtlama getirdi. Bunlar yapay zeka uygulamalarında, veri merkezlerinde ve ulusal savunmada kullanılıyor. Bu durum Çin’in teknolojik hedeflerine ağır darbe vurdu.

Biden yönetimi, Pekin’in askerî ve mali gücünü artırabilecek teknolojiler geliştirme kapasitesini sınırlamayı ve dünyanın en büyük iki ekonomisi arasındaki farkın daha da kapanmasını önlemeyi hedefliyordu.

Bu kısıtlamalar, Pekin’i çip teknolojisinde kendine yeterlilik çabalarını hızlandırmaya itti. Bu hedef, yıllar önce “Made in China 2025” planında ortaya konmuştu. Çin hükümeti, o tarihten bu yana yerli yarı iletken üretimini geliştirmek için yüz milyarlarca dolar yatırım yaptı.

Ulusal güvenlik meselesi

Pekin, yerel rakipleri desteklemek amacıyla büyük sübvansiyonlar, vergi kolaylıkları ve başka teşvikler sağladı. Bu hamle özellikle, son teknoloji Blackwell yapay zeka çipinin arkasındaki ABD şirketi NVIDIA’ya ve gelişmiş yarı iletkenlerde dünyanın önde gelen fason üreticisi ve N2 çip üretim teknolojisinin geliştiricisi Tayvanlı TSMC’ye karşı yöneldi.

Çin’in kendine yeterlilik planının bel kemiği olan SMIC, geçen yıl 9,3 milyar dolar (7,8 milyar euro) ile rekor ciro elde etti. Çin ana karasının ikinci büyük çip fabrikası HuaHong ise 2025’in dördüncü çeyrek bilançosuna göre yüksek talep nedeniyle yüzde 106 kapasiteyle çalışıyor. 

55993881 403
“Çin’in kendi kendine yeterlilik planının omurgası” olan yarı
iletken üreticisi SMIC, rekor satış rakamlarına ulaşıyorFotoğraf:
Wang Jianfeng/Costfoto/picture alliance

Çin, büyük ABD teknoloji şirketlerine yetişmek için yoğun çaba harcarken, Singapur Ulusal Üniversitesi Lee Kuan Yew Kamu Politikası Okulu’nda yardımcı doçent olan Ryu Yongwook, bu ilerlemenin çoğu zaman abartıldığını düşünüyor. ABD-Çin teknoloji rekabeti uzmanı Ryu, DW’ye yaptığı açıklamada, “Pekin çipte kendine yeterliliğe ulaşmak istiyor ancak şu anda bundan hâlâ çok uzak” diyor. Ryu, ülkenin araştırma, geliştirme ve inovasyonda ABD’nin gerisinde kaldığını, üretimde de Tayvan ve Güney Kore’nin arkasında olduğunu vurguluyor.

Çinli çip üreticileri yetişiyor

Çin, son yıllarda önemli atılımlar yaptı. Çin odaklı düşünce kuruluşu Rhodium Group’a göre ülke, modern ekonominin yükünü taşıyan geleneksel çiplerde küresel pazarın yaklaşık yüzde 30’una ulaştı.

Bu yarı iletkenler, en hızlı ya da en gelişmiş modeller arasında yer almasa da araçlar, sanayi tesisleri ve tüketici elektroniği için vazgeçilmez önemde. Çinli şirketler artık bunları büyük ölçekte üretebiliyor. Bu da küresel rakiplerde endişe yaratıyor.

Berlin merkezli araştırma şirketi East-West Futures’ın Direktörü John Lee, “Çin’deki üretim artışı dünya genelinde çip fiyatlarını düşürecek ve Çin dışındaki üreticiler üzerinde baskı yaratacak” öngörüsünde bulunuyor. Lee’ye göre, örneğin yüksek performanslı çipler için önemli bir malzeme olan silikon karbür wafer sektöründe bu şimdiden görülüyor. 

Üst düzey çiplerde atılımlar

Çin daha gelişmiş çiplerde de ilerleme kaydetti ve Huawei’nin yeni akıllı telefonlarında da kullanılmaya başlanan 7 nanometre işlemcileri başarıyla üretti. Bu çipler, TSMC’nin 2018’de ABD’li ve diğer Batılı müşteriler için piyasaya sunduğu modellerle karşılaştırılabilir düzeyde.

Ancak Çin, 3 nanometre ve 5 nanometre çiplerde hız, enerji verimliliği ve üretim maliyetleri açısından hâlâ geride bulunuyor.

DW’ye konuşan Avrupa Birliği Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü’nin kıdemli Çin analisti Tim Rühlig, Çin’in çip hedeflerinin teknolojik sınırlar ve ABD yaptırımları nedeniyle aşılması zor olduğunu söylüyor ve ekliyor: “ABD’nin en gelişmiş çip setlerine erişim olmadan imkânlar sınırlı. Çin’in bu farkı kapatması yaklaşık 10 yıl sürebilir.”

Komünist Parti’nin yeni beş yıllık planı, Pekin’in önceliklerinde değişime işaret ediyor ve çipte mutlak üstünlük hedeflerini görece geri plana itiyor. 141 sayfalık belgede yapay zeka faktörüne 50’den fazla kez atıf yapılıyor ve gelişmiş çipleri daha büyük bir bilişim ekosisteminin parçası olarak konumlandıran bir “model-çip-bulut-uygulama” çerçevesi sunuluyor.

Çin’in B planı yeni rekabeti körüklüyor

Çin bunun yerine daha az işlem gücü gerektiren sektörlere yönelik, görev odaklı ve pratik yapay zekaya yöneliyor. Bu alanlar yerli çiplerle rahatlıkla karşılanabiliyor. Çin’in çipleri ve yapay zeka sistemleri en ileri teknoloji düzeyinde olmayabilir, ancak çok daha düşük maliyetle yüksek performans sunuyor.

Bu durum, küresel güneyde hızlı yayılmaya yol açıyor. Hükümetler ve şirketler giderek daha fazla Çin çözümlerini Batılı alternatiflere tercih ediyor.

Taype merkezli pazar araştırma şirketi Trendforce kısa süre önce, DeepSeek, Alibaba’nın Qwen modeli ve diğer Çinli yapay zeka platformlarının 2025 sonuna kadar küresel yapay zeka model pazarının yaklaşık yüzde 15’ini ele geçireceğini ortaya koymuştu.

Yatırım bankası Goldman Sachs’a göre bu durum, 2026 yılı içinde yapay altyapısına 700 milyar dolar düzeyinde rekor yatırım yapması beklenen Microsoft, Google ve diğer ABD teknoloji devlerinin küresel hâkimiyeti açısından da uzun vadeli tehdit oluşturuyor. 

76919021 403
Başta DeepSeek olmak üzere, Çin menşeli yapay zeka uygulamalarının,
önümüzdeki yıllarda ciddi bir pazar payına sahip olacağı tahmin ediliyor
Fotoğraf: CFOTO/IMAGO

ABD menşeli yapay zekalar zorluklarla karşı karşıya

Silikon Vadisi’ndeki yüksek teknoloji kuruluşları, “insan beyninden daha akıllı yapay zeka sistemleri” geliştirmek gibi hayli iddialı hedefler ortaya koyuyor. Ancak bu hayallerin önünde birçok engel bulunuyor. Küresel pazar araştırma şirketi ICIS, Ocak ayında yaptığı uyarıda, yüksek seviye yapay zeka çiplerine bağımlı ABD veri merkezlerinin, yakında ülkenin aşırı yük altındaki elektrik şebekesi nedeniyle sınırlanabileceğini belirtti.

Buna karşılık Çin’in hızla büyüyen enerji sektörü, ülkeye ek avantaj sağlıyor. ICIS, 2030’a kadar yaklaşık 400 gigawatt boş kapasite öngörüyor. Bu da Çin’in çipleri ABD muadilleri kadar verimli olmasa bile büyük ölçekte veri merkezleri kurabilmesini mümkün kılıyor.

Singapur Ulusal Üniversitesi’nden Ryu Yongwook, şu saptamayı yapıyor: “Ucuz enerji çok önemli bir faktör. Belki doğrudan çipler için değil ama yapay zeka ve diğer ileri teknolojiler için. Çin’deki ucuz enerji, çiplerin görece verimsizliğini kısmen telafi ediyor.” 

76117468 403
ChatGPT, Claude, Gemini, Grok, Meta AI ve diğerleri: ABD
mücadele edebilecek mi?Fotoğraf: Philip Dulian/dpa/
picture alliance

Geleceğe dair üç senaryo

Pazar araştırmaları kuruluşu ICIS, çip teknolojisi yarışında üç muhtemel senaryo görüyor:

1. ABD, elektrik şebekesini yenileyerek liderliğini korur.

2. ABD, gelişmiş çiplerle yapay araştırmalarında önde kalır, Çin’in yapay zeka sistemleri ise güney yarımkürede yayılır.

3. Ticari ve jeopolitik gerilimlerin tırmanması halinde iki ayrı yapay zeka ekosistemi ortaya çıkabilir.

East-West Futures’ın Direktörü John Lee’ye göre, hedef hâlâ uzakta olsa da çip sektörü, “Çinli rakiplerin hem fiyatla geride bırakacağı hem de teknoloji ile ürün güvenilirliği farkını hızla kapatacağı bir geleceğe” doğru ilerliyor.

Viral görseller siyaseti nasıl şekillendiriyor?

Viral görseller siyaseti nasıl şekillendiriyor?. Bu yılın başında sanal medyada “nihilist bir penguen” viral oldu: Kısa klipte buzlar üzerinde bir penguen kolonisini terk ediyor ve tek başına sonsuz buzlara doğru yürüyüp gidiyor. Bu, biyolojik açıdan son derece sıra dışı bir davranış ve aynı zamanda yorumlara açık trajikomik bir sembol. Görüntüler aslında film yapımcısı Werner Herzog’un 2007 tarihli bir belgeselinden alındı.

“Meme” nedir?

İnternet kullanıcıları tarafından anonim olarak oluşturulan, sosyal medya, forumlar ve bloglar aracılığıyla hızla yayılan; popüler resim, video, yazı veya kelime kalıpları gibi mizahî içeriklere “meme” (okunuşu: miim) adı veriliyor. Meme içerikleri, toplumsal olayları, fikirleri veya zamanın ruhunu mizahî bir dille aktarmayı amaçlıyor.

Meme’ler bugün internet kültürünün ayrılmaz bir parçası ve dijital iletişimden ayrı düşünülemiyor. Siyasi tartışmalarda da artık rol oynuyorlar: Algıyı şekillendiriyor ve kamuoyu oluşumunu etkileyebiliyorlar. Bu durum özellikle ABD’de belirgin. 2016’dan bu yana ülkedeki seçim kampanyalarına giderek artan bir meme akışı eşlik ediyor ve siyasi gündem de bundan etkileniyor.

Kültür bilimci ve sanat tarihçi Wolfgang Ullrich, bunun tehlikeli bir gelişme olduğu görüşünde. “Memokrasi” başlıklı bir kitap yazan Ullrich’e göre, giderek daha sık şekilde “sert, agresif, çoğu zaman da aşağılayıcı sosyal medya içerikleri ve özellikle meme’ler” siyasi tartışmaya hâkim oluyor. Bunun sonucu olarak insanlar giderek daha az tartışır hale geliyor.

Ullrich, DW’ye yaptığı açıklamada, “Her taraf kendi destekçilerini komik, çoğu zaman alaycı ve küçümseyici görseller ve yorumlarla mobilize etmeye çalışıyor” diyor. Hatta siyaset bile “meme formatına” sokuluyor: “Yani mümkün olduğunca çarpıcı, tetikleyici olacak şekilde kesilip biçiliyor; sanki mesele argümanlardan çok esprilerden ibaretmiş gibi sunuluyor.”

69929053 403
Türk milli atıcı Yusuf Dikeç’in kendine has atış tarzı, gerek sanal
medya paylaşımlarında gerekse grafitilerde son yıllarda oldukça
popüler olan görseller arasında yer alıyor. Fotoğraf: Omer Sercan
Karkus/Anadolu/picture alliance

Trump ve meme savaşçıları

ABD Başkanı Donald Trump, dikkat çekme oyununu gerçekten iyi oynuyor. Trump, sosyal medyanın kurallarına göre hareket ediyor; burada en fazla dikkat çeken içerikler genellikle en uç, en kışkırtıcı ve en çok tepkiyi tetikleyenler oluyor.

Bu noktada Trump’a “meme savaşçıları” yardımcı oluyor: Siyasi gündemi desteklemek için her gün yapay zekâ görselleri ve meme’ler üreten hayranları ve destekçileri. Ullrich, “Herkes elbette bunun liderin hoşuna gidecek kadar iyi olmasını umuyor ki kendisi paylaşsın” diyor. Nisan ayı ortasında Papa 14. Leo ile yaşanan bir tartışmanın ardından Trump, kendisini “İsa peygambere benzer bir kurtarıcı figür” olarak gösteren bir yapay zekâ görseli paylaşmıştı. Paylaşım daha sonra, kendi muhafazakâr çevresinden gelen eleştiriler üzerine silindi.

Ullrich’e göre, tam da bu tür kutuplaştırıcı iletişim demokrasiyi sorunlu hale getiriyor ve somut bir tartışma yürütmek artık mümkün olmuyor. Ullrich, demokrasinin tam da bununla tanımlandığına dikkat çekiyor: “Ortak bir mesele üzerine, hakaret ve provokasyon yerine argümanlarla tartışabilmek.”

76841894 403
Papa ile yaşadığı bir anlaşmazlığın ardından Trump, kendisini
İsa peygamber benzeri bir “aziz” olarak gösteren ve yapay zeka
tarafından oluşturulmuş bir görsel paylaştı. Fotoğraf:
@realDonaldTrump/Truth Social/Handout/REUTERS

Hicivden ötesi

Ullrich, “Görseller, anlamını her zaman kullanıldıkları yer ve bağlamdan alır” diyor.

Klasik karikatürlerde olduğu gibi meme’ler de güçlüleri eleştirmek ve toplumsal yapıları sorgulamak için kullanılabilir. Ullrich, ancak meme’lerin bir süper gücün ana iletişim aracı haline gelip siyasi rakipleri küçümsemek ya da zayıflar üzerinden alay etmek için kullanıldığında, artık hiciv alanının terk edilmiş olduğunu belirtiyor. Ullrich’e göre bu durum, “Hiciv ve karikatürün temsil ettiği her şeyin adeta tersine çevrilmesi” anlamına geliyor.

Tartışmalı siyaset örtbas ediliyor

Buna ek olarak ciddi konuların bazen uygunsuz biçimde basitleştirildiği görülüyor. Ullrich, buna örnek olarak ABD İç Güvenlik Bakanlığı’nın Haziran 2025’te X platformunda yaptığı bir paylaşımı gösteriyor. Paylaşımda Florida Everglades bataklıklarında planlanan “Alligator Alcatraz” adlı sınır dışı merkezinin yapay zekâ ile üretilmiş bir görseli yer alıyordu. Ön planda, göçmenlik kurumu ICE şapkası takmış timsahlar görülüyordu. Görselin başlığı ise “Çok yakında!” (Coming soon!) şeklindeydi.

Ullrich, “Bu tür meme’lerle aslında burada insanlardan, kaderlerden ve en azından hukuki açıdan tartışmalı süreçlerden söz edildiği tamamen göz ardı ediliyor” diyor. Söz konusu paylaşım, yoğun eleştiri ve tartışmalara neden oldu. Ancak Ullrich’e göre tartışmanın yönü değiştirildi: “Meselenin odağında olması gereken insanlar göz ardı edildi.”

Sonuçta siyasi iletişimin meme’leşmesi, otoriter eğilimlere sahip aktörlerin işine yarıyor. Çünkü böylece her zaman “sadece bir şakaydı” denilebilecek bir belirsizlik alanı oluşuyor.

76887839 403
“Memokrasi” kitabının yazarı, sanat tarihçi ve kültür
bilimci Wolfgang UllrichFotoğraf: Annekathrin Kohout

Karşı stratejiler geliştirmek

Ullrich, meme’lerle yapılan manipülasyona karşı korunmanın en önemli yolunun, sosyal medyanın nasıl işlediğini anlamak ve kendi tepkilerini gözlemlemek olduğunu vurguluyor ve ekliyor:

“Artık şuna alıştık: Otoriter liderler, bizi devasa ve ürkütücü imgelerle etkilemeye çalışıyor. Tıpkı Nasyonal Sosyalistler için propaganda filmleri çeken Leni Riefenstahl’ın yapımları gibi. Meme’ler ise daha gösterişsizdir ve dikkat çekmeden gelir. Ama bunun da aslında siyasetin yeni bir estetize edilme biçimi olduğunu, son derece manipülatif, popülist ve telkin edici olduğunu çok daha fazla fark etmemiz gerekiyor.”

Avrupa’da iklim değişikliği ağırlaşıyor: Kıta fazla sıcak

Avrupa’da iklim değişikliği ağırlaşıyor: Kıta fazla sıcak. Avrupa, 2025 yılında tarihi sıcak hava dalgaları, eriyen buzullar ve rekor deniz yüzeyi sıcaklıklarıyla sarsıldı.

Avrupa Birliği’nin (AB) Kopernik İklim Değişikliği Servisi ile Dünya Meteoroloji Örgütü’nün (WMO) ortaklaşa hazırladığı “Avrupa’nın İklim Durumu” raporu, kıtanın giderek daha sık yaşanan iklim aşırılıklarıyla nasıl yüz yüze geldiğini ortaya koydu.

Rapora dair gazetecilere konuşan Avrupa Komisyonu yetkilisi Mauro Facchini, “İklim göstergeleri oldukça endişe verici” dedi.

Kıtanın yüzde 95’i “fazla” sıcak

Raporun bulgularına göre, bölgenin en az yüzde 95’i ortalamanın üzerinde yıllık sıcaklıklar yaşadı. İngiltere, Norveç ve İzlanda kayıtlara geçen en sıcak yılını yaşadı.

WMO Genel Sekreteri Celeste Saulo, “1980’den bu yana Avrupa, küresel ortalamanın iki katı hızla ısınıyor ve bu onu dünyanın en hızlı ısınan kıtası yapıyor” bilgisini verdi. Saulo, “Sıcak hava dalgaları giderek daha sık ve şiddetli hale geliyor. 2025’te Akdeniz’den Kuzey Kutup Dairesi’ne kadar uzun süreli sıcak hava dalgaları yaşandı” diye ekledi.

Finlandiya, Norveç ve İsveç’ten oluşan bölgede geçen Temmuz ayında üç haftalık rekor sıcak hava dalgası yaşandı. Sıcaklıklar Kuzey Kutup Dairesi içinde 30 dereceye ulaştı. Bölgenin bazı kesimlerinde yaklaşık iki hafta boyunca “güçlü ısı stresi” koşulları, yani sıcaklığın 32 derecenin üzerinde hissedildiği durumlar yaşandı. Normalde bu bölgede güçlü ısı stresinin en fazla iki gün sürdüğü biliniyor.

Türkiye’de 50 derece ölçüldü

Türkiye’de sıcaklıklar Temmuz’da ilk kez 50 dereceye ulaşırken, Yunanistan nüfusunun yüzde 85’i 40 dereceye yakın ya da üzerinde aşırı sıcaklıklara maruz kaldı. Batı ve güney Avrupa’nın büyük bölümü Haziran’da, başta İspanya, Portekiz, Fransa ve İngiltere’nin güney kesimleri olmak üzere iki büyük sıcak hava dalgasına sahne oldu. Ağustos ayında ise Portekiz, İspanya ve Fransa’yı etkileyen üçüncü büyük sıcak hava dalgası yaşandı.

Raporda, 2024’te küresel sıcaklıkları rekor seviyelere taşıyan El Nino hava olayının bu yılın ortasında geri dönmesiyle birlikte Avrupa’nın bu yaz mevsiminde de aşırı sıcaklıklarla karşılaşabileceğine dikkat çekiliyor.

74865680 403
Norveç adası Svalbard’da eriyen bir buzulFotoğraf: Wolfgang
Veeser/imageBROKER/picture alliance

Buzullar eriyor

Avrupa genelindeki buzullar 2025’te net kütle kaybı yaşadı. İzlanda’da tarihin ikinci en büyük erimesini kayıt altına alındı. Alpler, kuzey İskandinavya, İzlanda ve Grönland’ın çevresi gibi dağlık bölgelerdeki Avrupa buzulları hakkında raporda şu değerlendirme yer aldı:

“Avrupa ve dünya genelindeki buzulların, emisyon senaryosundan bağımsız olarak 21’inci yüzyıl boyunca erimeyi sürdürmesi bekleniyor.”

Grönland buz tabakası yaklaşık 139 milyar ton buz kaybetti. Kopernik’i bünyesinde barındıran Avrupa Orta Vadeli Hava Tahminleri Merkezi’nin (ECMWF) iklim stratejisi sorumlusu Samantha Burgess, bu kaybı “her saat 100 olimpik yüzme havuzunu kaybetmeye eşdeğer” olarak tanımladı. Söz konusu erime, küresel ortalama deniz seviyesini 0,4 milimetre yükseltti. Avrupa’nın kar örtüsü ise tarihin üçüncü en düşük düzeyine geriledi.

Diğer aşırı olaylar

Avrupa’nın yıllık deniz yüzeyi sıcaklığı dördüncü yıl üst üste rekor kırdı. Avrupa okyanus bölgesinin yüzde 86’sında en az bir gün “güçlü” deniz sıcaklığı dalgası koşulları yaşandı. Bu durum biyoçeşitlilik üzerinde ciddi olumsuz etkiler bırakırken özellikle yüksek sıcaklığa duyarlı Akdeniz deniz çayırları zarar gördü. İrlanda meteoroloji servisinin baş meteoroloji yetkilisi Claire Scannell, “Bunlar, dönüm başına binlerce balığa ev sahipliği yapan biyoçeşitlilik sıcak noktaları ve kritik yavru habitatları” dedi.

Orman yangınlarının küle çevirdiği alan da rekor düzeyde 1 milyon 34 bin 550 hektara ulaştı. Fırtınalar ve seller Avrupa genelinde en az 21 kişinin hayatını kaybetmesine ve 14 bin 500 kişinin etkilenmesine yol açtı.

AFP / BÜ,MUK

Demir Kubbe iddiası: VW fabrikasının geleceği netleşiyor

Volkswagen (VW) CEO’su Oliver Blume, Alman otomotiv devinin Osnabrück’teki fabrikasının akıbetinin bu yıl içinde belli olmasını bekliyor.

Bild gazetesine konuşan Blume, “2027 yılı itibarıyla artık Osnabrück’te Volkswagen Grubu’nun ürünlerini üretmeyeceğiz ve bu nedenle savunma sanayisindeki şirketlerle yoğun görüşmeler yürütüyoruz” dedi, “Bu yıl bir karara varacağımızdan eminim” diye ekledi.

“Almanya’da herkesin güvenlik istediğini ve buna ihtiyaç duyduğunu” dile getiren ve federal hükümetin güvenliği sağlama görevi olduğunu belirten Blume, “Osnabrück’teki iş gücünün mesleki gelişimi ve otomasyon kapasitesi yoluyla (VW’nin de) katkıda bulunmak büyük bir fırsat gördüğünü” belirtti.

Blume, Bild gazetesine yaptığı açıklamada, şirket olarak belirledikleri yeni yöne karşın VW’nin silah üretmeyeceğini yineledi. VW CEO’su, “Uzmanlığımızı en iyi olduğumuz alanlarda kullanacağız. Askerî nakliye araçları bunlardan biri olabilir. Tanklardan bahsetmiyoruz” diye konuştu.

FT’nin Demir Kubbe iddiası

İngiliz Financial Times (FT) gazetesi geçen ay yayımlanan ve uluslararası kamuoyunda büyük yankı uyandıran haberinde, İsrail devletine ait savunma teknolojisi firması Rafael ile görüşme hâlinde olan VW yönetiminin, Osnabrück’teki fabrikada İsrail’in Demir Kubbe füze savunma sistemi için çeşitli parçalar üretmeyi planladığını iddia etmişti.

FT, Volkswagen’in bu sayede kapanma tehdidi altındaki Osnabrück fabrikasını dönüştürerek 2 bin 300 çalışanın istihdamını garanti altına almayı umduğunu yazmıştı. Haberde, Volkswagen işçilerinin Demir Kubbe füzelerini taşıyacak kamyonların yanı sıra fırlatıcılar ve elektrik jeneratörleri gibi unsurlar üreteceği belirtilmişti. Ancak füzelerin bu tesiste üretilmeyeceğinin altı çizilmişti.

76537681 403
İsrail’in Gazze yakınlarına konuşlandırdığı Demir Kubbe hava savunma sistemi bataryasıFotoğraf: Jack Guez/AFP/Getty Images

VW’deki maliyet düşürme adımları

VW, 2024 yılında maliyet düşürme planı kapsamında Osnabrück’te 2027 itibarıyla araç üretmeme kararı almıştı. Şirket, aynı plan doğrultusunda geçen Eylül ayında da fabrikadaki haftalık çalışma günlerini bir gün azaltmıştı.

Osnabrück fabrikasında şu an VW’nin T-Roc Cabriolet modelinin yanı sıra Porsche Cayman ve Porsche Boxster da üretiliyor.

VW geçen ay ayrıca, 2030 yılına kadar 50 bin işçi çıkarmayı planladığını duyurdu. Şirketin kârı geçen yıl, milyarlarca euroluk ek maliyet getiren emisyon skandalının yaşandığı 2016’dan bu yana kaydedilen en düşük seviyeye geriledi.

Avrupalı otomobil üreticileri son yıllarda Çin nedeniyle artan rekabetten elektrikli araç üretimine geçişle ilgili güçlüklere kadar çeşitli zorluklarla mücadele ediyor.

DW,Reuters,AFP / CÖ,MUK

Belediyeler Birliği seçiminde AKP-CHP gerginliği

CHP’li Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer, Türkiye Belediyeler Birliği (TBB) Başkanı seçildi.

AKP’nin adayı Kahramanmaraş Büyükşehir Belediye Başkanı Fırat Görgel ile yarışan Seçer, 864 meclis üyesinin 446’sının oyunu aldı. Görgel’e verilen oy sayısı ise 311 oldu.

Vahap Seçer normal şartlarda, 2029 yılında yapılacak yerel seçime kadar TBB başkanlığı görevini sürdürecek.

Salonda Ekrem İmamoğlu gerginliği

CHP’li Seçer’in galibiyetiyle sonuçlanan oylama öncesi toplantı salonunda arbede yaşandı. Salonda, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun mesajının okunmasına bazı AKP’li belediye başkanları tepki gösterdi.

Haber ajansı ANKA’nın aktardığına göre, bazı AKP’li belediye başkanları, CHP’li Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş ve Vahap Seçer’in üzerine yürüdü; salondaki diğer CHP’li belediye başkanları da Yavaş ve Seçer’i korumaya alarak dışarı çıkardı.

Gerginlik üzerine, oylamaya geçilmeden önce toplantıya ara verildi.

77019723 403
Vahap Seçer 446 oy aldı. Seçim öncesi salonda AKP’li ve CHP’li üyeler arasında arbede yaşandıFotoğraf: ANKA

İmamoğlu’ndan tutuksuz yargılama çağrısı

Silivri’de tutuklu bulunan Ekrem İmamoğlu, avukatları aracılığıyla sosyal medya hesaplarından, “Bugün Türkiye Belediyeler Birliği Meclisi toplantısında okunmasına tahammül edilmeyen mesajım” notuyla toplantıya ilettiği metni paylaştı.

Mesajında İmamoğlu, “Bugün yapılacak meclis toplantısında, tutuklu bulunan tüm belediye başkanlarımızın ve belediye kadrolarımızın tutuksuz yargılanmasının; demokrasi ve milli egemenlik açısından taşıdığı önemi vurgulayan bir karar alınmasını umduğunu” vurguladı.

TBB başkanları İmamoğlu ve Karalar tutuklandı

31 Mart 2024 yerel seçimlerinin ardından TBB başkanlığına Ekrem İmamoğlu seçilmiş, İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından yerine CHP’li Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar vekaleten seçilmişti. Ancak daha sonra Zeydan Karalar’ın da tutuklanması üzerine yerine vekil olarak Vahap Seçer gelmişti. Karalar ilerleyen süreçte cezaevinden tahliye edildi.

ANKA / MUK,DK

Uzaydan Dünyaya Güneş Enerjsi Işınlama Projesinde Netanyahu Parmağı

Bu girişimin İsrail’in “uzayda enerji egemenliği kurma hayali”nden beslendiğini ileri sürülüyor.

*Murat Yeşil
İstanbulYerelHaberler

Haber Özeti

Uzaydan Dünyaya Güneş Enerjsi Işınlama Projesinde Netanyahu Parmağı. Bu girişimin İsrail’in “uzayda enerji egemenliği kurma hayali”den beslendiğini ileri sürülüyor.Mark Zuckerberg, yapay zekânın elektrik krizini çözmek için uzayda dev solar paneller kurma projesine imza attı. Meta, uzaydan yeryüzüne gece gündüz enerji gönderecek sistem için 1 gigawatt güç rezerve etti. Görünüşte, bu proje  yapay zeka endüstrisinin enerji darboğazını çözmeyi amaçlıyor. Önceki gün duyurulan anlaşma, Meta’ya gelecekteki uydu filosu tarafından üretilen 1 gigawatt‘a kadar güce erken erişim sağlıyor. Amaç nedir? “Aralıklı” güneş çiftliklerini, güneş gezegenin diğer tarafında olsa bile enerji üreten “sürekli açık” enerji santrallerine dönüştürmek. “Yeşil enerji” diye sunulan bu proje, Netanyahu’nun “Büyük İsrail” vizyonuna hizmet ettiği iddiaları ve ciddi güvenlik riskleriyle tartışılıyor.

Sistem Nasıl Çalışacak?

Uzaydan Dünyaya Güneş Enerjsi Işınlama Projesinde Netanyahu Parmağı

Uzaydan Dünyaya Güneş Enerjsi Işınlama Projesinde Netanyahu Parmağı

  • Teknoloji, geleneksel “uzay asansörü” veya “mikrodalga ışını” klişelerinden kaçınıyor. Bunun yerine, Overview Energy daha zarif—ve tartışmasız daha güvenli—bir yöntem kullanmayı planlıyor:
  • Jeosenkron Uydular: Bir uydu takımyıldızı, Dünya’nın 22.000 mil üzerinde oturacak ve neredeyse sürekli güneş ışığının tadını çıkaracak.
  • Yakın Kızılötesi Işınlar: Uydular, güneş enerjisini düşük yoğunluklu, yakın kızılötesi ışığa—esasen görünmez bir ışına dönüştürür.
  • Mevcut Altyapı: Bu ışın, standart karasal güneş çiftliklerine yöneliktir. Yerdeki mevcut paneller, doğal güneş ışığında olduğu gibi kızılötesi ışığı yakalar ve elektriğe dönüştürür.
  • Meta’nın Enerji ve Sürdürülebilirlik Başkan Yardımcısı Nat Sahlstrom,”Uzay güneş teknolojisi, mevcut karasal altyapıyı kullanarak yeni, kesintisiz enerji sağlayarak dönüştürücü bir adımı temsil ediyor,”  diyor

Proje İle İlgili  Sık Sorulan Sorular:

1. Meta bu projeyi neden başlattı?

  • Yapay zeka sistemleri inanılmaz miktarda elektriğe ihtiyaç duyuyor. Yeryüzündeki eski şebekeler ve bürokrasi bu talebi karşılamakta yetersiz kalıyor. Zuckerberg, beklemek yerine doğrudan uzaya yöneldi.

2. Uzaydan enerji gönderme nasıl bir şey?

  • Dünyadan 22.000 km yükseklikte dev solar paneller kurulacak. Bu paneller 24 saat güneş alacak ve enerjiyi güçlü kızılötesi ışınlar halinde yeryüzündeki solar tarlalara gönderecek. Böylece gece bile elektrik üretimi devam edecek.

3. Perovskite hücreleri nedir ve neden tercih edildi?

  • Perovskite, çok hafif, esnek, ucuz ve yüksek verimli yeni nesil güneş hücreleridir. Normal panellere göre 10-15 kat daha hafif olması, uzaya taşımayı kolaylaştırıyor. Ayrıca uzayın radyasyonuna karşı dayanıklı ve kendini onarabilme özelliği var.

4. Projenin arkasında kimler var?

  • Overview Energy’nin yönetim kurulunda eski NASA Başkanı, Pentagon’un eski lazer silah uzmanları ve istihbarat dünyasından ağır topları yer alıyor.
  • İşte Overview Energy’nin arkasındaki “siyasi güç”ün dökümü şöyle.

    Yönetim Kurulu: Eski Politikacılar ve Savunma Devleri

    Jim Bridenstine:

    Eski ABD Kongre Üyesi (Oklahoma) ve 13. NASA Yöneticisi
    Kongre üyesi  olarak Temsilciler Meclisi Silahlı Kuvvetler Komitesi‘nde yer aldı. Hem enerji hem de ulusal güvenlik için hizmet eden “çift kullanımlı” uzay teknolojisinin güçlü bir savunucusu olmuştur.

    Mike Griffin

    Eski  Savunma Bakanı Araştırma ve Mühendislik Yardımcısı
    Pentagon’un “baş teknoloji sorumlusu”ydu. ABD’nin yönlendirilmiş enerji (lazer) sistemlerine geçişinin başlıca mimarlarından biridir.

    Lisa Porter

    Eski Savunma Bakan Yardımcısı
    Tüm Savunma Bakanlığı araştırma ve geliştirme sorumluluğunu paylaştı. Ayrıca istihbarat topluluğunun DARPA versiyonu olan IARPA’yı yönetti.

    Joseph Kelliher

    FERC ‘nin (Federal Enerji Düzenleme Komisyonu) Eski Başkanı-
    Enerji yasalarını takip etmek ve bu “uzay ışınlarının” kırmızı bandiye takılmadan şebekeye bağlanmasını sağlamak için nihai “içeriden biri” olan kişi.

    İsrail’e Geçmiş Destek: Stratejik Hizalanma

    İsrail söz konusu olduğunda, bağlantı sadece “dostluk” değil—birlikte çalışabilirlikle ilgili. Birçok yönetim kurulu üyesi, kariyerlerini ABD uzay ve savunma teknolojisini İsrail çıkarlarıyla uyumlu hale getirmeye harcamıştır.

    Jim Bridenstine: Kongre’de ve NASA’da bulunduğu süre boyunca Bridenstine, ABD-İsrail uzay iş birliğinin tutarlı bir destekçisiydi. İsrail teknolojisini NASA görevlerine entegre eden anlaşmaları denetledi ve uzayın “yüksek zemininde” ABD-İsrail güvenlik ilişkisinin öneminden sıkça bahsetti.

    Mike Griffin: Pentagon’daki görevinde, Griffin  füze savunması ve yönlendirilmiş enerji sistemlerinin geliştirilmesinde önemli rol oynadı—İsrail’in savunma doktrininin temelini oluşturan aynı teknolojiler. Uzun zamandır İsrail’in hayatta kalmak için dayandığı türden bir “teknolojik üstünlüğü” savunuyor.


    Sagi Kfir (Genel Hukuk Danışmanı): Politikacı olmasa da, Kfir, uzay hukuku dünyasında Florida-İsrail havacılık koridoruyla derin bağları olan önde gelen bir figürdür. Ticari uzay şirketlerinin uluslararası sınırları aşarak faaliyet göstermesine olanak tanıyan düzenleyici çerçeveler üzerinde kapsamlı çalışmalar yapmıştır.
     

5. Netanyahu’nun projenin arka planında önemli bir rol oynacağı iddiaları nereden kaynaklanıyor?

  • Overview Energy’nin kuruluş amaçlarının, İsrail’in uzun zamandır izlediği “Uzayda Enerji Egemenliği Kurma” politikasıyla birebir örtüşmesi üzerine bazı yorumcular bu ve benzer iddiaları dillendirmeye başlamıştır. Ayrıca projenin en önde gelen finansörü Mark Zuckerberg’in Yahudi kökenli olması bu iddiaları daha da güçlendirmektedir.

6. Zuckerberg’in Yahudi kökenli olması bu iddiaları neden güçlendiriyor?

  • Zuckerberg’in Yahudi kökenli olması ve şirketin yönetim kurulundaki birçok ismin İsrail’e yakın durması, “tesadüf olamaz” yorumlarına yol açıyor. Bu konuyu irdeleyen çevreler, İsrail’in“uzayda enerji egemenliği kurma hayali”ni gerçekleştirmeye yönelik önemli bir adım olduğu görüşünü paylaşıyorlar.

7. Meta risk alıyor mu?

  • Meta sadece kapasite rezerve ediyor. Proje başarısız olursa zararı sınırlı kalıyor. Başarılı olursa ise kimsenin kolayca müdahale edemeyeceği bir uzay enerji sistemine sahip olacak.

8. Teknoloji sivil mi yoksa askeri mi?

  • Enerjiyi hassas şekilde yönlendirme teknolojisi, İsrail’in “Iron Beam” lazer savunma sistemine çok benziyor. Bu da “sivil görünümlü askeri proje” iddialarını artırıyor.

9. Bu projenin dünya için riskleri var mı?

  • Evet, önemli riskler bulunuyor. Uzaydaki panellerin arızalanıp Dünya’ya düşmesi durumunda büyük metal parçaları atmosfere girerek hasar ve can kaybına yol açabilir. Ayrıca söz konusu proje kapsamındauzaydan gönderilen güçlü kızılötesi ışınların insanlar, kuşlar ve uçaklar üzerinde uzun vadede olumsuz etkileri olup olmayacığı tam bilinmiyor. Roket fırlatmalarının artması da atmosfer kirliliği ve uzay çöplüğü sorununu büyütebilir.

10. Bu projenin dünyayı nasıl değiştireceği düşünülüyor?

  • Proje başarılı olursa büyük teknoloji şirketleri, güneş enerjisinden beslenen elektrik santrallarını uzayda kurabilecek. Bu durum gelecekte enerji savaşlarının yeryüzünden uzaya taşınabileceği şeklindeki  komplo teorilerinii güçlendiriyor.

Sonuç

Mark Zuckerberg’in uzay projesi, yapay zekâ için sınırsız bir enerji kaynağı olarak sunulsa da arkasındaki güçlü isimler, İsrail bağlantıları ve ciddi güvenlik riskleriyle büyük tartışmalara yol açıyor. Gelecekte enerjiyi kim kontrol ederse, dünyayı da o şekillendirecek.

Author: *Murat Yeşil, Ph. D.
Professor of Journalism & Media Studies
Managing Editor
IstanbulYerelHaberler

Kaynakça

  • ANI / Economic Times. (April 28, 2026). “Meta announces two partnerships to boost reliable power for its AI infrastructure.” [Official announcement of the 1GW capacity reservation].
  • Engine Ventures. (2026). “Overview Energy Team: Aerospace, Energy, and Policy Leadership.” [Confirmation of Marc Berte, Mike Griffin, and Lisa Porter’s roles].
  • Reuters. (April 27, 2026). “Meta partners with space startup Overview Energy to secure solar power.” [Details on the 2028 orbital demo and 2030 commercial delivery goals].
  • The Jerusalem Post. (Dec 13, 2020 / Feb 2026 update). “Solar energy will help us strengthen Israeli-Arab peace, Netanyahu says.” [Analysis of Netanyahu’s doctrine regarding solar energy as a tool of strategic diplomacy and sovereignty].
  • OAE Publishing. (2025). “Perovskite solar cells for space applications: The 15x power-to-weight revolution.” [The technical foundation of Overview Energy’s satellite efficiency].

  • European Space Agency (ESA). (2004). “Advanced Concepts: Wireless Power Transmission via Laser.” [The historical technical framework for the 1.064 µm laser chain used by Overview Energy].

Almanya’dan uyarı: Avrupa futbolu mali açıdan yanlış yolda

Almanya’dan uyarı: Avrupa futbolu mali açıdan yanlış yolda. Almanya’nın en üst düzey futbol ligleri olan Bundesliga ve Bundesliga 2’yi organize eden kulüpler birliğinin yöneticileri, Avrupa futbolunun geleceği konusunda uyarılarda bulundu.

Resmî adı “Alman Futbol Ligi” (DFL) olan birliğin yöneticileri Steffen Merkel ve Marc Lenz, Kicker dergisine verdikleri ortak röportajda, ekonomik açıdan ayakta kalabilmek için yatırımcıların sermayesine bağımlı olan Avrupa kulüplerini eleştirdi.

“Avrupa futbolu mali açıdan yanlış yolda. Birçok ligde kulüplerin gelirleri, kadrolar için harcanan yüksek bedelleri karşılamıyor” ifadelerini kullanan Lenz, bu nedenle finansman için yatırımcılara muhtaç kalındığını ya da borçlanıldığını belirtti.

“Yurt dışında bu paranın çoğu da iyi kullanılamadan israf edildi” diyen Lenz, Bundesliga içinse böyle bir durumun söz konusu olmadığını savundu. Lenz “Diğer liglerin aksine biz bu sermayeye bağımlı değiliz” iddiasında bulundu.

Lenz ve Merkel, Alman futbolunun da yatırıma ihtiyaç duyduğunu ancak buna “bir sonraki santrfor (transferi) için değil, uzun vadeli yaklaşımlar için” gereksinim duyduklarını ifade etti. Almanya’da altyapı okulları, stadyumlar ve antrenman sahaları gibi alanlara yönelik yatırımlar için sermaye gerektiğini belirten DFL yöneticileri, “Bu tip uzun vadeli yatırımlar gelecekte rekabeti çok fazla etkileyecek. Zihniyet değişikliğine ihtiyacımız var” dedi.

67691732 403

50+1 kuralına vurgu

DFL yöneticileri ayrıca, kulüplerin tamamen yabancı yatırımcılarca kontrol edilmesine izin vermeyen Bundesliga’nın, diğer üst düzey Avrupa liglerine kıyasla “daha sağlıklı” bir yol izlediğini savundu.

DFL yöneticileri Steffen Merkel ve Marc LenzFotoğraf:
Arne Dedert/dpa/picture alliance

Almanya’daki 50+1 kuralı, profesyonel kulüplerde oy haklarının yüzde 50’sinden bir fazlasının kulüp üyelerinde toplanmasını zorunlu kılıyor. Böylece kulüpler tamamen yabancı yatırımcıların kontrolüne geçemiyor.

50+1 kuralının Bundesliga ve Bundesliga 2’nin “ayrılmaz bir parçası” olarak kalması gerektiğini ifade eden Lenz, DFL yönetimi olarak da söz konusu kuralın “korunmasını ve devam etmesini güçlü şekilde savunacaklarını” söyledi.

76935797 403

Bundesliga’da geçen hafta sonu oynanan ve konuk ekibin 3-0 geriden gelip 4-3 kazandığı Mainz – Bayern Münih maçında tribündeki bir Mainz taraftarıFotoğraf: Gerhard Schultheiß/Jan Huebner/IMAGO

“Premier League göklere çıkarılmamalı”

2014 ile 2024 yılları arasında Avrupa’nın üst düzey liglerine 15 milyar eurodan fazla sermaye enjekte edildiği bilgisini paylaşan DFL yöneticilerinden Lenz, İngiltere’deki meslektaşlarını takdir ettiklerini belirtti ancak Premier League’in “göklere çıkarılmaması” gerektiğini savundu.

Premier League’in rakipsiz gibi görünen ekonomik tablosuna rağmen İngiliz kulüplerinin Avrupa kupalarında ne denli başarılı olduğuna bakmak gerektiğine işaret eden Lenz, “Son yıllarda bu ekonomik güç Avrupa düzeyinde sportif başarıya sadece kısmen dönüştü ve kulüpler ciddi açık veriyor. 2024-2025 sezonunda bu rakam 1,8 milyar euroydu. Ayrıca yüksek oranda da yatırımcılara bağımlılar” dedi. Alman yetkili, “Biz farklı ve daha sağlıklı bir yol izliyoruz” diye ekledi.

DW,dpa,SID / CÖ,MUK

Almanya Başbakanı Merz: İran ABD’yi küçük düşürdü

Almanya Başbakanı Friedrich Merz, İran’ın ABD’yi küçük düşürdüğünü söyledi. Kuzey Ren-Vestfalya eyaletindeki Marsberg kasabasında öğrencilerle bir araya gelen Merz, İran savaşını sert ifadelerle eleştirdi ve ABD’yi bir stratejisi olmamakla suçladı.

ABD’nin İran tarafından “aşağılandığını” savunan Merz, “İranlıların beklenenden daha güçlü olduğunu ve Amerikalıların müzakerelerde ikna edici bir stratejiye sahip olmadığını” ifade etti.

Merz, dünkü okul ziyareti sırasında, “İranlılar çok ustaca müzakere ediyor, ya da daha doğrusu, ustaca müzakere etmiyorlar” dedi ve şöyle konuştu:

“Amerikalıları İslamabad’a kadar getirip sonra hiçbir sonuç almadan geri gönderdiler. Bütün bir ulus İran yönetimi tarafından aşağılanıyor.”

Konuşmasında, “Bu tür çatışmalarda sorun hep aynıdır” diyen Merz, “Sadece girmek değil, aynı zamanda çıkmak da gerekir” ifadelerini kullandı, yıllar süren Afganistan ve Irak savaşlarını hatırlattı.

Merz: Savaş çok paraya mal oldu

Merz, savaşın Almanya’ya ekonomik etkisinden şikayet ederek, bunun “vergi mükellefleri için çok paraya mal olduğunu” da belirtti.

Almanya Başbakanı günün ilerleyen saatlerinde Berlin’de katıldığı, muhafazakâr milletvekillerinin bir etkinliğinde de İran savaşına dair eleştirilerini sürdürdü. ABD ve İsrail’in İran’a yönelik tutumundan “hayal kırıklığına uğradığını” belirten Merz, “sorunun” birkaç günde çözülmesinin hedeflendiğini ancak bunun gerçekleşmediğine vurgu yaptı.

Merz başlangıçta ABD’nin İran’a yönelik saldırılarına destek vermiş ancak çatışmalar uzadıkça ve bunun tüm dünyaya ekonomik faturası ağırlaştıkça tutum değiştirmişti.

Savaşın başında Merz, “Şimdi müttefiklerimize ders verme zamanı değil” diyerek, ABD ve İsrail’in uluslararası hukuku ihlal ettiği yönündeki eleştirileri görmezden gelmişti. Haziran 2025’teki 12 gün savaşı sırasında da Merz, “İsrail pis işi hepimiz adına yapıyor” açıklamasıyla İran’a yönelik bombardımana destek vermişti.

dpa,Reuters / MUK,DK

“Kumanda”dan Ekrana: İzleyici Nasıl İçerik Üreticisi Oldu?

Bir zamanlar ekran karşısında pasif durumda olan birey, bugün küresel bir yayıncıya dönüştü..

*Murat Yeşil
İstanbulYerelHaberler

Haber Özeti

 Kumandadan Ekrana: İzleyici Nasıl İçerik Üreticisi Oldu? Bu çalışma, geleneksel medyanın tek yönlü yapısından sosyal medyanın interaktif dünyasına geçişi, izleyici profilinin radikal dönüşümünü ve bu sürecin arkasındaki çarpıcı verileri incelemektedir. Bir zamanlar sadece ekran karşısında pasif kalan bireyin, bugün nasıl küresel bir yayıncıya dönüştüğünü ve güç dengelerinin nasıl değiştiğini analiz ediyoruz.

Pasif İzleyiciden Aktif Yayıncıya

Geleneksel medya döneminde bir haberi duyurmak için koca bir matbaaya veya milyon dolarlık stüdyolara ihtiyaç vardı. Bugün ise tek ihtiyacımız olan bir akıllı telefon ve internet bağlantısı. YouTube, Instagram ve TikTok gibi platformlar, “sıradan” insanın sesini milyonlara duyurabileceği birer kürsüye dönüştü. Artık akşam haberlerini beklemek yerine, olay yerindeki bir vatandaşın canlı yayınını izliyoruz. Televizyonun yıldızları yerini, mutfağından tarif veren şeflere, odasından oyun oynayan gençlere ve sokaktaki hayatı belgeleyen içerik üreticilerine bıraktı.

“Prosumer” Çağı: Hem Tüket hem Üret

İletişim uzmanları bu yeni dönemi “Prosumer” (Professional Consumer – Profesyonel Tüketici) kavramıyla açıklıyor. Artık sadece izlemiyoruz; izlediğimiz şeye yorum yapıyor, onu paylaşıyor, beğenmiyorsak eleştiriyor, hatta o içerikten esinlenerek kendi videomuzu çekiyoruz. Sosyal medya, izleyici ile yayıncı arasındaki o kalın duvarı yıktı.

Bugün bir Twitter (X) kullanıcısının attığı tek bir tweet, dev bir televizyon kanalının saatlerce süren tartışma programından daha fazla kamuoyu oluşturabiliyor.

Eskiden bir haberi duyurmak için milyon dolarlık stüdyolara ihtiyaç duyulurken, bugün cebimizdeki 4K kameralı telefonlar ana akım medyanın en büyük rakibi haline geldi.

Hız ve Etkileşim: Yeni Dünyanın Para Birimi

Geleneksel medyanın en büyük kaybı “zaman” oldu. Gazetenin basılmasını, ana haberin başlamasını bekleyen sabırlı kitle artık yok. Bir gazetenin baskıya girmesi saatler sürerken, bir X (Twitter) kullanıcısının olay yerinden paylaştığı 15 saniyelik bir video, dünya gündemini belirleyebiliyor. Üstelik bu yeni düzende etkileşim oranı (engagement rate) başarının tek ölçütü. İzleyici artık ekrana konuşabiliyor, yayıncıya soru sorabiliyor ve içeriğin gidişatını doğrudan etkileyebiliyor.

Verilerle Dijital Çağ: Herkes Bir Yayıncı

Geleneksel medyanın “prime time” (en çok izlenen saat) kavramı, yerini “her an, her yerde” modeline bıraktı. Güncel veriler, bu değişimin boyutlarını gözler önüne seriyor: • YouTube: Her dakika platforma 500 saatten fazla video yükleniyor. Bu, geleneksel bir TV kanalının onlarca yıllık yayın kapasitesine saniyeler içinde ulaşılması demek. •

Sosyal Medya Kullanımında Geçen Zaman

  • Küresel çapta insanlar günün ortalama 2 saat 23 dakikasını sosyal medyada geçirirken, geleneksel TV izleme süreleri her yıl dünya genelinde %3 ila %5 oranında geriliyor.
  • Kullanıcı İçeriği (UGC): Tüketicilerin %80’i, markaların kendi reklamlarından ziyade, diğer kullanıcıların oluşturduğu içeriklere (yorumlar, videolar) daha fazla güveniyor.

📊 Tablo 1: Medya Tüketiminde “Eski ve Yeni” (2024 Öngörüleri)

Statista 2023 verilerine dayanarak hazırladığımız bu tablo, geleneksel mecraların düşüşünü ve dijitalin yükselişini net bir şekilde ortaya koyuyor.

Medya TürüGünlük Kullanım Süresi (Ortalama)Yıllık Değişim TrendiTemel İzleyici Kitlesi
Televizyon (Lineer)2 Saat 50 Dakika– %4.2 (Düşüşte)45+ Yaş Üstü
Sosyal Medya2 Saat 23 Dakika+ %6.8 (Artışta)16 – 44 Yaş Arası
Dijital Video (YouTube/Netflix)1 Saat 45 Dakika+ %12.1 (Hızlı Artış)Tüm Demografiler
Basılı Gazete/Dergi12 Dakika– %15.5 (Keskin Düşüş)60+ Yaş Üstü

Güven ve Otorite Paradoksu

Dönüşüm, “Güvenilirlik” sorununu da beraberinde getiriyor:

  • Geleneksel medya editoryal bir süzgeç ve hukuki sorumluluk taşırken, sosyal medya “yalan haber” (fake news) riskini barındırıyor.
  • Buna rağmen, izleyiciler kurumsal soğukluk yerine, sosyal medyadaki “samimiyeti” ve “hızı” tercih ediyor.

Sonuç: Güç El Değiştirdi

“Kumandadan ekrana” geçiş süreci, sadece bir teknoloji değişimi değil, aynı zamanda bir güç devrimi..

“Kumandadan ekrana” geçiş süreci, sadece bir teknoloji değişimi değil, aynı zamanda bir güç devrimidir. Medya plazalarının kapalı kapıları ardında verilen kararların yerini artık algoritmalar ve halkın doğrudan ilgisi alıyor.

Bugünün dünyasında en büyük kanal, elinizde tuttuğunuz akıllı telefon; en büyük yayıncı ise sizsiniz. Televizyonun altın çağında güç, kumandayı tutan elden ziyade, ekranın arkasındaki sınırlı sayıda kurumun elindeydi. “Ana haber” saatleri toplumsal ritüelleri belirliyor, gazetelerin manşetleri kamuoyunun sınırlarını çiziyordu.

cebimizdeki 4K kamerali telefonlar ana akim medyanin en buyuk rakibi

TV kameralarının profesyonel dünyası ile cep telefonlarının demokratik gücü aynı karede çarpışıyor; bu sahne, medya üretiminde yaşanan büyük dönüşümün sembolü haline geldi.”

Ancak 2000’lerin ortasından itibaren internetin hızlanması ve akıllı telefonların ceplere girmesiyle bu yapı temelinden sarsıldı. Bugün, televizyon kanalları izleyiciyi kaybetmemek için YouTube ve TikTok’un dinamiklerine uyum sağlamaya çalışıyor.

Sosyolojik olarak bu durum “Prosumer” (Üreten Tüketici) kavramıyla açıklanmaktadır. Eski dünyada bilgi yukarıdan aşağıya doğru akarken, yeni medya düzeninde bilgi yatay bir düzlemde, milyonlarca kullanıcı arasında saniyeler içinde yayılmaktadır. Geleneksel medyanın hantal editoryal süreçleri, sosyal medyanın anlık hızına karşı büyük bir sınav vermektedir.”

📊Tablo 2: “İzleyici”den “İçerik Üreticisi”ne Dönüşümün Aşamaları

AşamaKullanıcı RolüTemel Araçİletişim Biçimi
1990 – 2005Pasif AlıcıUzaktan KumandaTek Yönlü (Sadece İzle)
2005 – 2012KatılımcıBilgisayar / KlavyeYorum Yapma / Paylaşma
2012 – Günümüzİçerik ÜreticisiAkıllı Telefon / UygulamaÇift Yönlü (Yayınla ve Etkileş
  • “Kumandadan ekrana” geçiş süreci, sadece bir teknoloji değişimi değil, bir güç devrimidir. Medya plazalarının kapalı kapıları ardında verilen kararların yerini artık algoritmalar ve halkın doğrudan ilgisi alıyor.
  • Bugünün dünyasında en büyük kanal, elinizde tuttuğunuz akıllı telefon; en büyük yayıncı ise sizsiniz.
  • Televizyonun altın çağında güç, kumandayı tutan elden ziyade, ekranın arkasındaki sınırlı sayıda kurumun elindeydi. “Ana haber” saatleri toplumsal ritüelleri belirliyor, gazetelerin manşetleri kamuoyunun sınırlarını çiziyordu.
  • Ancak 2000’lerin ortasından itibaren internetin hızlanması ve akıllı telefonların ceplere girmesiyle bu yapı temelinden sarsıldı. Bugün, televizyon kanalları izleyiciyi kaybetmemek için YouTube ve TikTok’un dinamiklerine uyum sağlamaya çalışıyor.
  • Sosyolojik olarak bu durum “Prosumer” (Üreten Tüketici) kavramıyla açıklanmaktadır. Eski dünyada bilgi yukarıdan aşağıya doğru akarken, yeni medya düzeninde bilgi yatay bir düzlemde, milyonlarca kullanıcı arasında saniyeler içinde yayılmaktadır. Geleneksel medyanın hantal editoryal süreçleri, sosyal medyanın anlık hızına karşı büyük bir sınav vermektedir.”

Sıkça Sorulan Sorular (SSS)

1. Haber metninde geçen “Prosumer” kavramı tam olarak neyi ifade ediyor?

  •  Prosumer, “Producer” (Üretici) ve “Consumer” (Tüketici) kelimelerinin birleşimidir. Artık sadece televizyon karşısında oturup sunulanı tüketen değil; aynı zamanda yorum yapan, içerik üreten ve yayılımını sağlayan “aktif kullanıcıyı” ifade eder.

2. Geleneksel medyanın sosyal medya karşısındaki en büyük zayıflığı nedir?

  • En büyük zayıflık “statik” ve “tek yönlü” olmasıdır. Geleneksel medya izleyiciye söz hakkı tanımaz ve geri bildirimi anında alamaz. Sosyal medya ise izleyiciye yayının bir parçası olma ve sürece anlık müdahale etme şansı verir.

3. İzleyicinin içerik üreticisine dönüşmesi habercilik kalitesini nasıl etkiledi?

  • Bu bir çift taraflı madalyondur. Bir yandan olay yerinden anlık bilgi akışı sağlayarak haberciliği demokratikleştirmiş; diğer yandan ise profesyonel editör süzgeci olmadığı için bilgi kirliliğinin (dezenformasyon) artmasına neden olmuştur.

4. Akıllı telefonlar neden kumandaların yerini aldı?

  • Kumanda sadece bir seçici araçken, akıllı telefon hem bir alıcı hem de bir stüdyodur. Kullanıcı akıllı telefon sayesinde sadece ne izleyeceğini seçmekle kalmaz; yayın yapabilir, düzenleyebilir ve milyonlara tek tuşla ulaşabilir.

5. Markalar neden geleneksel reklamlar yerine içerik üreticileriyle çalışmayı tercih ediyor?

  • Çünkü içerik üreticileri “samimiyet” ve “doğrudan bağ” sunar. İzleyici, tanımadığı bir dış sesten gelen reklam yerine, güvendiği ve takip ettiği birinin deneyimine çok daha fazla güven duymaktadır.

Author: *Murat Yeşil, Ph. D.
Professor of Journalism & Media Studies
Managing Editor
IstanbulYerelHaberler

Kaynakça:

A- Raporlar ve Güncel Veri Kaynakları:

B – Akademik Makaleler:

Von der Leyen’ın Türkiye açıklaması krize yol açtı

AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in Türkiye’yi Rusya ve Çin ile aynı cümlede anması diplomatik gerginliğe neden olurken, AB, açıklamanın bağlamdan koparıldığını savunuyor.

Von der Leyen, Pazar günü Hamburg’da Zeit gazetesinin düzenlediği bir etkinlikte AB genişlemesine verdiği desteği anlatırken, bloğun “Rusya, Türkiye veya Çin’in etkisinde kalmayacak şekilde Avrupa kıtasına (genişlemeyi) tamamlamayı başarması gerektiğini” söyledi.

Anadolu Ajansı’nın da haberleştirdiği açıklama, Almanya ile ilişkileri son dönemde gelişen, AB üyeliğine aday ve NATO müttefiki Türkiye’nin potansiyel bir tehdit olarak algılandığı izlenimini doğurarak diplomatik gerginliğe yol açtı.

Söz konusu açıklama, Türkiye’de sosyal medyada viral oldu.

AB: Öyle demek istemedik

AB yürütme organının baş sözcüsü Paula Pinho, Salı günü yaptığı açıklamada von der Leyen’in sözlerinin bağlamından koparıldığını ve açıklığa kavuşturulacağını belirtti.

Pinho, Türkiye’ye yapılan atfın “herhangi bir başka ülkeyle kıyaslama amacı taşımadığını, ülkenin jeopolitik ağırlığının, büyüklüğünün ve özellikle Batı Balkanlardaki hedeflerinin bir tanınması” olduğunu söyledi. Türkiye’nin hem ekonomik hem de siyasi açıdan “tartışmasız biçimde bölgenin önemli bir ortağı” olduğunu vurgulayan Pinho, göç gibi kritik konularda işbirliğinin sürdüğünü, Türkiye’nin aynı zamanda AB adayı ve “önemli bir NATO müttefiki” olduğunu hatırlattı.

Pinho, Salı günü erken saatlerde gazetecilerin sorularını yanıtlarken de Türkiye’nin AB adayı sıfatıyla, özellikle Batı Balkanlarda “komşuluk konusunda ek sorumluluk” taşıdığını söylemişti.

Türk diplomat: Dışişleri Brüksel’e sordu

Bir Türk diplomata göre Türkiye, von der Leyen’in açıklamalarının basında doğru aktarılıp aktarılmadığını Avrupa Komisyonu’na sordu. Komisyon ise söz konusu ifadelerin bağlamından koparıldığını ve konunun açıklığa kavuşturulacağını bildirdi. Türkiye Dışişleri Bakanlığı olayla ilgili henüz resmi bir açıklama yapmadı.

Türkiye, NATO’nun en büyük ikinci ordusuna sahip ülke konumunda. Söz konusu gerginlik, ABD ile İran arasındaki savaşın küresel istikrarsızlığı derinleştirdiği ve AB’nin jeopolitik ilişkilerini pekiştirmeye çalıştığı kritik bir döneme denk geldi.

Von der Leyen ile Türkiye arasında ilk kriz değil

Bu gelişme, von der Leyen ile Türkiye arasındaki ilk diplomatik gerginlik değil. 2021 yılında Ankara’ya Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmeye giden AB’nin üst düzey yöneticisi von der Leyen, o sırada Avrupa Konseyi Başkanı olan Charles Michel’in Erdoğan’ınkiyle denk tek mevcut koltuğu alması üzerine daha uzaktaki bir kanepeye oturmak zorunda kalmış ve bu olay dünya genelinde geniş yankı uyandırmıştı.

dpa / BÜ,MUK

“Ay’dan Dünya’ya Ayar Verme”Projesi

Beyaz Saray ve NASA, 2030 yılına kadar Ay yüzeyinde ve yörüngesinde operasyonel nükleer reaktörler kurmayı hedefleyen yeni bir yol haritası açıkladı.

*Murat Yeşil
IstanbulYerelHaberler

Haber Özeti

Beyaz Saray ve NASA, 2030 yılına kadar Ay yüzeyinde ve yörüngesinde operasyonel nükleer reaktörler kurmayı hedefleyen yeni bir yol haritası açıkladı. “ABD Uzay Üstünlüğü” stratejisinin bir parçası olarak sunulan bu proje, güneş enerjisinin yetersiz kaldığı derin uzay görevleri için kesintisiz güç sağlamayı amaçlıyor. Ancak, projenin askeri potansiyeli ve Ay’ın nükleer bir üsse dönüştürülme ihtimali, küresel güvenlik ve “Ay üzerinden dünyayı kontrol etme” çabası olarak nitelendirilen yeni bir jeopolitik gerilimi tetikliyor.

News Summary

The White House and NASA have unveiled a roadmap to deploy operational nuclear reactors on the lunar surface and in orbit by 2030. Framed as a cornerstone of “US Space Superiority,” the initiative aims to provide continuous power for deep-space missions where solar energy falls short. However, the military potential and the prospect of turning the Moon into a nuclear hub are sparking global security concerns, interpreted by some as a quest for “Lunar-based global control” and a new era of geopolitical tension.

Soru 1: NASA’nın bu projesinin teknik ve stratejik amacı tam olarak nedir?

  • NASA’nın resmi söylemi, Ay’da kalıcı bir insan varlığı ve Mars görevleri için “kesintisiz enerji” ihtiyacı üzerine kurulu. Mevcut güneş panelleri, Ay gecelerinde veya derin kraterlerde yetersiz kalıyor.
  • Beyaz Saray Bilim ve Teknoloji Politikası Ofisi (OSTP) tarafından yayınlanan yeni kılavuz, nükleer fizyon reaktörlerinin hem Ay üsleri için elektrik üreteceğini hem de nükleer elektrikli itki sistemleriyle uzay araçlarının çok daha uzak mesafelere, daha ağır yüklerle ulaşmasını sağlayacağını belirtiyor.
  • Ancak metnin satır aralarında geçen “ABD Uzay Üstünlüğü” (US Space Superiority) vurgusu, projenin sadece bilimsel değil, aynı zamanda stratejik bir hakimiyet kurma amacı taşıdığını gösteriyor.

Soru 2: “Atomize Edilmiş Ay” Tehdidi: Teknik açıdan bu projenin riskleri ve gerçekleşme olasılığı nedir?

  • Teknik olarak 2028’de yörüngeye, 2030’da ise Ay yüzeyine nükleer reaktör yerleştirmek son derece agresif bir amaç. ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) ve Enerji Bakanlığı (DOE) ile ortak yürütülen bu süreçte, modüler ve ölçeklenebilir reaktörlerin (20-100 kWe) üretilmesi planlanıyor.
  • Risk ise “Atomize Edilmiş Ay” senaryosunda gizli. Ay atmosferinin olmaması, olası bir nükleer sızıntı veya kaza durumunda radyasyonun tüm yüzeye ve çevre yörüngeye yayılması demektir.
  • Ay’ın ekosistemi (doğal yapısı) geri dönülemez şekilde bozulabilir. Ayrıca, reaktör yakıtının (uranyum) Dünya’dan fırlatılması sırasında yaşanabilecek bir kaza, Dünya atmosferini de radyoaktif bir felaketle karşı karşıya bırakabilir.

Soru 3: “Ay’dan Dünyayı Kontrol Etme” Sevdası: Bu proje küresel bir güvenlik tehdidi mi?

"Ay’dan, Dünya’ya Ayar Verme" Projesi

Ay'ın Nükleer Haritası
Illustration of lunar nuclear modules and Earth control system for the “Ay’dan, Dünya’ya Ayar Verme” project.
  • Eleştirmenler, bu adımı masum bir enerji projesi olarak değil, “Ay’dan Dünyayı Kontrol Etme” sevdasının bir parçası olarak görüyor. Ay, askeri açıdan “en yüksek tepe” (high ground) konumundadır.
  • Ay’da konuşlu nükleer enerjiyle beslenen lazer sistemleri veya gelişmiş gözetleme araçları, Dünya üzerindeki herhangi bir noktayı hedef alabilir.
  • Bu durum, 1967 Dış Uzay Antlaşması’nın (Outer Space Treaty) ruhuna aykırı bir “Ay Gezegenini Nükleerleştirme Çılgınlığı” olarak nitelendiriliyor.
  • Nükleer güçle çalışan uydular, sadece keşif için değil, aynı zamanda rakip ülkelerin uzay varlıklarını devre dışı bırakabilecek silah platformları için de enerji kaynağı olabilir.

Soru 4: Dünyadan nasıl bir tepki bekleniyor? Uluslararası itirazlar hangi noktada birleşecek?

  • Tepkiler muhtemelen üç ana noktada yoğunlaşacaktır: Uzayın askerileştirilmesi, çevresel güvenlik ve hukuk.
  • Çin ve Rusya gibi rakipler, bu hamleyi bir silahlanma yarışı tetikleyicisi olarak görecektir. Özellikle Çin’in de benzer enerji kapasiteleri arayışında olması, Ay’ı yeni bir “Soğuk Savaş” cephesine dönüştürebilir.
  • Gelişmekte olan ülkeler ise “Dünyaya Ay’dan Ayar Verme” çabasına karşı çıkacak ve Ay’ın “insanlığın ortak mirası” olduğunu hatırlatarak nükleer atık yönetimi ve güvenlik protokolleri konusunda uluslararası denetim talep edeceklerdir.

Soru 5: ABD bu projeyle tek kutuplu bir uzay hakimiyeti mi hedefliyor?

Karşılaştırmalı Analiz- "Enerji Verimliliği ve Risk"
Visual overview of energy sources, nuclear risks, and atomic moon threats in space missions.
  • Jared Isaacman ve OSTP’nin açıklamaları, “Amerikan bayrağını” ve “ABD üstünlüğünü” ön plana çıkarıyor.
  • Bu, teknolojik bir rekabetin ötesinde, uzay altyapısında tekel olma arzusudur.
  • Nükleer enerji, ABD’ye rakiplerinin ulaşamayacağı bir operasyonel menzil ve güç kapasitesi tanıyacak.
  • “Ay Gezegenini Nükleerleştirme” planı başarılı olursa, ABD Ay’daki kaynakların (helyum-3 vb.) kontrolünü de ele geçirerek önümüzdeki yüzyılın enerji ve güvenlik mimarisini Ay üzerinden kurgulayabilir.

Author: *Murat Yeşil, Ph. D.
Professor of Journalism & Media Studies
Managing Editor
IstanbulYerelHaberler

Kaynakça

  1. WIRED: “NASA Wants to Put Nuclear Reactors on the Moon” (2024).
  2. White House OSTP: “Memorandum on National Strategy for Space Nuclear Power and Propulsion.”
  3. NASA: “Artemis Program: Fission Surface Power Project Overview.”
  4. Outer Space Treaty (1967): United Nations Office for Outer Space Affairs.
  5. Department of Energy (DOE): “Space Nuclear Power Strategy 2021-2030.”

Yurttan ve Dünyadan Sondakika Haberler

Exit mobile version